Insanlar aşık neden

Bazı insanlar neden aşık olamıyor? Araştırmalara göre, bekar insanların %20'si aslında hiç aşık olmadı. Bazı insanların iddia ettikleri gibi gerçekten 'romantizme ihtiyacı yoktur'. Aşık olunacak doğru kişiyi nasıl buluruz? İnsanlar Neden Aşık Olur? Onun o kişi olduğunu kesin olarak biliyorsunuz, çünkü bir anlamda onu zaten tanıyordunuz ve onu zaten bekliyor olduğunuz için, size ne kadar yabancı da olsalar onu ezelden beri tanıyor gibi hissedersiniz. O size tanıdık gelen bir yabancı bedeni. Aşık kalmak, aşkı sürdürmek neden zordur? Bu bölümde, uzun süreli ilişkilere duyulan ihtiyaç, erkeklerin farklı ilişkiler aramasının sebepleri, deneyimlerimizin duygusal olarak kodlanmasını sağlayan beyin sistemi, seksin insanlar için yararı gibi konular işleniyor. Bu renk testi insanların neden sana aşık olduğunu ortaya çıkarıyor. TEST VİDEO YEMEK CAFE GÜNDEM DİĞER. Bu Renk Testi İnsanların Sana Neden Aşık Olduğunu Söylüyor! ... Seni mutlu etmek çok kolay. İşte insanlar bu özelliklerine aşık oluyor. 🤩🤩 ... Uzmanlara göre aşık olamamak için çok fazla neden vardır. Örnek verecek olursak, öz güven eksikliği, düşüklüğü aşık olamamak için önemli bir neden olabilir. Bu durumda da birinin isiz sevebilecek olmasına inanmanız da oldukça zordur. Bu da tabi ki birini sevme durumundan sizi alıkoyacaktır. Peki insan neden aşık olur ? İnsanı en çok inciten , ruhunu daraltan temel acının , insanın kendisini değersiz hissetmesi olduğu kanaatindeyim Aşk da tam burada dervreye giriyor Kişiler kendilerini değerli hissetmek için , zamanımızda en çok aşka sığınıyor ve aşkı kurtarıcı olarak görüyor İlginç bir şekilde bir kuratarıcı gibi sarılınan aşk , kendisinden ... Bazı insanlar neden aşık olamaz? Özellikle günümüzde çok sık rastlanılan bir problem olan gerçek aşkı bulamama, bazen kişiye özel bir sorun haline gelebiliyor. Muhtemelen 'Ben neden aşık olamıyorum ya?' diye yola çıkan üstün zekalı bilim insanlarına göre zeki insanlar her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünüp sadece güzel görüşe aldanmıyorlar bu yüzden de pek daha zor aşık oluyorlar. Bu sebeplerden bazılarına geçecek olursak: Zeki insanlar karşısındaki kişiyi de ...

Mağaramdan

2020.09.16 22:37 emirhanbakan Mağaramdan

Adeta artık içimde bedenimde iki kişi varmış gibi. İçim ve dışın gerçekten çok farklı kişiler. Dışıma ben değilim diyemem ama içim beni benden iyi tanımladığı için içimin içinde yaşayıp müthiş bi yalnızlığa doğru sürükleniyorum. Aslında o müthiş yalnızlığa yine o içimdeki insan sürüklüyor beni. Dışım hala insansal faaliyetlerini sürdüyor. Arada bir arkadaşlarıyla eğleniyor ailesile vakit geçirmeye çalışıyor ders çalışıyor vs. Fakat iç ve dışımın bağlantışılı olduğu tek nokta kitap okumak. Dışım vasıtasıyla gerçekleşen bu olayı içim adeta avını kapan aslan gibi kapmaya çalışıyor. Dışım kitapta bulduğu bazı olayları kendine yansıtmaya çalışıyor ve tabiki içim tüm bencilliğiyle ona engel oluyor. Düşünüyorum; Dışım içime göre kat ile güçlü. İsteklere, tutkulara, ve tüm duygulara sahip. Dışım kendi türdeşine ihtiyaç duymadan yaşamaya muktedir Tabi ona karşı bir içim olmassa. Peki içim... İçim neye sahip? Duygusuzluk tutkusuzluk ve isteksizlik, yaşayabilmesi için türdeşine ihtiyaç duymuyor fakat tek ve tüm arzusu olan ruhunu keşfedebilmek için ölmek veyahut kendini dondurmak istiyor. Sayın dostlarım içim benim insanlardan uzaklaştığım; Dostoyevskinin tabiriyle "mağaram" .Bu mağara, dolu bi mağara; yaşanmışlıklardan çıkarılmış dersler ve fikirler ile... Dünyada sadece hassas insanlar bu mağaraya sahip olabilir. Peki hassas insan kimdir. Buraya kadar hep gördüğümüz yazılar. Peki hassas insan gerçekten kimdir. Aslına bakarsanız bunun hakkında hiç düşünmedim hayatım boyu hep o mağaradayım bir şeyler düşünüyorum ama düşündeğim şeyleri asla ve asla bilmiyorum belki de bu benim acizliğimdir, çok da mühim değil. Hassas insanlar kimlerdir sorusuna tek bir cevap vermek aptallık olur. Ama genel bi tanı ortaya koyucak olursam bence bu insanlar hayatlarında herhangi bir şekilde herhangi bir şeyden başarı veya mutluluk duyabilecekken bunları yaşayamayan insanlardır Keşkesi bol olan insanlar... Bu insanlarında öyle hepsi değil dostlarım. Toplumun tabiriyle zeki ( fakat bence bu doğru değil insanların zekasının yönelimleri farklı türler olabilir ve bizim zeki diye nitelendirdiğimiz kısım zekasını düşünmeye yönlendiren kısımdır) denilen insanlar gerçek hassas insanlardır. Ama bekleyin. Dediğim gibi daha önce hiç bu konuda düşünmedim şimdi bir kaç satır geri gidip düşüncelerimin doğruluğunu teyit etmem gerekiyor. Evet dostlarım düşündüm de bir insanın kendi mağarasında yaşaması için hassas kalpli olmasına gerek yok. Kendi yazdıklarımı çürütme zamanı. Hassas kalpliliğin insana Tanrı vergisi olduğu kanısına vardım. Ve yukarda tanımını yaptıpım hassas kalpli insanlar tanımı aslında tamamen mağarasına gömülen insanların tanımı. Evet biraz karışık oldu ama sanıyorum sonuca vardık. Ve şimdi size bahsettiğim "zeki" insanların mağaralarında acı çekip iyice gömülmesine neden olan o duygudan bahsediyim. Gurur... Gurur bahsini ettiğimiz insanların en büyük düşmanıdır. Gurur mağarayı genişletendir. Peki nasıl. Evet her insanda gurur var. Peki neden sadece biz acı çekiyoruz bu kahrolası duygudan. Bu (bence) zekamızı düşünce yönünde yormamızdan kaynaklanan bir şey. Elbette ki sadece zekasını bu yönde kullanan insanlara "zeki" denmesinin sebebi olmalı. Bu insanlar hayatta sınıf atlasınlar veya atlamasınlar kendilerini bilim ahlak sosyal konularda geliştirmiştir. Burada bizi en çok ilgilendiren kısım ahlak. Bahsi geçen insanlar diye uzun uzun yazmayıp bundan sonra ben diye cümleye başlayacağım. Bende bir vakitten sonra öyle bir ahlak oluşuyor ki ortada yazılı veya sözlü ahlak anlayışı olmuyor. Düşünce üzere olan akla ve mantığa uyan bir ahlak anlayışı oluşuyor. Ve verdiğim ahlaki hükümler ne kadar yanlış gözüksede benim gözümden ramak mercek alıp bakılınca müthiş anlamlar kazanıyor. Beni mağaradayken diğer insanların bazılarına kızmaya iten ise olaylara birbirimiz gözünden bakamamız. Evet şuan gerçekten böyle söylüyorum ve göreceksiniz birazdan kendimle çelişeceğim ama hala dediğimin arkasındayım. Şimdi değineceğim konu ise nasıl mutlu olunacağı. Dostlarım eğer şu satıra kadar bahsettiklerimin yarısını dahi anladıysanız çok üzülerek söylüyorum ki hayatınızda hiçbir zaman mutlak mutluluk olmayacak. Evet sevinçli anılarımız olacak. Yeri gelecek güleceğiz fakat inanın bana onlar akıllarımızı uyuşturabilen bir takım olaylar. Uyuşuklar geçip gittiğinde, o mağarada uyandığınızda tekrar yalnızlık sizi boğacak. Ama size iyi niteğinde sayılacak bir haberim var. Dünya üzerinde öyle bir uyuşturucu var ki bırakın mağarımızı başta bahsettiğimiz iç kişiliğimizi öldürebilecek veya dondurabilecek kudrette. Yani demek istiyorum ki dostlar ruhumuzu keşfettirebilecek güçte. Ruhumuz ancak eşini bulduğunda varolduğunu gerçek manada hissetirir bize. Sanırım hangi uyuşturucudan bahsettiğimi anladınız ama yine de söyleyeyim baylar ve bayanlar. Aşk şaka gibi değil mi heralde bu yazıları bir aptal yazıyor olmalı, sizlere dünyada ki insanların çok ama çok büyük bir bölümünün sahip olduğunu iddia ettiği duygunun psikolojik rahatsızları var denebilecek insanları kurtaracağını söylüyorum. Evet dostlarım, fakat önemli açıklamalar ile... Aşk iki insanın hormonları etkisiyle birbirindem hoşlanması veya aile kurmak için (hatta hoşlantı olduğu iddia edilse bile) duyulan duygu değildir. Hormonlardan bahsederken bunu sadece cinsel olarak düşünmeyin dostlarım insanlar tabiatı gereği bir eş ihtiyacı duyarlar fakat bahsetmek istediğim de bu. O boşlukları doldurmak için kurulan ilişkiler değil aşk. Aşkın temel kavramı bence ruh münasebeti. Ve aşık insanların en büyük belirtisi birbirlerinin beyninin içini okuması. Sanırım çok uzattım bu yazıları yazma sebebim mağaramdan bir nebze uzaklaşmaya çalışıp anladığım hatta hâlâ anlamaya çalıştığım Dostoyevskiden kendime örnekler vermekti. Uykuya geçmeden şunu belirtmek isterim ki eğer bu uyuşturucuya benim gibi sahip olabilme şansınız varken olamadıysanız geçici uyuşturucular kullanın yani kitap okuyun. İyi geceler diliyorum. Sefaletten kurtulmanın tek yolu çalışkanlık sanırım.
submitted by emirhanbakan to u/emirhanbakan [link] [comments]


2020.08.28 18:19 griljedi GRRM - 2014 Söyleşileri

- "Gerçek hayatta iyiyle kötü arasındaki savaşın en zor yanı, hangisinin hangisi olduğunu belirlemektir... Geleneksel mutlu sonlara karşı içgüdüsel bir güvensizliğim var.”
- 1991'de bu fikri ilk aldığınızda, bunun sadece bir roman değil, birçok roman olduğunu biliyor muydunuz?
Bana gelen ilk sahne, ilk kitabın birinci bölümüydü, ulu kurt yavruları buldukları bölüm. Bu bana birdenbire geldi. Aslında farklı bir roman üzerinde çalışıyordum ve birden o sahneyi gördüm. Yazdığım romana ait değildi ama bana o kadar canlı geldi ki oturup yazmak zorunda kaldım ve bunu yaptığımda ikinci bir bölüm oldu ve ikinci bölüm Catelyn'di. Ned'in yeni döndüğü ve kralın öldüğü mesajını aldığı bölüm ve bu da bir tür farkındalıktı çünkü ilk bölümü yazarken gerçekten ne olduğunu bilmiyordum. Bu kısa bir hikaye mi? Bu bir romanın bölümü mü? Hepsi bu Bran denen çocukla mı ilgili olacak?Ama sonra, ikinci bölümü yazdığımda ve bakış açımı değiştirdiğimde - tam orada, tam başında, Temmuz 91'de önemli bir karar verdim. Tek bir bakış açısına sahip olmaktansa ikinci bir bakış açısına gittiğim dakika, kitabı çok daha büyük yaptığımı biliyordum. Şimdi iki bakış açım vardı ve iki tane elde ettiğinizde, üç, beş veya yedi veya her neyse olabilir. Üç ya da dört bölüm içinde olduğumda bile, büyük olacağını biliyordum.
Başlangıçta, bir üçleme düşündüm ve nihayet piyasaya sürdüğümde, bu şekilde sattım.Üç kitap: A Game of Thrones, A Dance With Dragons, Winds of Winter. Bunlar üç orijinal başlıktı ve üç kitap için kafamda bir yapı vardı. O zamanlar, doksanlı yılların ortalarında fanteziye, altmışlardan beri olduğu gibi üçlemelerin egemenliği altındaydı. Yayıncılığın o küçük ironilerinden birinde Tolkien aslında bir üçleme yazmadı. Yüzüklerin Efendisi adlı uzun bir roman yazdı. Ellili yıllardaki yayıncısı, "Bu tek bir roman olarak yayımlanamayacak kadar uzun. Onu üç kitaba ayıracağız" dedi. Böylece üçlemeyi elde etti, Yüzüklerin Efendisi o kadar büyük bir başarıya dönüştü ki yirmi yıldan fazla bir süredir diğer tüm fantezi yazarları üçleme yazıyordu. Bu kalıbı kararlı bir şekilde kıran, sanırım bir üçleme olarak da başlayan, ancak hızla ötesine geçen The Wheel of Time ile Robert Jordan'dı ve insanlar şunu görmeye başladı, "Hayır, daha uzun. Esasen bir mega romanınız olabilir! " Ve nihayetinde ben de aynı farkındalığa ulaştım, ancak '95'e kadar, A Game of Thrones'da zaten bin beş yüz el yazması sayfam olduğu ve sonuna kadar bile yaklaşmadığım ortaya çıktığında... Böylece benim üçlemem o noktada dört kitap oldu. Sonra, daha sonraki bir noktada, altı kitap oldu. Ve şimdi yedi kitapta sabit tutuyor.
İnşallah yedi kitapta bitirebilirim.
Büyük, biliyor musun? Ve gerçek şu ki, bu bir üçleme değil.Uzun bir roman. Gerçekten çok uzun bir roman. Bu bir hikaye ve hepsi bittiğinde, bir kutu setine koyacaklar ve bundan yirmi yıl sonra ya da bundan yüz yıl sonra hala okuyan biri varsa, hepsini birlikte okuyacaklar. Başından sonuna kadar okuyacaklar ve benim yaptığım gibi, hangi kitapta neler olduğunu unutacaklar.
- Kışyarı'nda geçen sahneleri yazarken ve birdenbire tamamen farklı bir konumla Daenerys sahnesine sahip olurken, sizin için büyük bir değişim miydi?
Oldukça erken bir tarihte, 91 yazında Daenerys'e ait şeyler vardı. Onun başka bir kıtada olduğunu biliyordum. Sanırım o zamana kadar zaten bir harita çizmiştim - ve üzerinde değildi. Westeros olarak anılacak tek kıtanın haritasını çizmiştim ama o sürgündeydi ve bunu biliyordum ve bu yapıdan bir nevi ayrılıştı. Kitabın başlangıç ​​yapısı açısından Tolkien'den ödünç aldığım bir şey. Yüzüklerin Efendisine bakarsanShire'da her şey Bilbo'nun doğum günü partisiyle başlar. Çok küçük bir odağınız var. Kitabın hemen başında Shire'ın bir haritası var - bunun tüm dünya olduğunu düşünüyorsunuz. Ve sonra onun dışına çıkarlar. Kendi içinde epik görünen Shire'ı geçerler ve sonra dünya büyüyor, büyüyor ve büyüyor... Ve sonra daha fazla karakter eklerler ve sonra bu karakterler ayrılır. Esasen oradaki ustaya baktım ve aynı yapıyı benimsedim. Taht Oyunları'ndaki her şey Kışyarı'nda başlar. Orada herkes bir aradadır ve sonra daha fazla insanla tanışırsınız ve nihayetinde ayrılırlar ve farklı yönlere giderler. Ancak bundan ilkinden ayrılan, her zaman ayrı olan Daenerys'ti. Sanki Tolkien, Bilbo'ya sahip olmanın yanı sıra, kitabın başından beri ara sıra bir Faramir bölümüne atılmış gibi.
- Aslında Daenerys, Kışyarı’na (sahnelerine) bağlıydı çünkü onun ailesine olanlar hakkında konuşulduğunu okuduk.
Örtüşmeler görüyorsunuz. Daenerys evlenir ve Robert, Daenerys'in yeni evlendiği raporunu alır ve buna ve yarattığı tehdide tepki verir.
- Çok güçlü ters dönüşleriniz var, okuyucunun dengesini bozuyorsunuz. Önceleri Sword in the Stone bölgesinde olduğunuzu düşünebilirsiniz, kitabın dönüşeceği halini düşünebilirsiniz; örneğin kahramanın Bran olduğunu düşünebilirsiniz ama sonra sizinle okuyucu arasında hilekar bir oyuna dönüşmüş gibi...
Sanırım okumak istediğini yazıyorsun. Bayonne'de çocukluğumdan beri okurdum, doymak bilmez bir okurdum. "George, burnu kitapta" diye seslenirlerdi. Bu yüzden hayatımda birçok hikaye okudum ve bazıları beni çok derinden etkiledi; diğerlerini ben onları yere koyduktan beş dakika sonra unuttum. Gerçekten takdir etmeye başladığım şeylerden biri, benim kurgumda bir tür öngörülemezlik. Beni nereye gittiğini gördüğüm bir kitaptan daha çabuk sıkan hiçbir şey yok. Siz de okudunuz. Yeni bir kitap açarsınız ve ilk bölümü, belki ilk iki bölümü okursunuz ve geri kalanını bile okumanıza gerek kalmaz. Tam olarak nereye gittiğini görebilirsiniz. Sanırım ben büyürken ve televizyon seyrederken bunun bir kısmını aldım. Annem olayların nereye gittiğini her zaman tahmin ederdi, ister I Love Lucy ister onun gibi bir şey olsun. "Pekala, bu olacak" derdi. Ve tabii ki, olur! Ve hiçbir şey daha hoş değildi, farklı bir şey olduğunda aniden bir şaşırırdı, twsit haklı olduğu sürece.
Bir anlam ifade etmeyen gelişigüzel dönüşler yapamazsınız. İşlerin takip etmesi gerekiyor. Sonunda "Aman Tanrım, bunun olacağını görmedim ama önceden haber verildi; burada bir ipucu vardı, orada bir ipucu vardı. Onu görmeliydim geliyor. " demelisiniz ve bu benim için çok tatmin edici. Bunu okuduğum kurguda ararım ve kendi kurguma yerleştirmeye çalışırım.
- Bran'ın itilmesi gibi, bunu da önceden haber veriyorsunuz, böylece okuyucu aldatılmış hissetmez. Kızıl Düğün de aynı.
Kurgu ve yaşam arasında her zaman bir gerilim vardır. Kurgu, hayattan daha fazla yapıya sahiptir. Ama yapıyı saklamalıyız. Sanırım yazarı saklamalıyız ve bir hikayeyi gerçekmiş gibi göstermeliyiz. Çok fazla hikaye çok yapılandırılmış ve çok tanıdık. Okuma şeklimiz, televizyon izleme şeklimiz, sinemaya gitme şeklimiz, hepsi bize bir hikayenin nasıl gideceğine dair belirli beklentiler verir. Gerçek hikayeden tamamen bağımsız olan nedenlerle bile. Sinemaya gidiyorsun, büyük yıldız kim? Tamam, Tom Cruise yıldızsa, Tom Cruise ilk sahnede ölmeyecek, biliyor musun? Çünkü o yıldız! Geçmesi gerekiyor. Veya bir TV şovu izliyorsunuz ve adı Castle. Castle karakterinin oldukça güvenli olduğunu biliyorsunuz. Önümüzdeki hafta ve sonraki hafta da orada olacak.
İdeal olarak bunu bilmemelisin. Duygusal katılım, bir şekilde bunu aşabilirsek daha büyük olurdu. Yani yapmaya çalıştığım şey bu, biliyor musun? Bran, önsözden sonra tanıştığınız başlıca karakterlerden ilki. Yani "Oh, tamam, bu Bran'ın hikayesi, Bran burada bir kahraman olacak" diye düşünüyorsunuz. Ve sonra: Hata! Orada Bran'a ne oldu? Hemen kuralları değiştiriyorsunuz. Ve umarım bu noktadan sonra okuyucu biraz belirsizdir. “Bu filmde kimin güvende olduğunu bilmiyorum.” Bunu dedirtmek gerekir. Ve insanlar bana “Kitaplarda kimin güvende olduğunu asla bilemiyorum. Asla rahatlayamam. " dediğinde bunu seviyorum. Bunu kitaplarımda istiyorum. Ve bunu okuduğum kitaplarda da istiyorum. Her şeyin olabileceğini hissetmek istiyorum. Alfred Hitchcock bunu yapan ilk kişilerden biriydi, en ünlüsü Psycho'da. Psycho'yu izlemeye başlıyorsun ve onun kahraman olduğunu düşünüyorsun. Öyle mi? Onu sonuna kadar takip ettin. O duşta ölemez!
- Ned korucunun kafasını kestiğinde belirsizliğe erken işaret edersin ama o yanılıyor. Kesin değil. Ve hatta Jaime Lannister, Bran'ı pencereden dışarı ittiği sahneden sonra Tyrion ile dostça bir ilişki kurar. Onun başka bir yanını görüyorsunuz.
Gerçek insanlar karmaşıktır. Gerçek insanlar bizi şaşırtıyor ve farklı günlerde farklı şeyler yapıyorlar. Santa Fe'de birkaç ay önce satın alıp yeniden açtığım küçük bir tiyatrom var. Bazı yazar etkinlikleri düzenliyoruz. Birkaç hafta önce bir imza için Pat Conroy vardı. Harika yazar, harika Amerikalı yazarlarımızdan biri. Ve kariyerinin çoğunu babası hakkında bu kitapları yazarak geçirdi. Bazen anı olarak, bazen kurgu olarak atılıyor, ancak babasıyla olan sorunlu ilişkisinin, ona farklı bir isim ve farklı bir meslek verdiğinde ve tüm bunlara rağmen baktığını görebilirsiniz. Her ne şekilde olursa olsun, Pat Conroy’un babası Büyük Santini karakteri, modern edebiyatın en büyük karmaşık karakterlerinden biridir. O çirkin bir tacizci, çocuklarını terörize ediyor, karısını dövüyor, ama aynı zamanda bir savaş kahramanı, bir dövüşçü ve tüm bunlar. The Prince of Tides'daki karakter gibi bazı sahnelerde, bir kaplan satın aldığı ve bir benzin istasyonu açmaya çalıştığı ve işler ters gittiği, neredeyse bir Ralph Kramden komik adamıdır. Bunu okuyorsun ve hepsi aynı adam ve bazen ona hayranlık duyuyorsun ve bazen ona karşı nefret ve tiksinme hissediyorsun ve oğlum, bu çok gerçek. Hayatımızdaki gerçek insanlara bazen böyle tepki veririz.
- Kitaplarınızda kadınlar güçlüdür.
Ama ataerkil bir toplumda mücadele ediyorlar, bu yüzden her zaman üstesinden gelmeleri gereken engeller var ki bu gerçek orta çağların hikayesiydi. Aquitane'li Eleanor gibi güçlü bir kadına sahip olabilirsiniz, iki kralın karısı olabilirdi ve yine de kocası, sırf ona kızdığı için onu on yıl hapse atabilirdi. Farklı zamanlardı ve bu bir fantezi dünyası, bu yüzden daha da farklı.
- Sonunda hangi strateji işe yarayacak?
Bu (hikayeyi) söylemek olurdu. Görmek için sonuna kadar gitmelisin.
- Karakterleriniz için, Jaime'nin Brienne of Tarth ile seyahat etmesi gibi harika ters karakterleriniz var. Tazı ile Arya gibi başka eşleşmeler de var. Bilinçli olarak ters karakter mi yaratıyorsunuz?
Drama çatışmadan ortaya çıkıyor, bu yüzden birbirinden çok farklı iki karakteri bir araya getirip geride durup kıvılcımların uçuşunu seyretmeyi seviyorsunuz. Bu size daha iyi diyalog ve daha iyi durumlar kazandırır.
- Tyrion için Joffrey’in ölümü işleri daha iyi yapmaz, işleri daha da kötüleştirir. Tyrion'un başı büyük belada ve tüm seri boyunca bir noktaya değinmeye çalıştığım bir şeyi kanıtlıyor: Kararların sonuçları var. Robb, Frey Hanesi'ne sözünü tutmaz ve Frey’in kızlarından biriyle evlenmezse, bunun onun için korkunç sonuçları olur. Tyrion’un sorunlarından biri de geveze olmasıydı. Serinin başından beri bir şeyler söylüyor, Cersei'ye bu üstü kapalı tehditler - "Bir gün bunun için seni alacağım, bir gün neşen ağzında küle dönecek." Şimdi, tüm bu açıklamalar onu gerçekten suçlu gösteriyor.
Sanırım katilin amacı, bunu başka bir Kızıl Düğün haline getirmek değil - Kızıl Düğün çok açık bir şekilde cinayet ve kasaplıktı. Bence Joffrey’in ölümüyle ilgili fikir, onu bir kaza gibi göstermekti - birisi kutlama yapıyor, Heimlich manevrasını icat etmemişler, bu yüzden birisi boğazına yemek taktığında, bu çok ciddidir. Bunu biraz İngiltere Kralı Stephen'ın oğlu Eustace'in ölümüne dayandırdım. Stephen, tacı kuzeni İmparatoriçe Maude'dan gasp etmişti ve uzun bir iç savaşla savaştılar ve anarşi ile savaş ikinci nesle aktarılacaktı çünkü Maude'un bir oğlu, Henry ve Stephen'ın bir oğlu vardı. Ama Eustace bir ziyafette boğularak öldü. İnsanlar hala bin yıl sonra tartışıyorlar: Boğuldu mu yoksa zehirlendi mi? Çünkü Eustace'i ortadan kaldırarak İngiliz iç savaşını sona erdiren bir barış getirdi. Eustace’ın ölümü [tesadüfi olarak] kabul edildi ve bence buradaki katillerin umduğu şey buydu - tüm krallık Joffrey’in bir parça turta üzerinde boğulup öldüğünü görecek. Ama güvenmedikleri şey, Cersei’nin bunun cinayet olduğuna dair acil varsayımıydı. Cersei bir an bile buna kanmadı. Bunun kaza sonucu bir ölüm olduğuna inanmıyor. Sahnenin çekildiğini gördünüz, boğulma ihtimali olduğu için mi karşımıza çıkıyor yoksa zehirlendiği çok açık mı?
- Neden “Buz ve Ateş Şarkısı” romanlarınıza tecavüz veya cinsel şiddet olaylarını dahil ettiniz? Bu sahnelerle daha büyük hangi temaları ortaya çıkarmaya çalışıyorsunuz?
Bir sanatçının gerçeği söyleme yükümlülüğü vardır. Romanlarım epik fantezi ama tarihten ilhama dayanıyorlar. Tecavüz ve cinsel şiddet, eski Sümerlerden günümüze kadar yapılan her savaşın bir parçası olmuştur. Onları savaşa ve güce odaklanan bir anlatımdan çıkarmak, temelde yanlış ve sahtekârlık olurdu ve kitapların temalarından birini baltalardı: insanlık tarihinin gerçek dehşetinin orklardan ve Kara Lordlardan değil, bizden kaynaklandığı... Biz canavarlarız. (Ve kahramanlar da). Her birimizin kendi içinde büyük iyilik ve büyük kötülük kapasitesi vardır.
- Kitapların bazı eleştirmenleri, bu tür sahnelerin Westeros dünyasının genellikle karanlık ve ahlaksız bir yer olduğunu göstermesi amaçlansa bile, romanların seyri boyunca bu anlara aşırı bir güven duyulduğunu ve belirli bir noktada olduklarını söylediler, artık şok edici değil ve heyecan verici hale geliyor. Bu eleştiriye nasıl yanıt veriyorsunuz?
Westeros'un "karanlık ve ahlaksız bir yer" olduğu fikrine itiraz etmeliyim. Burası Disneyland Orta Çağları değil, hayır ve bu oldukça kasıtlı ... ama kendi dünyamızdan daha karanlık veya ahlaksız da değil. Tarih kanla yazılır. Cinsel veya başka türlü "Buz ve Ateşin Şarkısı" ndaki vahşet, herhangi bir iyi tarih kitabında bulunabileceklerle karşılaştırıldığında soluk kalır.
Bazı cinsel şiddet sahnelerinin heyecan verici olduğu eleştirisine gelince, bana bu eleştirmenler hakkında kitaplarımdan daha çok şey söylüyor gibi geliyor. Belki onlar bazı sahneleri heyecan verici bulmuşlardır. Okuyucularımın çoğu, sanırım onları amaçlandığı gibi okudu.
Yazar olarak kariyerimin en başından beri felsefemin "göster, söyleme" felsefesi olduğunu söyleyeceğim. Kitaplarımda ne olursa olsun, eylemi özetlemek yerine okuyucuyu bunun ortasına koymaya çalışıyorum. Bu, canlı duyusal ayrıntılar gerektirir. Mesafe istemiyorum, seni oraya koymak istiyorum. Söz konusu sahne bir seks sahnesi olduğunda, bazı okuyucular bunu son derece rahatsız buluyor… ve bu cinsel şiddet sahneleri için on kat daha doğru.
Ama olması gerektiği gibi. Bazı sahneler rahatsız edici, rahatsız edici ve okunması zor olabilir.
- Martin, HBO şovunda yapılan küçük değişikliklerin daha sonra oradaki hikaye üzerinde ne kadar büyük bir etkisi olacağı hakkında biraz konuşuyor. TV yapımcılarının yaptığı seçimleri kontrol etmediğini bize bildirdiğinizden emin oldu.
- Robert’s Rebellion hakkında bir kitap yazacak mısın?
"Muhtemelen değil." Sonraki iki kitapta Robert’s Rebellion’a daha çok geri dönüşler ve imalar olacak. "Bu serinin sonunda olan her şeyi öğreneceksin". Bununla ilgili bir kitap o zaman çok ilginç olmazdı.
- Bize bir warg ejderha binicisi hakkında ne söyleyebilirsiniz?
Bir ejderhayı warglayan birinin geçmişte emsali yoktur. Ejderha ve binici arasındaki efsanevi bağın zengin bir tarihi var. Çok uzaklardan (hmm) bile sürücülerine yanıt veren ejderhaların gerçek ve çok güçlü bir bağ olduğunu gösteren örnekler olmuştur. Bununla ilgili daha çok şey öğreneceğiz. Okumaya devam edin.
- ASOIAF’taki en favori alıntınız nedir?
Tek bir tane yok ama Septon Meribald’ın savaş hakkında yaptığı konuşmayı seviyorum.
- Kendinizi kitaplarda hangi karakter olarak görüyorsunuz? İçinde en çok hangi karakter var?
Tyrion demek isterdim ama bu gerçekten Samwell Tarly. Tyrion daha çok aksiyon alıyor, daha çok yatıyor (kahkahalar) ama ben daha çok Sam gibiyim.
- Bir kitap okuyucu olarak, şovdaki benzer durumu izlemeden önce bunu okumak çok tatmin ediciydi (Arya, show’da Polliver'ı öldürürken Lommy'den söz ediyor, kitaplarda Raff). Bahsettiğiniz gibi, şov içeriğini kontrol edemezsiniz. Sezon 5'e doğru ilerlerken böyle açıklamaların önünde kalmak için daha fazla bölüm yayınlamayı planlıyor musunuz? Ayrıca Arya, o bölümde beklediğimizden çok daha yaşlı görünüyor. “Mercy”, gelecekte Dans'ın sonundan itibaren bir yıldan fazla mı oluyor yoksa sadece Arya'nın her zaman yaşından büyük görünmesi mi meselesi mi?
- [Martin'den büyük bir sessizlik]. Bu bölüm yaklaşık on yıl önce yazılmıştı ve önce Ziyafet'in sonunda olması gerekiyordu, ardından Dans'ın sonuna dahil edilmişti ama bir sondan çok bir başlangıç ​​gibi görünüyor, bu yüzden epey hareket etti. Çocukların biraz büyüyebilmesi için kitaplarda olması gereken beş yıllık boşluğun da bir parçasıydı. Bu, Arya ve Bran gibi karakterler için işe yaradı, ancak Jon Snow veya diğerleri için hiç işe yaramadı. Beş yıl önce Gece Nöbetçileri'nin Lord Kumandanı oldum. O zamandan beri pek bir şey olmadı… ”(kahkahalar). Arya'yı şimdiki yaşına geri getirmek için o bölümde biraz çalıştım. Orada zaman aralığı yok (hikaye dizisinde tam olarak ne zaman geldiğini söylemiyor). Unutmayın, bu bir önizleme bölümüdür, yine de geri dönüp yayınlanmadan önce üzerinde yeniden çalışabilirim.
[Sorum bu olduğu için tahmin ettiğime eminim ama Martin, Arya'nın yaşının burada bir sorun gibi göründüğünü biraz düşünmüş görünüyor. Bir çeşit, "O lanet bölümü bir daha yeniden yazmayacağım." 5. sezondan önce daha fazla önizleme bölümü yayımlayıp yayımlamayacağına dair gerçek bir yorum ve gösteriye neyin girileceğini kontrol etmediğine dair başka bir hatırlatma yok.]
- Tyrion babasıyla yüzleşmek için gittiğinde, ne yapacağını düşünüyor? Onunla sadece sohbet mi ediyorsun?
O noktada bunu düşündüğünü sanmıyorum. O sırada sefilleri oynuyor. Her şeyini kaybetti. Güvenli bir yere kaçırılacak ama orada ne yapacak? Lannister Hanesi'ndeki yerini kaybetti, saraydaki yerini kaybetti, tüm altınını kaybetti - bu, hayatı boyunca onu ayakta tutan tek şeydi. Cüce olmanın dezavantajları ne olursa olsun, şövalye olmak için gerekli fiziksel yetenekleri yoktu, ancak eski ve güçlü bir ismin ve bir şeyler satın almak isteyebileceği tüm altının büyük avantajına sahipti. Bronn gibi takipçileri ve onu savunmak için diğer insanları... Şimdi tüm bunları kaybetti ve aynı zamanda, kayıtsız şartsız sevdiği ve her zaman onun yanında olduğu tek kan bağı Jamie'nin hayatının bu travmatik olayında, nihai ihanette rol oynadığını öğrendi. O kadar incindi ki diğer insanları incitmek istiyor ve Shae'nin kendisine söylediği hesaptan nerede olduğunu anladığı ve bu merdivenin bir zamanlar onun olan bir oda olduğunu bildiği bir heves anı, şimdi babası ondan gasp etti. Bu yüzden babasını görmek için yukarı çıkıyor ve oraya vardığında ne söyleyeceğini ya da yapacağını bildiğini sanmıyorum ama - bir kısmı bunu yapmaya mecbur hissediyor. Ve tabii ki sonra Shae'yi orada buluyoruz, bu onun için ek bir şok, karnındaki ek bir bıçak.
Bence bazen insanlar çok zorlanıyor, bazen insanlar kırılıyor. Ve bence Tyrion zirve noktasına ulaştı. Cehennemden geçti, defalarca ölümle yüz yüze geldi ve gördüğü gibi bakmaya çalıştığı, onayını kazanmaya çalıştığı tüm insanlar tarafından ihanete uğradı. Hayatı boyunca babasının onayını almaya çalışıyordu. Ve şüphelerine rağmen, Shae'ye aşık oldu, kalbini ona vermesine izin verdi. Artık yapamayacağı bir noktaya ulaşır. Sanırım iki eylem, birbirlerinin anlarında gerçekleşse de oldukça farklı. Lord Tywin'e öfkeliydi çünkü ilk karısı ve ona olanlar hakkındaki gerçeği öğrendi ve Tywin ona fahişe demeye devam ediyor - Lord Tywin'in mantığına göre... Lord Tywin, Tyrion'u sevmediği için kimsenin Tyrion'u sevemeyeceğine inanıyor. Demek ki cüceyi Lannister olduğu için yatağına yatırmaya çalışan alt sınıftan bir kız olduğu açık, böylece leydi olabilir, parası olabilir ve bir şatoda yaşayabilir. Yani temelde bir fahişe olmaya eşdeğer - statüye sahip olduğu için ona bayılıyor ve Tyrion'a bu konuda bir ders vermeye çalışıyor. Ve böylece yarasına tuz dökmeye benzeyen "fahişe" kelimesini kullanmaya devam etti ve Tyrion ona bunu yapmamasını, o kelimeyi bir daha söyleme dedi. Ve o kelimeyi tekrar söyledi ve o anda, Tyrion'un parmağı tetiğe bastı.
Shae ile bu çok daha kasıtlı ve bazı yönlerden daha acımasız bir şey. Bu anlık bir hareket değil, çünkü onu yavaşça boğuyor ve kadın kurtulmaya çalışıyor, kavga ediyor. İstediği zaman bırakabilirdi ama öfkesi ve ihanet duygusu o kadar güçlü ki bitene kadar durmuyor ve bu muhtemelen şimdiye kadar yaptığı en kara eylemdi. Lord Tywin'in yaptığı küçük gösteriden sonra onu terk ederek ilk karısına yaptığı şey ve onun ruhunun büyük suçu bu... Şimdi Westeros standartlarına göre, bu hiç de suç sayılmaz - "Yani bir lord, bir fahişeyi öldürdü, sorun değil." Bunun için, düşük doğumlu kadınlara, fahişelere ve meyhane fahişelerine hor gören, onları kullanan ve atan diğer lordlardan ve şövalyelerden daha fazla cezalandırılması olası değildir. Bu dünya için bir şey değil ama yine ona musallat olacak bir şey olsa da babasını öldürme eylemi sonsuza dek arkasını olmayacak bir şeydi çünkü hiçbir insan bir akraba katili kadar lanetli değildir.
Tywin, Shae'yi biliyordu. Muhtemelen onun, açıkça “o fahişeyi saraya getirmeyeceksin” dediği ve Tyrion'un ona tekrar meydan okuduğunu ve o fahişeyi saraya çıkardığını söylediği aynı kamp takipçisi olduğunu anladı. Burada tam olarak ne olduğuna gelince, bu gerçekten konuşmak istemediğim bir şey çünkü hala açıklayamadığım ve daha sonraki kitaplarda açıklanacak yönleri var. Ancak tüm bunlarda Varys'in rolü de dikkate alınması gereken bir konudur. Kitaplardaki Shae, Tyrion hakkında başka bir john(?) kadar umursamayan, kampı takip eden, manipülatif bir fahişedir ama o, küçük bir genç seks kedisi gibi, tüm fantezilerini besleyen çok uyumludur; o gerçekten sadece para ve statü için yaşıyor. O, Tywin'in Tyrion’un ilk karısının aslında olmadığını düşündüğü her şeydir.
- Ona ilham veren Frost şiiri dünyanın sonu hakkındadır ve bu, Martin'in icat ettiği evrenin yedinci kitabın sonunda sıcak ya da soğuk ya da muhtemelen her ikisi ile yok olması gerektiğini ima ediyor gibi görünüyor.
Yazar kıkırdıyor: "Bu konuda yorum yapmayacağım. Bunun için iki kitap için endişelenebilirsin. Ama tüm insanların ölmesi gerektiği doğru."
- Web sitelerinde görünen birçok hayran teorisi sorulduğunda Martin şunları söyledi: "Bu konuyla boğuştum, çünkü okuyucularımı şaşırtmak istiyorum. Bir okuyucu olarak öngörülebilir kurgudan nefret ediyorum, öngörülebilir kurgu yazmak istemiyorum. "Okuyucumu şaşırtmak ve memnun etmek ve onları geldiğini görmedikleri yönlere götürmek istiyorum ama planları değiştiremem. 90'lı yıllarda ilk fan panolarını okumamın ve durmamın nedenlerinden biri de bu. Birincisi, zamanım yoktu, ancak iki konu tam da bu. O kadar çok okuyucu kitapları o kadar dikkatle okuyordu ki bazı teoriler ortaya atıyorlardı ve bu teorilerin bazıları eğlenceli boğalar ve yaratıcı olsa da, teorilerin bazıları haklı. En az bir veya iki okuyucu, kitaplara yerleştirdiğim ve doğru çözüme ulaştığım son derece ince ve belirsiz ipuçlarını bir araya getirmişti. Öyleyse ne yapmalıyım? Değiştiriyor muyum? Bu konuyla boğuştum ve bunu değiştirmenin bir felaket olacağı sonucuna vardım çünkü ipuçları vardı. Bunu yapamazsın, o yüzden ben devam edeceğim.”
- "Kurtlar, Amerika'nın soyundan gelen ve binlerce yıl öncesine dayanan Avrupa folklorunun bir parçasıdır. Roma, Romulus ve Remus'ta - kurtlar ve insanlar arasında her zaman bu ilişki vardır." Bu ilişki Martin'in dizisinde defalarca görülüyor ve Martin'in son iki kitap sonunda piyasaya sürülürken devam edeceğini söyleyeceği bir şey. Özellikle Arya'nın kurdu Nymeria önemli bir rol oynayacak. "Biliyor musun, bir şeyler hakkında bilgi vermekten hoşlanmam." diyor Martin, yüzüne yayılan bir gülümsemeyle. "Ama kullanmayı düşünmediğiniz sürece dev bir kurt sürüsünü duvara asamazsınız."
- İşinize aşina olmayanlar için dizi hayali bir dünyada geçiyor. Krallığın kontrolü için bir mücadele var. Bu hanedan savaşı, esasen üç ana olay örgüsünden biridir. Bu tür insanüstü karakterleri içeren başka olay örgüsü satırları da var ve sonra eski tahtının geri dönüşünü arayan sürgün Targaryen kızı var. Neden bu üç ana olay örgüsü?
- Tabii ki uzakta olan iki şey var - Sur’un kuzeyindeki şeyler (Diğerleri) ve sonra diğer kıtada ejderhalarıyla Targaryen var - elbette "Buz ve Ateşin Şarkısı" başlığının buz ve ateşi. . " Yedi krallığın başkenti olan King's Landing'de ortada meydana gelen merkezi şeyler, çok daha fazlası tarihi olaylara ve tarihi kurguya dayanıyor. Güllerin Savaşları'ndan ve 100 Yıl Savaşları etrafındaki diğer bazı çatışmalardan gevşek bir şekilde alınmıştır, ancak elbette fantastik bir twist ile. Biliyorsunuz, başladığım dinamiklerden biri, King's Landing'deki yedi krallık içindeki küçük güç mücadeleleri tarafından bu kadar tüketilen insanlardı - kim kral olacak? Küçük Konsey'de kimler olacak? Politikaları kim belirleyecek? - krallıklarının çevresinde çok uzakta meydana gelen çok daha büyük ve daha tehlikeli tehditlere karşı körler...
Ve tabii ki, bunu tarih boyunca görebilirsiniz. Tarihte yer alan ortak bir dinamiktir. Biliyorsunuz, Yunan şehir devletleri, İsa'nın doğumundan önce, biliyorsunuz, Makedonyalı Philip hepsini fethetmek için ordularını oluştursa bile birbirleriyle kavga ediyorlar ama bunu modern zamanlarda bile görüyorsunuz, biliyorsunuz - Fransa'nın Üçüncü Cumhuriyet döneminde, Nazi tehdidi yükselirken siyasi mücadeleleri... Ancak Fransız siyasetçiler neredeyse Nazilerle arkadaş olmayı tercih ediyorlardı. Ve belki modern gündeki derslerimiz de. Kim bilir? Demek istediğim, şu anda dünyamızda iklim değişikliği gibi şeyler oluyor, bu, nihayetinde tüm dünya için bir tehdit. Ama insanlar onu politik bir futbol yerine kullanıyorlar, bilirsiniz… Herkesin bir araya geleceğini düşünürsünüz.
Bu, muhtemelen insan ırkını yok edebilecek bir şey. Bu yüzden, özellikle modern zaman meselesine değil, kitabın yapısıyla ilgili genel bir şey olarak bir analog yapmak istedim.
- Kitapta ( Buz ve Ateşin Dünyası) ipuçları bulmayı uman hayranlar için bir soru kalıyor: Tarih tekerrür eder mi? Martin’in arsız yanıtı: “Yankılanan bir evet ve hayır. Biraz belki. "
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.08.18 17:13 biajansnet Google'da Reklam Vermek İsteyenler İçin 10 İpucu Dijital Reklam Ajansı

Google'da Reklam Vermek İsteyenler İçin 10 İpucu

Google’da reklam vermek aslında ufak bir araştırma sonrası çok basit gibi görünebilir. Fakat reklam vermek sadece ads hesabı oluşturup izlediğiniz bir kaç eğitim videosu üzerinden bir kaç anahtar kelime seçip reklama çıkabileceğiniz kolaylıkta değildir.
Google Adwords’de reklam kampanyasını bir binanın temeline benzetebilirsiniz. Nasıl ki malzemeden çalınarak yapılan bir bina depreme dayanıksızsa, yine malzemeden çalınan bir reklam kampanyası da doğru kitleye gösterilmez. Her iki örnekte de sonuçlar üzücüdür. Google’da reklam vermek için öncelikle temeli öğrenmeniz yada bilen kişilere teslim etmeniz en doğru karar olacaktır. Sonuçta kimsenin havaya saçacak parası yok. Bu nedenle bizim hazırladığımız bu yazıda Google’da reklam vermek için temel olan ve kesinlikle uygulanması gereken 10 ana kolunu sizlerle paylaşacağız.
Not: Bu yazıya katkı sağlayacak Dijital Reklam Ajansı Nedir? adlı blog yazısını da incelemenizi tavsiye ederim.
Lafı daha fazla uzatmadan şimdi bu önemli 10 temel kolona geçelim, Google’da Reklam Vermek İsteyenler İçin 10 İpucu

1. Google Adwords’de Doğru Teklif Stratejisini Seçin

Birincisi ve en önemlisi, adwords teklif stratejisi, kampanyanızın tamamının temelini oluşturur. Bu nedenle akıllıca seçilmelidir. Google ads teklif stratejisini seçerken hedeflerinizi tanımlayarak başlayın.
Web sitenizin trafiğini artırmakla mı ilgileniyorsunuz?
İnsanların platformunuzda harekete geçmesini mi istiyorsunuz?
Marka bilinirliğinizi artırmak mı?
Yoksa yukarıdakilerin hepsi mi?
AdWords, ihtiyaçlarınızı karşılamaya yardımcı olmak için bir dizi teklif stratejisi sağlar.

Dönüşüme Dayalı Stratejiler:

Hedef Edinme Başına Maliyet (EBM)
Reklam Harcamalarından Elde Edilen Gelir (ROAS)
Geliştirilmiş Tıklama Başına Maliyet (GTBM)

Gösterime Dayalı Stratejiler:

Hedef Arama Sayısı
Hedef Geçiş

Tıklamaya Dayalı Stratejiler:

Tıklamaları En Üst Düzeye Çıkarma

Görünümler veya Etkileşime Dayalı

Görüntüleme Başına Maliyet Teklifi (GBM)

2. Reklamları Doğru Zamanda Gösterin

Pek çok pazarlamacının da onaylayacağı gibi, oyunun adı, doğru mesajı en uygun zamanda doğru yere koymaktır.
Doğru reklam programını seçmek, hedef kitlenizi ne kadar iyi tanıdığınıza bağlıdır. En aktif oldukları zamanlar hangileridir?
Başlarken, programınızı 7/24 olarak ayarlayın. Evet, adwords reklam ücretleri başlangıçta biraz daha pahalıya mal olacak. Ancak, raporlamayı aldığınızda ve en aktif zaman dilimlerini bulduğunuzda her zaman geri ölçeklendirebilirsiniz.
En uygun zamanları belirledikten sonra, belirli zamanlarda veya günlerde kampanyayı kapatmak için teklif ayarlamaları yapabilirsiniz. Kampanyayı yürütmeye karar verdiğiniz zamanlar daha yüksek veya daha düşük bir ortalama TBM’ye sahip olabilir.

3. Yerleri Dikkatlice Hedefleyin

Google AdWords sistemi, bir kişinin IP adresine veya GPS konumuna bağlı olarak belirli reklamları ne zaman göstereceğini bilir .
Hedef konumu seçmek nispeten kolaydır. Operasyonunuza bir göz atın. Gerçek mekanda faaliyet gösteren bir mağazaysanız, kesinlikle şehrinizi hedeflemek istersiniz.
Ulusal bir işletme iseniz, tüm ülkeyi seçmek istersiniz. Bu biraz yanıltıcı olabilir – çünkü satın alma davranışları daha fazla çeşitliliğe sahip olabilir. Pazar araştırmanıza göre, reklamlarınız için bir yerin çevresindeki belirli yarıçapları seçebilirsiniz.
Seçtiğiniz coğrafi konumlarla her zaman stratejik olmanız gerekirken, bölgenizi genişletmek için risk almaktan korkmayın. Asla bilemezsiniz, yepyeni bir pazar keşfedebilirsiniz!

4. Reklam Uzantılarını Kullanın

Reklam uzantılarının birincil işlevi, karar vermelerine yardımcı olmak için insanlara işletmeniz hakkında daha fazla bilgi vermektir. Bunların tipik olarak TO’yu artırdığı bilinmektedir. Uzantılar, telefon numarası, adres, açılış sayfalarına bağlantılar ve daha fazlası gibi şeyleri içerir.
Bu uzantılar, reklamlarınıza SERPS üzerinde daha fazla görünürlük sağlar, bu da daha fazla değer anlamına gelir. Bunları ayarlamak genellikle manuel bir iştir. Ancak AdWords, performansınızın bunlardan yararlanabileceğini düşünürse bazen reklam uzantılarını otomatik olarak gösterir.
Bir uzantı eklemenin reklamda gösterileceğini garanti etmediğini unutmayın. Reklam sıralamanız belirli bir kriteri karşılamalı ve uzantı değer sağlamalıdır.
Bunu yapmanın en iyi yanı tamamen ÜCRETSİZ olmasıdır!

5. A / B Reklamlarınızı ve Açılış Sayfalarınızı Test Edin

Genel olarak dijital pazarlama, sürekli bir test etme ve optimize etme oyunudur. PPC reklamları istisna değildir. Bu testleri yapmak size neyin iyi çalıştığı ve neyin hurdaya çıkarılabileceği hakkında bir fikir verir.
Testleriniz boyunca, belirli anahtar kelimelerin TO, dönüşümler, farkındalığı artırma vb. Açısından nasıl daha etkili olduğuna dair kalıplar arayın. Bazıları bir bileşen için harika, ancak diğer alanlarda korkunç olabilir. Bu sadece bazı kelimelerin alıcının yolculuğunun farklı seviyelerinde işe yaradığı anlamına gelir . Bu, birinin diğerinden daha değerli olduğu anlamına gelmez. Sadece farklı işlevlere hizmet ediyorlar.
Ne kadar çok test ederseniz, kampanyalarınız için o kadar iyi anahtar kelime bankasına sahip olursunuz.

6. Düşük Performans Gösteren Anahtar Kelimeleri ve Eşleme Türlerini Duraklatın

Diğer taraftan, anahtar kelimelerle ilgili akılda tutulması gereken iyi bir tavsiye, aşık olmamaktır. Bazı anahtar kelimelerin yüksek performans gösterenlerden tamamen alakasız hale gelebileceğini fark edeceksiniz. Rakamlar TO, dönüşümler veya gösterimler açısından istediğinizden düşükse, tereddüt etmeden duraklatmak son derece kolay olabilir. Ancak, tetiği çekmeden önce dikkate alınması gereken birkaç nokta vardır.
Birincisi, TÜM cihaz modellerine bakın. Bazıları yalnızca bir alanda düşük performans gösterirken başka bir alanda iyi performans gösteriyor olabilir.
İkinci olarak, konumlandırmaya bakın. Anahtar kelime ile tetiklenen bir reklamın listenin en üstünde yer alması için en yüksek doları ödüyorsanız ve bu reklam kârlı değilse, denemek ve birkaç noktaya taşımak akıllıca olabilir. Bazen insanlar bir sayfanın en üstündeki reklamları atlama eğilimindedir.
Üçüncüsü, reklam grubu yapınızı düşünün. Bazı anahtar kelimeler, işletmenizle tamamen alakasız reklamları tetikleyebilir. Örneğin, “deri ayakkabılar” gibi bir anahtar kelime için teklif verebilirsiniz, ancak bu, “inek derisi” gibi tamamen farklı bir şeyden bahseden bir reklam ister. Bu kombinasyonların başarı şansı yok. Bu durumda, geri dönüp reklam gruplarınızı yeniden değerlendirin ve daha niş odaklı olanlar oluşturun.
Dördüncü olarak, hedeflerinize göre anahtar kelime eşleme türlerini seçin. Tam eşlemeli veya sıralı eşlemeli anahtar kelimelerle başlamak en iyisidir . Şahsen, Sıralı Eşleştirmeyi tercih ederim. AdWords’te daha iyi hale geldikten ve müşterilerinizin arama modellerini belirleme konusunda güven kazandıktan sonra, kampanyalarınızın erişimini artırmanıza yardımcı olacak Geniş Eşleme Değiştiriciyi kullanmaya başlayın.
Yine bununla birlikte seçtiğiniz anahtar kelimeler sitenizin alakalı sayfasında yer alması ads açısından oldukça iyidir. Eğer sayfanızda seo anahtar kelimelere önem verdiyseniz ve bu anahtar kelimeleri adwords’de reklam verirken kullanırsanız performansınız iki katına çıkar. Anahtar kelimeler konusunda daha detaylı bilgi almak için SEO anahtar kelimeler nedir? adlı blog yazımıza bakabilirsiniz.
Aynı zamanda, arama terimleri verilerinizi takip edin ve pazarlama harcamalarının israfını ortadan kaldırmak için belirli reklam gruplarına veya kampanyalara negatif anahtar kelimeler ekleyin.

7. Negatif Anahtar Kelime Listesi Oluşturun

Negatif anahtar kelimeler temelde arama motorlarına belirli terimler için reklam GÖSTERMEMESİ talimatını verir. Bu şekilde, hangi tür aramaların reklamlarınızı tetikleyeceğini belirleyebilirsiniz.
Örneğin, kesinlikle yüksek kaliteli ahşap mobilya satıyorsanız , sonuçsuz sonuçlara yol açabilecek birçok potansiyel arama vardır. Ucuz, ücretsiz, eski, restore edilmiş vb. Terimler iş hedeflerinizle alakalı olmayabilir. Bu nedenle, bunları negatif anahtar kelime listenize eklemek en iyisidir.
Bu taktiğin birçok faydası var. Birincisi, en ilgili müşterileri doğru yöne yönlendirmenize yardımcı olur. İkincisi, alakasız trafiği ayıklayarak uzun vadede zamandan ve paradan tasarruf etmenizi sağlar. Üç, aynı anda birden fazla PPC kampanyanız varsa, negatif anahtar kelimeler kullanmak çapraz tanıtım eşleşmelerinden kaçınmanıza yardımcı olabilir.
Bu alandaki bazı yardımlar için WordStream, listenize hangi kelimeleri dahil edeceğiniz (veya hariç tutacağınız) konusunda size daha iyi bir fikir verecek, ücretsiz bir negatif anahtar kelime aracına sahiptir.

8. Uzun kuyruk anahtar kelimeleri hedefleyin

Uzun kuyruklu anahtar kelimeler son derece spesifiktir ve tek bir işletmeyi hedefler. “Bira fabrikası” gibi genel bir anahtar kelime, mahallenizdeki, dedikleri gibi “birahaneleri bulandıracak” bir yer arayan insanları hedeflemez.
Bunun yerine, şehriniz ve mahallenizle, hatta posta kodunuzla veya posta kodunuzla ilgili bir şeyler deneyin. Belirli ürünler ve hizmetler burada da harika. “Brewery IPA’ları Vancouver Commercial Drive”, sadece bununla ilgilenen birinin dikkatini çekme olasılığı daha yüksek olacaktır.

9. Açılış sayfanızın optimize edildiğinden emin olun

Reklamınız için bir hedef/açılış sayfası seçerken, her şeyden önce kullanıcıların reklamınızda vadedilen ürünü ya da hizmeti bulabileceği bir sayfa seçtiğinizden emin olun. Seçtiğiniz açılış sayfasının kullanıcının arama yapmak için kullandığı anahtar kelimelere özel bilgi sağladığından emin olun.
Örneğin, kullanıcılar “dijital kameralar” anahtar kelimesi için bir reklam görüntülendiğinde sitenize ulaşıyorsa, açılış sayfanız kullanıcıları ana sayfanıza veya televizyonla ve video oynatıcılarla ilgili bilgilere götürmek yerine özellikle kameralar hakkında bilgi görüntülerse daha iyi performans gösterecektir. Aynı zamanda açılış sayfanızın ve web sitenizin sayfa indirme hızı da çok önemlidir. reklama tıklayan bir ziyaretçi sayfanızın gecikmeli açıldığını gördüğünde bağlantıyı sonlandıracaktır. Yani sitenizin açılış hızı reklam performansınızı da etkileyecektir. Bu konuda daha fazla bilgi edinmek için Sayfa indirme hızı nedir? Neden Önemli? blog yazımızı inceleyebilirsiniz.
Alakalı ve orijinal içerik, kullanıcıları çeker ve sitenizi tekrar tekrar ziyaret etmelerini sağlar. Açılış sayfaları söz konusu olduğunda alakalı içerik, kullanıcının tıkladığı reklamla veya bağlantıyla alakalı içerik anlamına gelir. Uygun etiketleri olan sayfalar, kullanıcılar tarafından daha kolay bulunabilir ve arama motorları tarafından dizine daha kolay eklenebilir.

10. Her şeyi ölçün

İnsanlar sitenizi nasıl buluyor? Hangi sayfalar popüler ve hangi aramalar onları oraya getiriyor? Analizleriniz, başarıyı ve kalıpları ölçmek için ihtiyaç duyduğunuz verilere sahiptir.
Ve Google Ads’ün kendisinde, gösterimlerinizin, tıklamalarınızın veya maliyetlerinizin neden değişmiş olabileceğini öneren metrikler bulacaksınız.
Bu bilgileri alın, analiz edin ve bir sonraki harika reklamcılık deneyinize ilham vermek için kullanın.

(#Bonus) Denemeye Devam Edin

Büyük veri, hızla dünyanın en değerli kaynaklarından biri haline geliyor. İşletmeler artık bunu daha doğru ve eğitimli kararlar almak için kullanabiliyor. Dışarıda bu kadar çok bilgi varken, işin püf noktası, gelecekteki performansı iyileştirmek için içgörüler çıkarmak ve toplamak için doğru ölçümleri bulmaktır.
Herhangi bir dijital pazarlama biçimine bakarken, göreve stratejinizin sürekli gelişen bir varlık olduğu zihniyetiyle yaklaşmalısınız. Her zaman yeni trendler ve her saat ortaya çıkan ve azalan tüketici tercihleri ​​olacaktır. Sürekli değişen manzaralarda gezinmenin en iyi yolu, ellerinizi kirletmek ve denemektir. PPC açısından risk almaktan korkmayın. At gözlüklerini çıkar. Doğru, bazı girişimleriniz boş olacak. Ancak bu süreçte neyin işe yarayıp neyin yaramadığını öğreneceksiniz. Bir sonraki saldırı planınız için zemin sağlamak için geçmiş deneyimlerinizi ve sonuçlarınızı kullanın. Hatta tamamen devrim niteliğinde bir şey bile bulabilirsiniz!

Sana doğru

Organik arama ne kadar harika olursa olsun, sizi sadece bir yere kadar götürür. Google AdWords, çevrimiçi varlığınızı güçlendirmeye ve mesajınızı en ilgili gözlerin önüne çıkarmaya yardımcı olan olağanüstü bir platformdur.
Biajans Reklam Ajansı olarak güçlü ve deneyimli bir ekibe sahip dijital reklam ajansıyız. Reklam hesaplarının yönetimi dışında Google Ads, SEO, Web Tasarım, Video Prodüksiyon, İnstagram Reklamları, Facebook Reklamları ve Youtube Reklamları için de bize ulaşabilirsiniz. Sitenizi ücretsiz olarak analiz etmek için bize bilgilerinizi bırakın.
Daha fazla bilgi için; https://biajans.net/googleda-reklam-vermek-isteyenler-icin-10-ipucu/
submitted by biajansnet to u/biajansnet [link] [comments]


2020.08.10 18:10 griljedi GRRM - 2013 Söyleşileri

- Sam’in Gece Kalesi kütüphanesinde bulduğu “Maester Thomax’in Ejderha Ailesi, Targaryen Hanesi’nin Sürgünden Yükselişi ve Ejderhaların Yaşamı ve Ölümü Üzerine” kitabıyla Tyrion Lannister’ın bahsettiği “Ejderhaların Ölümü” kitabı, farklı iki kitaptır.
- İnsan psikolojisinin katmanları ilginç. Jaime Lannister'ı ele alalım, ilk başta aşağılıktır ama sonra ondan hoşlanmaya başlarsınız.
Bence insanlar böyle. Karakterlerime gri diyorum çünkü insanların gri olduğunu düşünüyorum. İçimizde kahramanlık ve asalet kapasitesine sahibiz, hepimiz asil şeyler yapıyoruz ve hepimiz daha sonra utanacağımız şeyleri yapma yeteneğine sahibiz. İnsanlarda bu karmaşıklığı seviyorum ve bunu karakterlerde yakalamaya çalışıyorum. İyi ve kötü olmadığını söylemem. Elbette iyilik ve kötülük vardır, mutlak değildir. Siyah ve beyaz değil - gri, açık gri veya koyu gri olabilir.
- Bu karakterleri ne zaman bitireceksin?
Kim bilir, tahmin yapmaktan vazgeçtim. Son iki kitap yıllar önceydi. Bir tahmin yaparsam ve yanlış çıkarsam, binlerce insanın bana kızgın e-postalar göndermesini sağlarım. Asıl endişem teslim tarihlerime uymak ya da kitapları yılda bir çıkarmak değil, kitapların ne kadar iyi olduğu. Tolkien gibi öldüğümde ve gittiğimde, umarım insanlar geriye dönüp bakacaklar ve yine de bunu okuyacaklar ve “İyi miydi yoksa kötü müydü?” diye sorucaklar, “Düzenli olarak zamanında çıkardı mı? ” değil. Shakespeare'in her oyunu yazmasının ne kadar sürdüğünü bilmiyorum ama sonuçta önemli olan işin kendisidir.
- Seriyi yazarken Robb ve Cat’in ölümünü ne zamandır biliyordunuz?
Bunu neredeyse başından beri biliyordum. İlk gün değil ama çok erken bir dönemde. Birçok röportajda kurgumun öngörülemez olmasını sevdiğimi söyledim. Orada ciddi bir gerilim olmasını seviyorum. Ned'i ilk kitapta öldürdüm ve birçok insanı şok etti. Ned'i öldürdüm çünkü herkes onun kahraman olduğunu düşünüyor ve tabii ki başını belaya sokacak ama sonra bir şekilde bundan kurtulacak. Bir sonraki öngörülebilir şey, en büyük oğlunun ayağa kalkıp babasının intikamını alacağını düşünmektir ve herkes bunu bekleyecek. Böylece hemen yapmam gereken bir sonraki şey [Robb'u öldürmek] oldu. (Bundan şunu çıkartabiliriz; en tahmin edilebilir, en ön görülebilir şeyleri gerçekleştirmemeyi tercih ediyor, çoğu zaman en azından.)
- Song of Ice and Fire okuyucu beklentilerini sık sık alt üst ettiğinden ve geleneksel fantastik hikaye anlatma yapılarından kaçındığından, hayranların bu masalın mutlu bir sonla biteceğine dair gerçek bir umutları olmalı mı? Bir oğlanın kısa süre önce Thrones'ta söylediği gibi, "Bunun mutlu bir son olduğunu düşünüyorsanız, dikkatinizi vermemişsinizdir."
Acı tatlı bir son beklediğimi defalarca söyledim.
- Yıllar boyunca okuyuculardan sahne(Kırmızı Düğün) hakkında ne tür tepkiler aldınız?
Aşırı. Hem olumlu hem de olumsuz. Yazmak zorunda olduğum en zor sahneydi. Kitabın üçte ikisi ama ona geldiğimde atladım. Böylece tüm kitap bitti ve hala bir bölüm kalmıştı. Sonra yazdım. Çocuğunuzdan ikisini öldürmek gibiydi. Okuyuculara kitabın olaylarını yaşadıklarını hissettirmeye çalışıyorum. Bir arkadaşınız öldürüldüğünde üzüldüğünüz gibi, kurgusal bir karakter öldürülürse yas tutmalısınız. Umursamalısın. Biri ölürse ve sen biraz daha patlamış mısır alırsan, bu yüzeysel bir deneyim değil mi?
- Neden bu kadar güçlü bir tepki aldığınızı düşünüyorsunuz? Robb, kitaplardaki "bakış açısı karakterlerinizden" biri değildi ve Catelyn gerçekten sevilen bir kişilik değildi.
[Uzun duraklama] Bu ilginç bir soru. İyi bir cevabım var mı bilmiyorum. Belki benim yaptığım yol yüzündeydir. Buna yol açan belli bir miktar önsezi var. Bu bir ihanettir. Savaş alanından çıkıyorsun, bu bir düğün ziyafeti. Robb huzurunu sağladı ve sen en kötüsünün bittiğini düşünüyorsun. Sonra birdenbire bu ortaya çıkıyor. Ayrıca öldürülen ikincil karakterler de var. Sonra dışarıda yüzlerce Stark insanı öldürüldü. Sadece iki kişi değil.
- Bana göre Robb ve Catelyn'in aile olması durumu daha da kötüleştiriyor ve Catelyn çok fazla acı çekti ve etrafındaki pek çok kişiyi kaybetti ve aslında sahip olduğundan daha fazlasını kaybettiğini düşünüyor çünkü Arya, Bran ve Rickon'un hayatta olduğunu bilmiyor. Sonra bu olur.
Ayrıca yalvarmak ile ilgili bir an var. Bir de rehineyi öldürüyor. Frey'in özellikle değer verdiği bir oğul değil. Yani sonunda blöfü boştu. Ve o yine de yapıyor. O devam ediyor. Bunun da belirli bir gücü var.
- Bunun cevabını bildiğimden oldukça eminim ama sahneden hiç pişmanlık duydunuz mu?
Hayır. Yazar olarak değil. Muhtemelen kitaplardaki en güçlü sahne. Bana bazı okuyuculara mal oldu ama bana çok daha fazlasını kazandırdı. Televizyonda izlemek benim için zor olacak. Zor bir gece olacak çünkü bu karakterleri de seviyorum ve bir TV şovunda oyuncuları tanıyorsunuz. Sevdiğiniz bir oyuncuyla olan ilişkinizi de bitiriyorsunuz. Richard Madden ve Michelle Fairley harika bir iş çıkardılar.
- Sahneden rahatsız olan okuyuculara ne dersiniz?
Ne söylediklerine bağlı. Kitabınızı bir daha asla okumayacağını söyleyen birine ne söyleyebilirsiniz? İnsanlar kitapları farklı nedenlerle okurlar. Buna saygı duyarım. Bazıları rahatlık için okur... Ve eski okuyucularımdan bazıları hayatlarının zor olduğunu, annelerinin hasta olduğunu, köpeklerinin öldüğünü ve kaçmak için kurgu okuduklarını söylediler. Ağızlarına korkunç bir şeyle vurulmasını istemiyorlar... Ve erkeğin her zaman sevdiği kıza sahip olabildiği ve iyi adamların kazanacağı bir tür kurgu okumayı ve hayatın adil olduğunu size yeniden teyit edilmesini istiyorlar. Hepimiz bunu bazen isteriz. Bu yüzden bunu isteyen insanları küçümsemiyorum ama çoğu durumda bu, yazdığım türden bir kurgu değil. Kesinlikle Buz ve Ateşin olduğu şey bu değil. Hayatın ne olduğu konusunda daha gerçekçi olmaya çalışırım. Sevinci var ama aynı zamanda acı ve korku da vardı. Bence en iyi kurgu, hayatı tüm aydınlık ve karanlığında yakalar.
- Buz ve Ateşin Şarkısı dizisinde 20 yıl önce hayalini kurduğunuz, sonunda yazdığınız sahneler var mı? Sonunda ulaşmak için heyecanlandığınız anlar?
Evet. İlk başta, 91'de bilmiyordum - henüz neye sahip olduğumu tam olarak bilmiyordum. İlk başta bunun bir roman mı yoksa bir kısa roman mı olduğunu bile bilmiyordum. Ben de bunu biraz zamanla keşfettim. Ama '91 yazında, bilirsiniz, birdenbire bana geldi ve ben onu yazmaya ve nereye götürdüğünü izlemeye başladım ama o yazın sonunda büyük bir serimin olduğunu biliyordum. Başlangıçta bunun bir üçleme olduğunu düşünmüştüm ama bunun ötesinde büyüdü. Fakat boyut farklı ve kitaplara başka unsurlar ekledim ama yine de hala aynı karakterler, '91’in karakterleri.
- İlk romanın ortasında bunun bir üçlemeden daha fazlası olması gerektiğini fark etmenize neden olan şey neydi?
Tam anlamıyla sonlardaydı, 95'te bir üçlemeden daha fazlası olması gerektiğini fark ettim çünkü 1.500 sayfa el yazmam vardı [ve] ilk kitabın sonuna yakın bir yerde değildim. Ben de dedim ki "Bunun burada üçe sığamayacağını biliyorum. Hepsini bitirmek için bu ilk kitabı iki kitaba ayırmam gerekecek." Bu belli bir miktar yeniden yapılandırma gerektiriyordu, ama geri döndüm ve bunu yaptım, yaklaşık 300 sayfa çıkardım ve bu ikinci kitabın başlangıcı oldu... Ve bir şeyleri hareket ettirdim.
Ve bir süre "Bu dört kitaplık bir üçleme" dedim. Bunun için bir emsal vardı. Bir arkadaşım olan Gene Wolfe dört kitaplık bir dizi yazdı, “dört kitaplık bir üçleme” diye şaka yapardı. Ve sonra, sürecin sonunda Clash of Kings'te aynı şey olduğunda, "Eh, belki de altı kitaptır" olduğunu fark ettim. Hiç beş demedim, dörtten altıya atladım. Ve sonra yıllarca altı kitap olduğunu söyleyebilirim. Sonra karım Parris yedi parmağını kaldırarak arkamda dururdu. Şimdi yedi diyorum ama artık kanla hiçbir şey yazmıyorum.
- Her zaman söylediğin söz, "hikaye anlatıldıkça büyüdü."
Tolkien'in sözü aslında, onu çaldım çünkü Yüzüklerin Efendisi başlangıçta Hobbit'in devamı olarak başlamıştı. Ve başlangıçta başka bir çocuk kitabı olması gerekiyordu, bir Hobbit'in küçük bir macerası. Ve açıkça bundan çok, çok daha büyük hale geldi.
- Aşık olduğunuz, artık heyecanlanmadığınız, bilirsiniz, hiç karakteriniz var mı?
Hala tüm karakterleri seviyorum. Hatta bazıları çok sevimli değil. En azından bakış açısı karakterleri. Bu karakterlerden birinin bakış açısıyla yazdığım zaman, gerçekten onların içindeyim. Yani, yaptıkları şeyleri neden yaptıklarını anlamak için dünyayı onların gözünden görmeye çalışıyorsunuz. Ve hepimiz var, kötü adam olduğu düşünülen, kötü adam olan karakterler bile nesnel anlamda kendilerini kötü adam olarak görmüyorlar.
Bu, Kızıl Kafatası'nın sabah kalkıp "Bugün ne kötülük yapabilirim?" Diye sorduğu çizgi roman türünde bir şey değil. Gerçek insanlar böyle düşünmez. Hepimiz kahraman olduğumuzu düşünüyoruz, hepimiz iyi insanlar olduğumuzu düşünüyoruz. Kötü şeyler yaptığımızda rasyonalizasyonumuz olur. "Pekala, başka seçeneğim yoktu" veya "Birkaç kötü alternatifin en iyisi" veya "Hayır, aslında iyiydi çünkü Tanrı bana öyle söyledi" veya "Bunu ailem için yapmak zorundaydım." Neden boktan şeyler, bencil şeyler ya da acımasız şeyler yaptığımıza dair hepimizin rasyonelleştirmeleri var. Bu yüzden bunları yapan karakterlerimden birinin bakış açısından yazarken, bunu kafamda tutmaya çalışıyorum.
Ve seviyorum, bu yüzden orada bana Victarion Greyjoy gibi temelde bir ahmak ve kaba olan insanları bile sevdiren bir empati var. Ama kendini mağdur hissediyor ve dünyayı belli bir şekilde görüyor. Ve Jamie Lannister ve Theon Greyjoy, hepsinin kendi bakış açıları var. Hepsini seviyorum. Bazılarını diğerlerinden daha çok seviyorum sanırım.
- İnsanlar, Ice and Fire’a bir üçleme olarak başladığında, tek bir satırın olduğu bir taslağınız vardı, "Ve bu arada, Westeros'ta soylular güç konusunda tartışıyorlar." Ve bu satır, serinin ortadaki üç veya dört kitabına dönüştü. Bunun doğruluğu var mı?
Bu grotesk bir abartı ama bunda en azından bir parça doğruluk var, evet. Karakterleri tanıtıyorsunuz ve bazen kendi başlarına bir hayat sürüyorlar.
Bazı büyük karakterler için - evet, her zaman planlarım vardı, Tyrion'un hikayesinin bundan sonra nasıl olacağını, Arya'nın hikayesinin ne olacağını, Jon Snow'un hikayesinin ne olacağını biliyordum. Başlıca ölümlerin ne olacağını ve ne zaman geleceklerini biliyordum. Bu en yakın şey olacaktır.
Ancak Tyrion'un uşağı Bronn gibi çok popüler bir karakter haline gelen bazı ikincil karakterler de olacaktır. Aniden çıktı. [Düşünüyordum], "Tamam, Tyrion bu iki paralı askerle karşılaştı, Bronn ve Chiggen. Ve biri onun için savaşacak. Hangisi olacak? Tamam, Bronn ile gideceğiz." Ama onun hakkında yazdığım gibi, kendine özgü bir kişilik geliştirdi ve geçmişi süper gizemlidir, nereden doğduğunu, nereden geldiğini bilmiyorsunuz ama hakkında yazmak eğlenceli. Bir sahneye çıkıyor - bir kez bir TV şovunda rol aldığında, onu oynayan harika bir aktör var - gerçek oluyor.
- Dizideki Margaery ile – benim Margaery Loras'tan daha genç, Loras'tan daha yaşlı değil. Yani o gerçekten on altı yaşında bir çocuk gibi ve Natalie harika biri ama açıkça on altı yaşında bir çocuk değil. O çok zeki. Neredeyse benim Margaery'min on yıl içinde olacağı hal (kızı yaşatırsan :D ).
- Arya'yı ilk tanıştırdığınızda, onun bir suikastçı olacağını biliyordunuz?
Henüz suikastçı değil. Sen öyle olacağını varsayıyorsun. O bir çırak.
- Ama zaten insanları öldürmeye başladı ve birçok sırrı öğrendi.
Sadece Ice and Fire'da değil - Wild Card serisinde de bunu biraz yaptık, çocuk askerinin her şeyi büyüleyici bir yapı. Elimizde çok tatlı ve masum bir çocuk resmi var. Bence Afrika'daki yakın tarihin bir kısmı ve daha uzun tarihin bir kısmı, doğru koşullar altında, bunların (yetişkin) erkekler kadar tehlikeli ve bazı yönlerden daha tehlikeli olabileceğini gösterdi. Bir düzeyde, bu onlar için neredeyse bir oyun.
- Serinin ortasında planladığınız beş yıllık boşluğa takıntılıyım. Bu nasıl oldu?
Başlangıçta herhangi bir boşluk olmaması gerekiyordu. Kitap ilerledikçe, sadece bir zaman geçmesi gerekiyordu. 1991'deki orijinal konseptim, bu karakterlerle çocukken başlayacaktım ve yaşlanacaklardı. Arya'yı sekizde alırsanız, ikinci bölüm birkaç ay sonra olacak ve o sekiz buçuk olacak ve [sonra] dokuz olacak. Hepsi bir kitabın alanı içinde olacaktı.
Ama onları yazmaya başladığımda olayların belirli bir ivmesi var. Yani bir bölüm yazarsınız ve sonraki bölümünüzde bu altı ay sonra olamaz çünkü ertesi gün bir şeyler olacak. Yani ertesi gün ne olacağını yazmanız ve ondan sonraki hafta ne olacağını yazmanız gerekiyor. Ve haberler başka bir yere taşınır.
Ve çok geçmeden, yüzlerce sayfa yazdınız ve geçmek istediğiniz altı ay veya yıl yerine bir hafta geçti. Yani bir kitabı bitiriyorsunuz ve muazzam miktarda olay yaşadınız ama bunlar kısa bir zaman diliminde gerçekleşti ve sekiz yaşındaki çocuk hala sekiz yaşında.
Böylece bu ilk üç kitap için beni gerçekten etkiledi. Bunun beni ele geçirdiği anlaşılınca, beş yıllık boşluk fikrini buldum. "Zaman burada istediğim gibi geçmiyor, bu yüzden zamanda beş yıl ileri atlayacağım." Ve biraz daha büyüdüklerinde bu karakterlere geri döneceğim. Feast for Crows'u yazmaya başladığımda yapmaya çalıştığım şey buydu. Yani [boşluk] Kılıçların Fırtınası'ndan sonra ve Kargalar Ziyafeti'nden önce gelecekti.
Ama kısa süre sonra keşfettiğim şey - ve bununla bir yıl uğraştım - [boşluk], Fırtına Fırtınası'nın sonunda Braavos'a giden Arya gibi bazı karakterlerde işe yaradı. Beş yıl sonra geri dönebilirsiniz ve o beş yıllık bir eğitim aldı ya da Orman Çocukları ve yeşil görüleri tarafından ele geçirilen Bran, [böylece ona beş yıl sonra geri dönebilirsin]. Bu iyi. Onlar için çalışıyor.
Diğer karakterler hiç işe yaramadı. King's Landing'de Cersei bölümlerini yazıyorum ve "Evet, beş yıl içinde altı farklı adam El olarak görev yaptı ve bu komplo dört yıl önce vardı ve bu şey üç yıl önce oldu." Ve bunların hepsini geri dönüşlerde sunuyorum ve bu işe yaramadı. Diğer alternatif ise, bu beş yıl içinde hiçbir şeyin gerçekleşmemiş olmasıydı, bu da tahminlere aykırı görünüyordu.
Jon Snow meselesi daha da kötüydü çünkü Fırtına'nın sonunda Lord Commander seçildi. Orayı kaldırıyorum ve "Beş yıl önce Lord Komutan olarak seçildim. O zamandan beri pek bir şey olmadı, ama şimdi bir şeyler yeniden olmaya başlıyor." Nihayet, bir yıl sonra "Bu işi yapamam" dedim. (Yalnız 4 kral eli olacak bilgisini mi vermiş bu? Huuuu)
- Beş yıl olacak ve sonra Kış mı gelecek yoksa Kış mı olacaktı?
Kış’ın gelişi süreci...
- Öyleyse, sonbahar 5 sene sürecekti?
Evet. Seriyi kurduğum şekilde bunun için pek çok emsal var. Yaz on yıl sürdü. Beş yıllık bir Sonbahar pek bir şey değil.
- Beş yıllık aradan sonra yazmak için yazdığınız bazı şeylerin Dance with Dragons da dahil, kitaplarda olduğunu biliyorum.
ADwD ve AFoC. Bir kısmı orada. Bazılarını elden geçirdim. Onun bir versiyonu var ama aynı versiyon orada değil. Bazıları henüz çıktı. Sadece işe yaramadı.
- Sihir kullanmanın tehlikeleri nelerdir? Ne yanlış gidebilir?
Sihir asla sorunun çözümü olmamalıdır. Yazar olarak inancım her zaman Faulkner’ın Nobel Ödülü kabul konuşması olmuştur ve burada “Yazmaya değer tek şey, kendi kendisiyle çatışan insan kalbidir”. İyi kurgu, iyi drama bununla ilgilidir: Başı dertte olan insanlar. Bir karar vermelisin, bir şeyler yapmalısın, hayatın tehlikede ya da namusun tehlikede ya da kalp krizi yaşıyorsun. Tatmin edici bir hikaye oluşturmak için, kahramanın problemi çözmesi veya problemi çözmede başarısız olması gerekir - ancak problemle bir tür rasyonel yolla uğraşması gerekir ve okuyucu bunu görmelidir. Ve kahraman sonunda kazanırsa, zaferin kazanıldığını hissetmek zorundadır. Büyü ile ilgili tehlike, zaferin kazanılmamış olmasıdır. Birdenbire son bölümdesin ve kendini bir deus ex machina ile sonlandır. Kahraman birdenbire, eğer bu özel büyülü bitkiden biraz alabilirse, bir iksir hazırlayıp problemini çözebileceğini hatırlar. Ve bu bir hile. Bu çok tatmin edici değil. İşi ucuzlatıyor. İyi yapılmış fantezi - Tolkien gibi bir şey - Yüzüklerin Efendisi'ni tam başlangıçta mükemmel bir şekilde kurar. Yüzükten kurtulmanın tek yolu, onu Hüküm Dağı'na götürmek ve geldiği ateşlere atmaktır. Bunu ilk andan itibaren biliyorsun. Ve eğer tüm bunları yaşasaydık ve sonra kitabın sonunda aniden Gandalf dedi ki, bekle bir dakika, yeni hatırladım, işte bu diğer büyü, oh, yüzükten kolayca kurtulabilirim! Bundan nefret ederdin. Bu tamamen yanlış olurdu. Sihir işleri mahvedebilir. Sihir asla çözüm olmamalı. Sihir, sorunun bir parçası olabilir.
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.07.29 15:25 griljedi GRRM - 2012 Söyleşileri

  1. Şu ana kadar yayımlanan kitaplara eklediğiniz ve okuyucunun bulmasını umduğunuz ama bulamadığı şeyler var mı? Yahut çok az kişinin gördüğü?
Hayranların şu ana kadar her şeyi öğrendiğini düşünüyorum. İnsanlar düşüncelerini internette, bloglarda yazıyor. En anlaşılmaz, ücra ipuçları bile kısa sürede bulunuyor ve dikkat çekiliyor.
  1. Valyria’yı görecek miyiz?
Kıyamet öncesi mi şimdiki halini mi? Belki.
  1. Cevaplanmamış ama Kış Rüzgarlarında cevaplanacak üç soru söyler misiniz?
Söyleyebilirim ama söylemeyeceğim.
  1. Bronn’un hikayesi bitti mi?
Bronn’un hala bir rolü var, kesinlikle geri dönecek.
  1. Başlangıçta onlara vereceğiniz yolu ertelediğiniz veya yoldan saptırdığınız bir karakter var mı? Varsa, kim?
Hayır, var diyemem. Bazı durumlarda kronolojiler başlangıçta istediğimden farklı ama tüm karakterlerin hikayeleri aynı devam devam ediyor.
  1. Demiradamlar kuzeye saldırmamış ve Kızıl Düğün gerçekleşmemiş olsaydı Kuzey ve Nehirtoprakları bağımsız kalmaya devam edebilir miydi?
Kuzey olabilir ama Nehirtoprakları daha sorunlu. Gerçek doğal sınırlar olmadan, nehirtoprakları her taraftan saldırılara karşı savunmasızdır, bu yüzden tarihleri kan ve kargaşa ile dolu.
  1. Hayranların bulduğu ama sizin o amaçla yazmaya niyetlenmediğiniz en büyük kırmızı ringa balığı (yem) nedir?
Bu söylemek olurdu ama hayranlar, ufacık bir şeyden bile kuram çıkarıyorlar. Zaman zaman bunları bana e-posta atıyorlar.
- Dothraki aslında bir dizi bozkır ve ova kültürünün bir karışımı olarak tasarlandı ... Moğollar ve Hunlar, kesinlikle, ama aynı zamanda Alans, Sioux, Cheyenne ve çeşitli diğer Amerikan kabilelerinin ... saf bir fantazi ile terbiyeli hali. Araplara veya Türklere - orijinal olarak bozkırların atlıları olması haricinde- herhangi bir benzerlik tesadüfidir (bu emmiye biri Hunların da Türk olduğunu söylesin. Neyse). Bununla birlikte, genel olarak, tarihten ilham alırken, ister bireylerden isterse tüm kültürlerden olsun, doğrudan bire bir nakillerden kaçınmaya çalışırım. Robert'ın VIII. Henry veya Edward IV olduğunu söylemek nasıl doğru değilse, Dothrakilerin de Moğol olduğunu söylemek doğru olmaz.
- GRRM; “Ejderhaların Dansı sonunda pek çok uçurum vardı, 6. kitapta bunları çok erken çözeceğim. Kitabı inşa ettiğim iki büyük savaşla açacağım; Buz Savaşı ve Meereen-Köle Körfezi Savaşı ve sonra oradan alıp devam edeceğim.”
- Ned ve Robb’un ölümü... Bu iki karakterin sonunu en başından beri biliyor muydunuz yoksa zaman içinde mi karar verdiniz?
Neredeyse en başından beri biliyordum. Hikayenin büyük vuruşlarını biliyorum; ana karakterlerden kim ölecek, kim yaşayacak... hepsini. Yazım sırasında keşfettiğim çok ayrıntı var, küçük karakterler gibi... Yani ana karakter altı arkadaşıyla bir savaşa girecekse altı arkadaşın hepsine de ne olacağını bilmiyorum, buna yazarken karar veriyorum ama büyük oyuncular, büyük hayatlar ve hayat değiştiren büyük olayları en başından beri planlı.
- Bir çok kişi Jon’u öldürdüğünüzü düşünüyor. Geçmişte Starklara çok kötü şeyler yaptınız ama içimden bir ses Jon hayatta kaldı diyor. Bu konuda yorum yapmak ister misiniz?
[Güler] Bu konuda yorum yapmayacağım.
- Jon, Lord Kumdandan olarak resimden etkili bir şekilde çıkmış olsa da - yaşıyor olsa bile, Sur’un o kış geldiğinde Ötekileri geri tutma şansını sevdiğimden emin değilim. Kış Rüzgarları'nda Sur’un güneyine doğru hareket ettiklerini göreceğimizi varsayabilir miyiz?
Çok fazla şey söylemek istemiyorum ama Kış Rüzgarlarında kesinlikle daha fazla Öteki göreceksiniz.
- Kargaların Ziyafeti ve Ejderhalarla Dansta bölüm başlıkları olarak Kraliçe'nin Eli veya Demir Talip gibi etiketleri kullanmaya başladın, daha önceki ciltlerde ise her zaman Jon veya Ned ya da Arya idi. Bu kimlik sorunlarını keşfetmenin bir yolu mu? Özellikle Arya ve Sansa ve Theon ile tüm kimlikleri değişiyor gibi görünüyor.
Evet, tam olarak amacım bu. Bu kitaplarda birçok kimlik saldırı altında.
- Ortaya çıkan bir diğer tema da – her yerde var ancak ancak Ejderhalarla Dansa son pov’da daha da netleşiyor - taht oyununda oyuncu olduklarını düşünen karakterlerin piyonlardan daha sık olması. Gerçek güç gölgelerdedir. Bu fikri en başından itibaren keşfetmek istediniz mi yoksa hikaye geliştikçe mi ortaya çıktı?
Hangi durumdan bahsettiğinize bağlı. Bu seriye 1991 yılında ilk başladığımda, ne olduğunu gerçekten bilmiyordum. A Game of Thrones'a geldiğimde, ana temaların ne olacağını biliyordum ve bu kesinlikle onlardan biri. Gücün doğası ve gücün kullanımı ve insanların iktidara gelmesi için neler yaptıklarını - ele aldığım en önemli şeylerden bazıları.
Varys’ın 2. kitapta sorduğu kral, rahip, savaşçı bilmecesi buna hitap ediyor. Kim kime itaat ediyor? Asıl güç kimde? Asıl soru bu.
- GRRM, Tyrion karakterini, 1981 yılında Lisa Tuttle ile yazdığı Windhaven isimli kitaptaki bir cümleden ilham aldı; “Bir cüce var, gördüğüm en çirkin adam ama ayrıca en zekisi.”
- GE: Tyrion ve Daenerys, serinin en ünlü iki karakteri...
En popüler iki karakterden biri, ancak bence evrensel olarak en popüler olan ikisi Jon Snow ve Arya. Her karakterin hayranları ve büyük bir iltifat olarak aldığım aleyhte sözler var. Gerçek insanlar hakkında böyle hissederiz; bir kişi onları sever, başka bir kişi onlar tarafından tahrik olur ve başka bir kişi onların sahte olduğunu düşünür. Kurgusal bir karakter yaratıyorsanız ve herkes karakteri seviyorsa veya karakterden nefret ediyorsa, muhtemelen bir karton parçası yaratmış olursunuz.
- GRRM, Kargaların Ziyafeti’nde Brienne’nin asılırken yaptığı seçimin “kılıç” olduğunu doğruladı ve bunu küçük Payne’i kurtarmak için yaptığını da... Yani Podric Payne, hala hayatta.
- Karakterleriniz arasında bir seyahat arkadaşı seçmeniz gerekse kimi seçerdiniz?
Hedefe ve ne yapmak istediğime göre değişir. Eğer sadece gezi, manzara, farklı yerleri görmekle ilgiliyse Tyrion’u yanıma alırdım; asit yorumları (iğneliyici demek istiyor sanırım, söyleşi ispanyolcaydı, ben de otomatik sayfa çevirici kullandım) belli zamanlarda çok iyi olurdu. Daha romantik bir kaçış olacaksa da Daenerys’i alırdım çünkü eğlenceli olmasının yanı sıra çok güzel bir kadın.
- Kim daha seksi? Hayalinizdeki Daenerys mi yoksa Emillia mı?
Gerçek şu ki Emillia çok seksi ama farklılar. Benim için seçmesi zor çünkü ikisini de çok seksi görüyorum. Emillia düşündüğüm karakterin daha yaşlı bir hali. Kitaptaki Dany, cinsellik dünyasına girmiş bir genç kız ile küçük bir kız olma arasında değişiyor. Bazen bir kraliçecilik oynayan bir kız gibi davranırken, bazen de her açıdan tamamen işlevsel bir yetişkin gibi davranır. 23 yaşındaki Emillia 17 yaşında olması gereken (aslında 16) bir karakteri canlandırıyor.
- Westeros’ta ailelerin çok fazla çocuğu var, onları rahatça öldürebilmek için mi? Karakterleri öldürmeyi seviyor musunuz?
Bunu sevmiyorum ama bazen bunu komplo ihtiyaçlarıyla yapmak zorunda kalıyorum. Buna ek olarak ilham aldığım dönem Orta Çağ; o dönemlerde ailelerin şimdikilerden daha fazla çocukları olurdu çünkü kadınlar da çocuklar da sık sık doğumda ölürdü hatta çocuklarınızın ileride fazla yaşamayabileceğinizi bilirisiniz; kimisi erken yaşta kimisi biraz daha ileri yaşta ölürdü. Bu yüzden o dönemlerde çok çocuk olurdu. Ben de, her ne kadar bu bir fantezi de olsa, işime bunu yansıtmaya çalışıyorum, o dönemin şartlarına sadık kalmaya çabalıyorum.
- Yedinci kitabın ismi Kurtların Zamanıydı, bunu neden değiştidiniz?
Bu geçici bir başlıktı; bir isim seçmem istendi ve benim de aklıma ilk Kurtların Çağı ya da Kurtların Zamanı geldi ama hiçbir zaman sevmedim. Bir Bahar Rüyası daha iyi bir başlık.
- Ormanın Çocukları ile Ötekiler arasında göründüğünden daha yakın bir ilişki var mı?
Olabilir, olabilir. Hikaye devam ettikçe gelişecek bir konu, bu yüzden şu an bir şey söylemem (kendi de bilmiyor :D ).
- Jon Arryn’nın ölümünün LF ve Lysa eliyle olduğunu öğrendik, peki Sör Hugh’un ölüm emrini kim verdi? Cersei mi? LF mi?
İkisi de olabilir, kararınıza göre... Ancak bu, sadece bir Gregor olayı olabilir de. O cani ve acımasız biri, birini öldürmek için gerçek bir nedene ihtiyacı yok.
- Doran ve Mellario’un tartışma sebebi çocuklarını uzaklaştırma meselesi yüzünden ise Mellario neden Dorne’u terk etti? (Herkesin merak ettiği bir soru.)
İyi bir evlilik değildi. Yeni ve egzotik bir şeyin cazibesi nedeniyle evlendiler. Bazen cazibe en az beklediğiniz zaman olur. Uzak bir ülkenin prensi idi ve o da hayat dolu, çok çekici, çok farklı bir kültürden gelen bir kadın gibi görünüyordu. Dorne'a geldiğinde, Norvos'tan farklı olan, özellikle de çocukların başkalarına himaye edilmesiyle ilgili geleneklerin olduğunu görür. Bu ne siyasi bir evlilik, ne de büyülü bir evlilikti, sadece insan doğasının bir örneğiydi. Bazen ilişkiler iyi bir temel üzerinde başlar: tanışırsınız, büyük bir cinsel cazibe vardır, bir ilişki kurarsınız, evlenirsiniz ... ve sonra dört veya beş yıl içinde gerçekten ortak bir şeyinizin olmadığını fark edersiniz. Bir hata yaptınız ve yedi krallıktaki gibi boşanmanın yaygın olmadığı bir toplumda kolay çözümü olmayan bir durumdasınız... Bu sadece başarısız olan politik bir evlilik örneği değil, ayrıca aşk evliliklerinin bile başarısız olabileceğinin bir örneğidir.
Bazen Yedi Krallık'taki politik evlilikleri iyi gelir ve aşk için olan evlilikler iyi olmaz. Bazen bir çift birbirini sever ve sonra bir noktada sevmezler. Şehvetten gülüşmeler başka bir şeyden de gelişmeyen evlilikler vardır. İşlerin iyi gideceğine dair bir garanti yoktur ve bunun sonucu, hayal kırıklıklarının gelişmesi ve her insanın kendi yolunda gitmesi için yabancılaşmanızdır. Bu konuda Mellario'dan bir miktar acı var çünkü Dorne Prensi olarak Doran çocuklarıyla birlikte kalabildi ve Mellario, onları terk etmek zorunda kaldı (anladığım kadarıyla Doran, kadının çocukları alıp gitmesine izin vermemiş).
- Kitaplarda, krakenleri derinlerden uyandırabilecek bir boru hakkında hikaye var. Hiç kraken görecek miyiz?
Mümkün soruya şaşırmış görünür
- Ölü ulukurt ve yavrular hakkında... Bunlar eski ilahlardan bir hediye mi yoksa Bloodraven’dan mı? Bazıları ölü kurdun boğazına takılan geyik boynuzunu bir fs olarak görüp Stark-Baratheon çatışmasına işaret kabul ediyor.
Dostum, bu okuyucuların anlaması gereken bir şey. Eğer orada dikkatlice ince bir şekilde çalıştığım bir sembolse, bunun nedeni insanları düşündürmek için fikir verici olmaya çalışıyorum. Eğer görürseniz ve merak etmeye başlarsanız, bu bilerek yapılmıştır. Ama "Bu bir sembol! Bu bir sembol!" diye bağırmayacağım. Her okuyucu kendi okumalı ve sembollerin ne olduğuna ve ne anlama geldiğine kendileri karar vermelidir. Bu, karmaşık bir sanat eserinde yaptığınız işin bir parçasıdır, kasıtlı olarak yapılandırılmış ve nispeten belirsiz olan bir şey, böylece her okuyucu kendi sonuçlarını çıkarabilir.
- Jaqen, Kızıl Tanrı'ya ve başka yerlerde ateş tanrısına atıfta bulunur. R'hllor'dan mı bahsediyor? Arya'nın Yüzsüz Adamlar tarafından eğitildiğini gördüğümüzde, R'hllor onlar için özellikle önemli görünmüyor.
George bir an düşünür Eh, Jaqen’ın onu ne zaman andığına dikkat et; yakın zamanda neredeyse yanıyordu.
- İsyan sırasında neden Davos, Stannis’e yardım etti?
George güler Çünkü soğanı vardı! Ve kendi kendine şöyle düşündü: "Bunları en iyi fiyata nereden satabilirim? Onları King's Landing'e götürürsem bana soğan bedelini ödeyecekler ama onları açlık çeken insanlara götürürsem kesinlikle daha iyi ödeyecekler. "
- Varys ve Illyrio, Prens Doran ve Sör Willem Darry'nin yapmış olduğu nişan sözleşmesinin farkında mıydı? Ve neden Darry veya birisi Viserys'e ölümünden önce bu anlaşmayı söylemedi?
İlk soruya: hayır. İkincisi ise, Viserys karar verildiğinde olgunlaşmamış bir çocuktu ve bu bilgiye hazır değildi.
- Arthur Dayne, asil ve cesur bir şövalye olarak tanıtıldı. Jaime bile dehşete düşerken o nasıl Aerys’in acımasızlıklarını destekleyebildi?
Okumaya devam edin.
- İlk Daenerys, Daemon Blackfyre ve Dorne prensi arasındaki ilişkide neler olduğunu anlatır mısınız?
Daemon ve Daenerys'in aşık olmasına rağmen, kardeşi kral Daeron, sevgi meselelerinden daha çok devlet meseleleriyle ilgiliydi. Dorne ile uzun yıllar mücadele etmiş ve Yedi Krallığa taciz etmelerini engelleyemedikleri gibi onları Yedi Krallığa katamamıştı. Şiddetin başarısız olduğu yerde, belki de evliliğin düşmanlığa son verebileceğini fark etti ve böylece kız kardeşini Dorne prensi ile ittifak kurmak için kullandı. Bu politik bir evlilik, saf ve basit, Dorne ve Yedi Krallık arasında birliği garanti etmek için uygun bir evlilik. Ayrıca, kız kardeşini ki kendisiyle birkaç çatışması olmuş ve bir çok insanın tahtın gerçek sahibi olarak gördüğü piç erkek kardeşi yerine, Dorne prensine vermeyi tercih etti. Bu da Daemon’u ilk Blackfyre Taliplisi olmasına iten bardağı taşıran son damlaydı.
- Ejderhalarla Dansta, Brandon Stark’ın da Robert gibi kadınlara olan ilgisi hakkında daha fazla şey öğreniyoruz. Brandon'ın da piçleri var mıydı?
Brandon'ın çocuk sahibi olmadan önce öldüğünü söylemek abartı olurdu. Kitaplarda bakire olmadığı tespit edilmiştir. Ziyaret ettiği çeşitli yerlerde küçük snowlar bırakmış olabilir ama kesinlikle açık olan, meşru çocukları olmadığıdır.
- Meereen Düğümünün nasıl vuku bulduğunu artık biliyoruz. Asıl sorun neydi? Örneğin, Dany'nin çeşitli karakterlerle tanışma sırası mıydı, yoksa ejderhaları kim, ne zaman ve nasıl almaya çalışacağı mıydı?
Şimdi bir şeyler açıklayabilirim. Pek çok, birçok faktörün bir birleşimiydi: Xaro'dan Dany gemilerini vermek için teklifle başlayalım, reddedilmesi daha sonra Qarth'ın savaş ilanına yol açacaktır. Sonra şehri sakinleştirmek için Daenerys'in evliliği var. Sonra Yunkai ordusunun Meereen kapılarına gelişi var, çeşitli insanların yoluna çıkma sırası var (Tyrion, Quentyn, Victarion, Aegon, Marwyn, vb.) Ve sonra Daario var, bu tehlikeli kiralık kılıç ve Dany'nin onu gerçekten isteyip istemediğine dair bir soru var; salgın var, Drogon'un Meereen'e dönüşü var ...
Bütün bunlar havaya fırlattığım toplardı ve hepsi bağlantılı ve kronolojik olarak iç içe geçmişti. Drogon'un şehre dönüşü, farklı zamanlarda olduğunu keşfettiğim bir şeydi. Örneğin, Quentyn'in Meereen'e gelişinin üç farklı versiyonunu yazdım: biri Dany'nin evliliğinden çok önce geldi, biri daha sonra geldi ve diğeri evlilikten sadece bir gün önce geldi romanda olan da bu Ve bu farklı varış noktalarının diğer karakterlerin hikayelerini nasıl etkilediğini karşılaştırmak ve görmek için üç versiyonu da yazmak zorunda kaldım. Henüz gelmemiş bir karakterin hikayesi de dahil (Sonra da GRRM neden kitapları bitiremiyor, diyoruz :P ).
- Melisandre neden Stannis'i aradı? Onu alevlerinde gördü ve kendi başına aramaya mı karar verdi yoksa kırmızı rahipler adına bir göreve mi başladı? Rahipler tarafından gönderilen Moqorro ile karşılaştırdığınızda, sanki ikincisi gibi görünmüyor.
Haklısın, Melisandre kendi karar verdi, onun kendi gündemi var.
- Ejderha Kayası temelde volkanik bir ada ve bu nedenle, mağaralarına ne kadar derine girerseniz, o kadar sıcak olur ... ama derinliklerinde bu ısıya neden olan eski Valyri büyüsü olabilir mi?
Ejderha Kayası kalesinin nasıl inşa edildiğine ve bazı yapılarında taşın bir şekilde sihirle nasıl şekillendiğine bakarsanız ... evet, hala Valyria büyüsünün mevcut olduğunu söylemek mümkündür( Targların buradaki büyü yüzünden hastalanmadığı, ayrıldıkları için hastalanmaya başladıkları kuramım daha bir güçlendi :) ).
- Neredeyse her zaman birbirleriyle müttefik olmak isteyen aileler arasında evlilikler görüyoruz. Bu bağlam göz önüne alındığında, Tywin Lannister'in evliliğinin ilk kuzenle olması tuhaf görünüyordu ve hatta Tywin'in ne kadar pragmatik ve hırslı olduğunu düşündüğünüzde daha da tuhaf görünüyordu. Yoksa gerçekten bir aşk evliliği miydi?
Aşk olabilir ama ailenin kanını güçlendirmek için başka bir açık sebep var. Targaryenlar bu politikanın en uç örneğidir: sadece kanın saflığını korumak için aile içinde evlenirler ve böylece taht veya ailenin yönetimi için birkaç aday bulundurma probleminden kaçınırsınız. Beş erkek kardeşiniz varsa ve her birinin birkaç çocuğu varsa iki veya üç nesilden sonra kendinizi otuz potansiyel mirasçı ile bulabilirsiniz: Lannister veya Frey adında otuz kişi olabilir ve bu da çatışma üretir çünkü hepsi taht için kalıtsal kavgalara katılacaklar. Güller Savaşı'nın kaynağı budur; Taht için fazla aday, hepsi Edward III'ün torunları. Beş oğlunuz varsa ve bu tür bir problemden kaçınmak istiyorsanız, belki de en büyük oğlunun ilk doğan kızını üçüncü oğlunun çocuğuyla evlenmek o kadar da kötü bir fikir değildir; kavgalardan kaçınırsınız ve kan birleşik kalır, belki de Tywin'in evliliğinin amacı buydu. Belki Lord Tytos'un fikriydi hatta Tywin'in büyükbabasının fikri bile, evlilik ittifakının tam olarak hangi saatte yapıldığına göre...ancak notlarımı kontrol etmem gerekir çünkü hatırlayamıyorum.
- Valyria’yı görme şansımız var mı?
Belki ama kesin değil. Asıl soru geçmişteki mi yoksa şimdiki mi? (yukarıda vardı bu soru, evet. Kasıtlı tekrar ekledim çünkü adamın kafasındakini çözmeye çalışıyorum ama daha çözemedim. :D)
- Jaime, Diyar’ın tarihindeki en iyi kılıç ustalarından biri. Ned harika bir kılıç ustası denemez, daha çok yetkin bir kılıç ustası demek daha doğru olur, onun yeteneği başka yerde yatıyor. O daha çok iyi bir komutandır(ağabeyi iyi bir kılıç ustası).
(Bundan sonra yine bir İspanyolca çevirisi var ve yine oto sayfa çevirisi kullandım. Malum bu dili bilmediğim için olduğu kadar; çoğu genelde iyi çeviri görünüyor ama kelimelerde anlamsız kaçan noktalar vs. olabilir. Çok karmaşık, devrik olan; çeviriden emin olmadıklarımı çıkartıyorum yazıdan çünkü tamamen yanlış bir bilgi de verilmiş olunabilir, emin olamam.)
- İlk kitaplardan herhangi bir şey değiştirmek ister misiniz?
Ahm ... Bekle ... Neyi değiştirmek isterdim? Tyrion Lannister'ın ilk tanıtıldığı sahneyi değiştirmek isteyebilirim;Tyrion'un bir kapının tepesinden atladığı sahne; bu mümkün değil. O zamana kadar, böyle durumu olan insanlar hakkında çok az referansım vardı ve daha sonra fiziksel zorlukları hakkında daha geniş detaylar öğrendim. Yani bu değiştireceğim şeylerden biri.
- Dördüncü kitaptan, 'Peygamber' veya 'Kraken'in Kızı' gibi takma adlarla bazı bölümleri açığa çıkardınız. Bunu neden yapıyorsun?
Eh ... [Gizemli bir gülümsemeyle uzun zamandır düşünüyor] Bence en iyi bilim kurgu ve fantezi yazarlarından Gene Wolfe'yi tanıyor musunuz bilmiyorum.Eserleri bulmaca ve gizemlerle dolu ve söylediklerine çok dikkat etmeniz gerekiyor.Bir gün ona sorduğumu hatırlıyorum: “Bunu neden kullanıyorsun? Bunun ötesinde daha derin bir neden var mı? ”Ve başlangıçta hiçbir şey söylemedi. Sadece ironik bir şekilde gülümsedi ve bana dedi ki: “Bunun ne anlama geldiğini düşünüyorsun?” Ve ona teorilerimi söyledim.Sonra şöyle cevap verdi: “İlginç…” [Gülüyor].Benden kurtulmak istediğin tek şey bu, ama bunun bir kaza olmadığını söylemeliyim [Gülüyor].
- 2012 yılında 400 sayfasını yazmış kitabın ama ancak 200 tanesi tam manası ile bitmiş (son gözden geçirmelerle yani). Bu durumda şimdi sona gelmiştir inşallah. :)
- Kitabın sonunda herkesi memnun etmeyeceğini biliyorsun, değil mi?
Tabii ki bazı hayranlarımı hayal kırıklığına uğratacağım çünkü nihayet tahta çıkacaklar hakkında teoriler yapıyorlar: kim yaşayacak, kim ölecek… ve hatta romantik eşleşmeleri hayal ediyorlar ama bu fenomeni Rick Nelson'ın sözlerini tekrarlayarak yaşadım: “Kimseyi memnun edemezsin, bu yüzden kendini memnun etmelisin”. Bu yüzden son iki kitabı yapabildiğim kadar iyi yazacağım ve okurlarımın büyük çoğunluğunun bundan memnun olacağını düşünüyorum. Herkesi memnun etmeye çalışmak korkunç bir hatadır; Ben okuyucularınızı kızdırmanız gerektiğini söylemiyorum ama sanat bir demokrasi değildir ve asla bir demokrasi olmamalıdır. Bu benim hikayem ve rahatsız olan insanlar dışarı çıkmalı ve kendi hikayelerini yazmalı; okumak istedikleri hikayeleri.
- Hayran forumlarından uzak durmaya çalıştığını çünkü insanların olanları tahmin ettiğinde hikayeyi değiştirme güdüsü devreye giriyor ama onca ipucunu verdikten sonra bunu yapmanın doğru olmayacağını ve bunun hikayeyi de mahvedeceğini bildiğinden bakmamak en iyi seçenek. “Kitabı o kadar ipucuyla doldurduktan sonra değiştirmek beni yalancı yapar, ben yalancı değilim” diyor(Ama karısı giriyormuş forumlara :P ).
- Sen kötü bir yazarsın çünkü birçok ana karakteri öldürüyorsun. Bununla nasıl başa çıkıyorsunuz?
Şey… Okuyucularımın okuduklarına duygusal olarak katılmalarını istiyorum. Uzaktan okumayı sevmiyorum ve onların gerçekten dahil olmalarını istiyorum ve eğer korkunç şeyler olacaksa; Korkmalarını istiyorum. Bunu yapmanın ötesinde herkesin ölebileceğini belirtmek istiyorum. Benimki, kahramanın güvende olduğunu bildiğiniz, diğerleri gibi tahmin edilebilir bir kitap değil. Kahramanın ne kadar sorun yaşarsa yaşasın, karşılaştığı ihtimaller; o gelecek, çünkü o ... o John Carter, o kahraman. Gerçek hayatta böyle değil ve kitaplarımda gerçekçi olmak istiyorum, bu yüzden kimse kitaplarda güvende değil. Bir yazar olarak amacım her zaman güçlü bir kurgu hikayesi yaratmaktı. Okuyucularımın kitaplarımı ve rahat bir koltukta otururken geçirdikleri harika zamanı hatırlamalarını istiyorum.
- Ama Buz ve Ateşin Şarkısı'nın kahramanı kim ?
Bilmiyorum. Herkes kendi hikayesinin kahramanı ... ve bir düzineden fazla bakış açısı karakterim var ve hepsi kahraman …
- Kitaplarınızın bir başka ilginç yanı da bize Kızıl Tanrının alevleri, Yüce Yürek Hayaleti'nin sözleri veya Ölümsüz Evi'nin vizyonları aracılığıyla birçok ipucu vermenizdir…
-Güler- Onlar spoiler mı? Onların ne demek istediğini anlamak için çok dikkatli bir şekilde bakmanız gerekir. Hepsi de göründüğü gibi değil. Kehanetler beklemediğin şekillerde gerçeğe dönüşürler.”
- Elbette bize yardım etmek için verdiğiniz tüm kehanetlere rağmen hikaye çok öngörülemez …
Kehanetler, kabzasız kılıca benzer, çok dikkatli tutmak gerekir.” diyor ve kehanet işinin kitaba ilginçlik katacağına ama çok belirgin bir mana ile yahut çok kolay anlaşılır şekilde bunu yapmak istemeyeceğinden bahsediyor. Kehanet için Güller Savaşında yaşamış bir lordu örnek veriyor. Beyaz Kule’nin altında öleceğine dair bir kehanet duymuş ve ondan sonra o kuleye bir daha yaklaşmamış; savaşta öldürülüyor ve öldüğü yer de o kulenin resminin olduğu yerdir. “Kehanetler beklemediğin şekillerde gerçeğe dönüşürler.” diye bitiriyor. “Kehanetler beklenmedik şekillerde gerçekleşir. Onlardan ne kadar kaçınmaya çalışırsanız, onları o kadar çok gerçeğe dönüştürürsünüz ve ben bununla biraz eğlenirim.”
- Yani her zaman beklentilerimizi hayal kırıklığına uğratmak istiyorsun, değil mi?
Evet, her zaman niyetim buydu: okuyucunun beklentileri ile oynamak. Bir yazar olmadan önce çok iddialı bir okuyucuydum ve hala öyleyim ve çok öngörülebilir grafikleri olan çok sayıda kitap okudum. Bir okuyucu olarak aradığım şey beni memnun eden ve şaşırtan bir kitap. Ne olacağını bilmek istemiyorum. Benim için hikaye anlatımının özü bu ve bu nedenle okuyucularımın artan ateşle sayfaları çevirmelerini istiyorum: sonra ne olacağını bilmek. Çoğunlukla fantezi türünde, kahramana sahip olduğunuz ve o seçilmiş olan birçok beklentisi var ve her zaman onun kaderi tarafından korunuyor. Kitaplarım için istemedim.
- Serinin ismi neden Buz ve Ateşin Şarkısı? Sur ve ejderhalar ve ötesi için mi?
Bu bariz bir şey ama evet, bundan fazlası var. İnsanlar Robert F.’in şiirinden etkilendiğimi söylüyor, doğru. Ateş aşk, tutku, cinsel şevk ve diğer şeylerdir. Buz ihanet, intikam ve buz… biliyorsun, insaniyetsiz bir soğukluk ve kitaptaki diğer şeyler.
- Bana biraz kadın karakterleri hakkında konuş, çünkü onlar çok çeşitli ... Lady Catelyn, Kraliçe Cersei, Asha Greyjoy, Melisandre, Tarth Brienne ...
Şey ... Farklı olmalılar çünkü farklı yaşam deneyimleri olan farklı kadınlar. Tüm kadınların aynı olduğuna inanmıyorum, erkeklerin hepsi aynı değil. Bence “tüm kadınlar… boş olanı dolduruyor” gibi yaptığınız herhangi bir ifade yanlıştır. Bu tür genellemeler sizi her zaman sıkıntıya sokar, bu yüzden kadın karakterlerimi Westeros'un Yedi Krallığı gibi cinsiyetçi ve ataerkil bir toplumda bile büyük çeşitlilikte sunmak istedim. Kadınlar farklı roller ve farklı kişilikler bulabilirler, bu yüzden farklı yeteneklere sahip kadınlar bir toplumda kim olduklarına göre çalışmak için yollar bulabilirler.
- GRRM savaş karşıtı biri ama “mutlak pasifist” biri kesinlikle değil.
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.07.25 12:27 Asusnur GRRM - 2002 Söyleşileri - 3

Bu çeviri @griljedi tarafından yapılmıştır.
1 Haziran 2020
Bu bölümle birlikte 2002 yılının son söyleşileri de eklendi.
Tyrion’un yarı Targaryen olup olmadığı konusunda bir soru sorulmuş, soruyu soran buna katılmasa da bir bir ipucu falan olup olmadığını söylüyor doğru ise… GRRM de güzel bir deneme olduğunu ama ipuçlarını kitaplarda vermeyi tercih ettiğini söylüyor, mektuplarda değil. (Sanırım bir mektup soru-cevabı şeklinde olmuş bu)
Sık sık karakterlerinizi öldürüyorsunuz, neden?
Ben sık sık kurduğum oyunu pekiştirmek için ana karakterlerden birini öldürmek isterim (cümleyi net çeviremedim ama aşağı yukarı bahsetmek istediği şey bu). Kimse güvende değil! İlk defa yapmadım. Tolkien’e hayranım ama bence Gandalf’ı hayata döndürek bir hata yaptı.
Karakterleriniz özellikle iyi çizilmiş ve insanlar onları çok fazla önemsiyor. En çok hangi karakteri seviyorsunuz ve hangisi daha az?
En sevdiğim karakter Tyrion. Belki de bana en çok benzeyeni ve bölümleri yazması en kolay olanı. Karakterlerimden sevmediğim yok. Yazdığımda, bir dereceye kadar onlar oluyorum ve onları hor görmem mümkün değil.
Senden daha az akıllı olan karakterin bakış açızıyla yazmak çok zor değil mi? Yani, kendinize şunu sormalısınız: Bu karakter gerçekten ne kadar aptal olabilir?
Benim hiçbir karakterimin gerçekten çok aptal olduğunu düşünmüyorum. Hodor gibi birinin bakış açısından yazmak kesinlikle zor olurdu.
Okumaları için arkadaşlarınıza kitaplarınız veriyor musunuz? Ve “bu mantıklı değil” dediği yerlerde değiştirdiğiniz kısımlar oluyor mu?
Yapıyorum. Özellikle onların tutarsızlıkları araştırmasını istiyorum. Yapıyorlar da ama yine de bazı hatalar geçiyor. Bir kralın erkek kardeşini amcaya dönüştürmek zorunda kaldığım Targaryen hanedanı olayı vardı çünkü bir hayran bana tarihlerin tutarlı olmadığını yazdı. Haklıydı. Bazen bir karakterin gözleri renk değişir ve Hollandalı çevirmenim bana AGOT ve ACOK arasında cinsiyeti değişen atlardan birini içeren bir e-mektup yazdı.
Hikayenin nasıl biteceğini biliyor musun, yoksa hepsini hazırlıyor musun?
Evet, sonu biliyorum. Hikayenin temel hatlarını biliyorum ama mutlaka tüm detayları değil, çünkü bu, yazmanın tüm eğlencesini alır.
Bir soru üstüne Hot Pie’yı sonraki kitaplarda (bir ihtimal) görebileceğimizi söylemiş.
Rhaegar hakkında daha fazla şey öğrenecek miyiz? Bu bir paragraftan daha fazlası mı olacak sorusuna kısaca “evet” demiş.
Sabah Kılıcı hakkında daha fazla şey öğrenecek miyiz? Ve bana Ashara Dayne’den herhangi bir şeyin R&L grubuna(Rhaegar-Lyanna meselesi sanırım) girip girmediğini söyleyebilir misin?
Evet (Sabah Kılıcı ile ilgili); Ashara hakkında yorum yok ve “Biraz daha cheetos al.” * GRRM sırıtır.
Cinsiyetine, rütbesine ve medeni durumuna bakılmaksızın herhangi bir soylu metres/ aşık olabilir mi? Sorusuna “yorum yok” diye geçiştirmiş.
Bir evlilikte her iki tarafında kendi metresi olup olamayacağı sorusuna “olabileceğini ama eşlerin seviyesine bağlı” olduğunu belirtmiş. Kadınlar için de erkekler gibi kendi cinsiyetinden olup olmayacağına sorusuna “olabilir” demiş.
Nehir topraklarının şu anki azam lordunun kim olduğu sorusuna “Serçe parmak” diye cevaplamış ama onun başının derde gireceğini de eklemiş. Yine bu adamın Eyrie ve Nehir topraklarını ele geçirdiği için çok güçlü biri olduğu söylendiğinde gülmüş ve “bir ordusunun vs. olmadığını” hatırlatmış ve ayrıca “Nehirova kalesini alan Frey’in bu toprakların azam lordu olmak istediğini ve babasının da onun vassalı olmasını istediğini” ifade etmiş (muhtemelen 6. kitapta Freyler, LF’ye bela olacak 😜).
Hisar’ın gelir kaynağı nedir? sorusuna; Lordların, üstatlara servislerinin bedelini ödediğini ve Eskişehir vergilerinin bir kısmının Hisar’a gittiğini açıkladı.
Bolton, Karstark adamlarının Duskendale’ye gönderildiğini ve daha sonra İkizlerde onunla olduğunu söylediğinde yalan söylemiyordu. Bolton, Karstark güçlerini ikiye bölmüştü.
Kuzgunu kazana kim koydu? Sorusuna “Bunu sana söylemeyeceğim” cevabı verilmiş(Parris cevaplamış); Mormont’un ölmeden önce kendisini kuzgunun içine wargladığı kuramına “ilginç bir kuram” cevabı verilmiş; Illyrio, Dany’nin Vaat Edilmiş Prens’in annesi olacağını düşündüğü için mi ejderha yumurtalarını verdi? Sorusuna da “Biraz daha peynir al” cevabı almış. Yedi, yedi krallıktan şampiyon seçiyor mu? Sorusuna da aynı cevabı vermiş (Bence çoğu soruyu daha önce hiç düşünmedi, ilki hariç.)
( Oooo şimdiki soru-cevap genelde bizi ama özelde Stanniscilerin çok ilgisini çekecek. 6. kitapta/yılda ifşa olan bir olayı, 2002 yılında birileri yakalamış gözüküyor. :D) Melisandre, Shireen’i feda etmeye karar verdiğinde Stannis’in tepkisi ne olacak?
Biraz şaşırmış ve “evet, o kral kanı” diyerek biraz daha peynir kasesi uzatmış. (Resmen 12’den vurmuşlar, pekala…)
Büyü, ejderhalar olduğu için mi dünyaya dönüyor, yoksa ejderhalar büyü olduğu için dünyaya mı dönüyor?
“Evet. Hmm.Bu pizzada harika peynirler var.” (O sabahki konuşmaları sırasında mevsimlerin; kışların ve yazların, doğada büyülü olduğunu ve daha sonra bunu açıklayacağını söylemiş)
Duskandele olayının Aersy’in saltanatı için bir dönüm noktası olduğunu, o zamana kadar Tywin ile hep birlikte çalıştığını ama o olaydan itibaren bu durumun tersine döndüğünü ifade etti. Aerys bu isyan meselesini kendisinin de en az Tywin kadar iyi, başarılı olduğunu göstermek için kullanmak istediğini ve onu kurtaran kişinin Tywin olmasının onun açısından utandırıcı olduğunu söylemiş söyleşilerinde. Aerys, Kral Muhafızları ve küçük bir grup ile Duskendele Lordunu yakalayıp öldürdüğünü ve olanların karşılığı olarak bu haneye ciddi misillemeler yaptığını söyledi.
Howland Reed, İsyan sırasında savaşta bulunan tek Crannoglu muydu? O Ned’in yanında mıydı ya da Neşe Kulesine eşlik etti mi?
Hayır, o savaş boyunca kuzey ordusunun bir parçasıydı. Bozgözcü, Kışyarı’na yeminli.
Howland Reed, Jon’un annesinin kim olduğunu biliyor mu?
Gölge biliyor.
Bir FM kiralamak ne kadara mal olur?
Karşılayabileceğinden daha fazlasına.
Soruyu soranın Dany’nin Batı’ya Asshai üzerinden giderek batıdan saldıracağına dair bir izlenim edinmiş ama çevresindekiler “zamanın uymaması” ile ilgili bir şeyler yüzünden karşı çıkmış. Bran’ın orada ejderhalar gördüğünü ve bunun belki de Dany’nin gelecekteki ejderhaları olduğunu ve Quaithe’nin tanıtım şekli ve şu sözleri gibi etkenlerin bu izlenimleri verdiğini ifade etmiş ve GRRM’e bunları sormuş (Cidden ha Bran’ın koma rüyası özünde geleceği de gösteriyordu muhtemelen; Jon, Cat gibi olaylar… biz şimdiki zamana odaklandık hep. Evet, gayet mümkün bir şey). Neyse GRRM her zaman ki cevabı vermiş, geçmiş.
Sansa’nın Sandor ve öpücük sahnesi sorulmuş. “Aslında her tutarsızlık bir hata değildir. Bazıları oldukça kasıtlı. Bunu “güvenilir olmayan anlatıcı” altında listeleyin ve anlamını düşünmekten çekinmeyin . . .”
Fantezi kurgunun ana unsurlarından biri, beklentilerin yıkılmasıdır. Bu sizin tarafınızdan bilinçli bir çaba mı?
Oh, kesinlikle bilinçli olan belli bir miktar var. Okuyucu beklentileriyle biraz uğraşmayı seviyorum. Hem yazar hem de okuyucu olarak kitapları tahmin edilemez olmasını seviyorum ve bugünlerde pek çok sıradan fantezinin sorununun çok öngörülebilir hale gelmesi diye düşünüyorum. Bu şeyleri değiştirerek, onları tersine çevirerek, insanları onlar hakkında biraz daha düşünmelerini sağlamak hem benim hem de okuyucular için eğlenceli olduğunu düşünüyorum.
Bu seriyi okuyan bazı okuyucuların serinin, yeterince fantastik olmadığı konusunda şikayetler ettiğini gördüm. Bazı okuyucuların fantezileri, gerçekliğin ölümünden kaçmak için okuduğunu düşünüyor musunuz?
Bu ilginç bir soru. Bilmiyorum - Bence insanlar hayatlarından uzaklaşmak için fantezi okuyor ve kitap okuyorlar. Bu bazen kaçış olarak ortaya çıkıyor ama hayır, bunda yanlış bir şey olduğunu düşünmüyorum. Bence tüm edebiyat temelde kaçış. Bizi farklı yerlere götürür; bizi sıradan varlığımızdan çıkarır. Bizi başka yerlere götürür ve başka yaşamlara öncülük etmemize, kendi yaşamımızda asla deneyimleyemeyeceğimiz şeyleri deneyimlememize izin verir - savaşa gitmek, dağlara tırmanmak, tutkulu aşk ilişkilerine sahip olmak, neyin varsa. Bunu taklit kurgu bile yapar. Bize cömert bir deneyim yaşatarak hayatımızı genişletiyor. Fantezi buna sihir unsurunu ekleyerek ana akım kurgudan daha geniş bir tuval oluşturur.
Yakın zamanda Ejderhaların Dansı ismi Kargaların Ziyafetine dönüştü. Bunun sebebi planlarınızda değişim olması mı?
Evet, esas değişti. Aslında, daha önceki birçok röportajda açıkladığım gibi, planım, üçüncü kitabın sonu ile dördüncü sınıfın başlangıcı arasında, bazı genç karakterlerin bir şekilde büyüyeceği ve geri geleceğim için beş yıllık bir boşluğa sahip olmaktı. O beş yıllık aradan sonra o noktada eyleme geçecektim. Dördüncü kitabı yazmaya başladığım temel buydu, bu noktada Ejderhalarla Dans deniyordu. Bu kitapların yapısı son derece karmaşıktır. Sekiz ya da dokuz farklı bakış açısı karakterle çalışıyorum, aslında bu kitapların her biri için her biri hakkında bir roman yazıyorum ve sonra bunları birlikte dokuyorum. Bulduğum şey, beş yıllık boşluğun bu karakterlerden bazıları için takdire şayan bir şekilde çalışırken, diğerleri için hiç işe yaramadığıydı ve birçok olayı atlıyordum ya da yalnızca özet ya da flashback ile ilişkilendiriyordum, çok etkili bir şekilde dramatize edilebileceğini ve dramatize edilirse daha iyi çalışacağını düşündüğüm birçok olay. Böylece, bununla adil bir güreşten sonra beş yıllık atlamayı hurdaya çıkarmaya karar verdim. Bu noktada Ejderhalarla Dans beşinci kitap olur ve şu anda üzerinde çalıştığım kitap, Kargaların Ziyafeti, aslında daha önce atlayacağım beş yıllık boşluğu kapsayan kitaptır. Bu, bir ölçüde aşırı basitleştirme çünkü belirli bir yeniden yapılanma gerektiriyor ve dördüncü kitapta olacak bazı olaylar beşinci kitaba itilirken, diğerleri kalıyor. Tabii ki bu, bu beş yıllık atlamada neler yapabileceğimi etkiledi, ancak şimdi dramatize edeceğim için daha ilginç şeyler olacak.
Son.
submitted by Asusnur to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.07.25 10:45 Asusnur GRRM - 1999 Söyleşileri - 3

Bu çeviri @griljedi tarafından yapılmıştır
26 Mayıs 2020
Bu son söyleşi ile beraber, GRRM’in 1999 yılı söyleşileri tamamlandı. 2000 ve 2001 söyleşileri hazırlanıyor. Keyifle okuyun.
Starklara ilham veren şey neydi? Taht Oyunlarındaki Stark hanesi fevkalede idi.
Cevap vermesi zor bir soru. Sanırım bir aile hakkında kitap istedim. Bir sürü roman yazdım ama çoğunlukla kahramanlarımın hep yalnız kişiler olduğunu fark ettim. Onlar hiçbir şeye ya da kimseye bağlı olmayan genç ya da yaşlı insanlardı. Bu yüzden bir aile birimiyle bir kez uğraşmanın ilginç olacağını düşündüm. Ayrıca Kralların Savaşı’nda çok fazla tarihten ilham var ve bunu yaparken çok fazla tarihi roman ve tarih okudum; orta çağ’ın aile birimlerinden etkilendim. Güç, o zaman ailevi bir şeydi. Bu dinamil benim için ilginç görünüyordu ve keşfetmeye de değer.
Serideki bir çok karakteri ve alt grafiği düz tutmayı ve hepsinin hareket kabileyetini sürdürmeyi zor buluyor musunuz?
Evet, bazen zor olabiliyor ama hepsini kafamda düz tutabiliyorum. Bu karakterlerin her biri benim için çok farklı ve farklı seslere sahipler ama şüphe yok ki tüm olayların ve zaman çizgisindeki olay bütünlüğünün birbirinin içine girmesi beni deli ediyor. En uygun uyumu sağlamak için olayları en 90 kere tekrar karıştırıyorum. Umarım sonunda hepsini anlamlı hale getiriyorum.
Çok sevdiğiniz bir karakter var mı?
Kabul etmeliyim ki Tyrion’dan hoşlanıyorum ama elbette o bir kötü adam ama hey, iyi bir kötü adamdan daha iyi bir şey yok.
Büyü, 2. kitapta ilkinden daha fazla rol sahibi. Bu konuda ileride daha fazlasını görecek miyiz?
Bu fantezi romanı, bu yüzden içine biraz büyü katmam gerektiğini düşündüm ama bunu çok dikkatli ele almak istedim. Tolkien’in iyi etki sahibi olduğu noktalardan biri de budur. Orta Dünya’nın sihirli bir dünya olduğunu hissedersiniz ve öyledir de; gizem, merak ve sihir ile dolduur ama baktığınızda çok fazla sihirli sahne de yoktur. Gandalf bir büyücü ama aslında büyülü neler yapıyor? Tolkien daha çok “gizem” kullanmıştır. Sauron asla sahneye çıkmaz, büyük ve kötücül sihirli güçleri olduğunu biliriz ama bunları görmeyiz, ne olduğunu bilmeyiz. Sihrin bütünüyle ele alınması incelikli bir halindedir. Onun orada yaptığını anladığımda bana harika bir seçim yapmış gibi geldi. Sıradan bir yerde bir kasap dükkanına ya da dişçiye gider gibi caddenin köşesindeki büyücünün dükkanına herkes ile beraber gidebiliyorsanız, şaşırtıcılığını kaybeder (Yani sıradanlaşıyor). İlk başta sihrin çok incelikli olacağı ve sonra kitaptan kitaba çıkacağı bir seriyi kasten tasarladım ama her zaman alışılmadık ve şaşırtıcı tutacağım.
Şimdiye kadar seri çok ilgi çekiciydi ama aynı zamanda çok karanlıktı ve bazı ana/büyük karakterler için işler daha da kötüleşecek gibi görünüyor. Çok karanlık olduğundan endişe ediyor musunuz?
Bu konuda biraz endişeliyim, çoğunlukla okuyucuların söylediğini duyduğumda. Ancak öte yandan, eğer sadece düşük bir fantezi istiyorlarsa, onlara bunu verebilecek çok sayıda insan var. Bu tür şeyler yazmakla ilgilenmiyorum. Ayrıca, yapmak istediğim bir şey olan şüpheyi arttırdığını düşünüyorum. Okuyucuya herhangi bir karakterin her an ölebileceği hissini vermek istedim. Bu, eğer (karakterler) tehlikeye girerlerse, umarım okuyucu da orada bir takım tehlikeyi deneyimler. (Sadist herif 🙂 )
Kitaplarda ölen insanlar… seri sonunda hayatta kalan olacak mı? 🙂
Kimse son kitapta hayatta kalmayacak, aslında hepsi 5. kitapta ölecek ve 6. kitap binlerce sayfa boyunca mezarların üzerinde yağan kar tasviri ile geçecek. (kitaplar o zamanlar 6 idi.)
Kralların Çarpışmasının ne kadarı karakter yaratma idi? Doldurmanı gereken büyük bir oyuncu kadrosu var.
Karakter yaratma her zaman bunun büyük bir parçası. Bu kadar büyük bir seri ile gerçekten zor kısmı; her karakteri diğerlerinden unutulmaz ve farklı hale getirmenin yolları ile geliyor. Her POV karakterinin kendi sesine sahip, aynı zamanda kendi destekleyici karakterlere ihtiyacı var. Zor olabilir. Neyse ki karakterlerimi gerçek insanlardan daha iyi hatırlıyorum.
Hem iyi hem kötü karakterleri yazmak bakış açınızı etkiliyor mu? Aralarındaki çizgi bulanıklaşıyor mu?
Bu çizgileri bulanıklaştırmak istiyorum. Siyahların ve beyazların değil gri tonlarına boyamayı seviyorum. Birisi bir zamanlar kötü adamın karşı tarafın kahramanı olduğunu söyledi. Bunu yansıtmak istedim. Pek çok fantezinin karton kesimi olan kötü adamları var. Lord Blackness ya da King Evil ya da Monstrous One ya da daha fazlası. Feh.
Sempatik karakterleri sunma konusunda iyi bir iş çıkarıyorsunuz.
Böyle düşünmene sevindim. Bir POV yazmaya başladığımda sizi o kişinin kafasının içine koymaya çalışıyorum, böylece onunla empati kurabilirsiniz, en azından bölümü okurken.
Onları yazarken hepsiyle eşit olarak empati kuruyor musunuz?
Onları yazarken? Elbette. Sonra POV’ları değiştiriyorum ve tarafları değiştiriyorum. Tabii ki en sevdiğim karakterlerim de var. Tyrion, Arya, Jon. . . ama hepsini seviyorum. Öldürdüklerim bile.
Tyrion hakkında konuşalım. İkinci kitapta gerçekten çiçek açıyor.
Diğer herkesten fazla bölümünün olmasına yardımcı oluyor. GoT’a başladığımda her karakter için aynı sayılarda bölümler istemiştim ama sonra gördüm ki bu pek mümkün değil. Bazıları diğerlerinden daha fazla bölüme sahip olmak zorundaydı. Ned ilk kitapta baskın karakter, ikinci kitapta Tyrion daha baskın. Tyrion ayrıca yazmasını en kolay bulduğum karakter. En zor karakterler Jon ve Dany, hikayeleri ana hikayelerden ayrı ilerlemesi ve bölümlerinin kısmen “sihirli” olmasından kaynaklı. Söylediğim gibi büyünün çok dikkatli bir şekilde ele alınması gerekiyor ( Daha sonraki açıklamalarda en zorlandığı karakterin çocuk ve büyü etkisi yüzünden Bran olduğunu ifade etmişti… Bu açıklamayı 2. kitap bittiğinde yaptı. Yani anladığım kadarıyla “büyülü” kısımları yazmak, onu biraz zora sokuyor ve kitabı yazarken hangi karaktelerde bu etki ağırlıkta ise onları yazarken zorlanıyor ).
Bu kitaplar ince bir çizgide yürüyor - tarih meraklıları için çok büyülü olabilirler ve fantezi meraklıları için yeterince büyülü olmayabilirler. Bu seni endişelendirdi mi?
Elbette endişelendirdi. Daha önce kariyerimde taburelerden düşmüştüm. . . en önemlisi korku hayranları için yeterince korkunç olmayan ya da gizem hayranları için yeterince gizemli olan ARMAGEDDON RAG ile. . . ve rock ‘n’ roll hayranları açıkça kitap okumuyor. . . kimse satın almadı.
Seriye dönelim… Bu kitabın diğer fantezilerden farklı bir yönü var. Burada sonuçların ciddi yankıları oluyor, çoğu fantezilerde bu yok.
Neyse ki BUZ VE ATEŞİN ŞARKISI bu problemi yaşamayacak. Tolkien’den sonraki birçok fanteziler elbette korkunçtu. Müthiş yazarlar var, beni yanlış anlamayın. Tad Williams, Robin Hobb, Ursula K. Le Guin, Jack Vance, Guy Gavriel Kay ve diğerleri fantezi alanında harika çalışmalar yaptı ama birçoğu Yüzüklerin Efendisi’nden tüm iyi şeyleri kaynatmış ve kalanları saklamış gibi okuyor.
Efsaneler ve mitler hakkında konuşalım. Bu kitap, olayların mit ve şarkılar haline gelmesiyle ilgili. Bu şekilde mi tasarladın yoksa çalışma şeklin mi böyle?
İşim her zaman romantizm ve gerçeklik arasındaki - efsane ile efsanenin altında yatan gerginlik arasındaki gerilimi keşfetmekti. Bu tema en kısa hikayelerimde bile var.
Başka sorularla beraber Syrio’nun dönüp dönmeyeceği veya Jaqen ile aynı kişi olup olmadığı soruldu ama bu soruyu görmezden gelerek sadece diğerlerini cevapladı.
Arya ve Jon’un birbirlerini ne kadar çok sevdiğini bizi sondajlayarak okuyucuya bir şey mi söylemeye çalışıyorsun? ( 😍 )
“Okuyucuya bir şey söylemek?” Hayır, ben sadece karakterlerin nasıl hissettiğini bildiriyorum. Tabi ki kitaptaki her şey okuyucuya bir şey söylüyor. ( 😍)
Bay Martin, Rhaegar’ın Lyanna’ya tecavüz ettiği izlenimindeydim. Öyle mi, yoksa aşık mıydılar?
Rhaegar ve Lyanna - bu, daha sonraki kitaplaı beklemesi gereken bir bilgi ama bundan emin değilseniz, memnunum. Yapmak istediğim bir şey de gerçeğin belirsizliğini telkin etmekti. Yani, bir düşünün - kendi dünyamızda, Thomas Jefferson ve Sally Hemmings arasında ya da Bill Clinton ve Paula Jones arasında ne olduğunu bile bilmiyoruz. Rhaegar ve Lyanna’nın gerçeği benzer şekilde bilinmesi zor olabilir. . . bir süre için.
Kral Muhafızları eş ve miras hakkından vazgeçiyor ama Jaime nasıl oluyor da Kaya’nın varisi olabiliyor?
Basit, Tywion bunu reddediyor. Eğer bunu kabul ederse Tyrion’un varisliğini kabul etmek zorunda kalacak ve bunu kabul etmekte zorlanıyor.
Bir sahne veya bölüm için POV’u nasıl seçiyorsunuz? İçgüdü? Kaybedecek en çok karaktere sahip olan karakter? En çok kazanacak? En çok acı çekecek?
Bazı durumlarda, tek bir seçenek vardır. Şimdi, karakterler yaygın bir şekilde etrafa dağıldı. Diğer durumlarda, evet, hangi karakterin bana en potansiyel dramayı verdiğini ön görüyorum. Zor olabilir çünkü etrafta çok fazla gizlilik var. Her karakterin diğerlerinden farklı bilgiler vardır. Ancak duygusal etki kesinlikle ön plandadır.
Sizin için yazması en zor karakter kim? En kolayı? Neden?
En kolayı Tyrion. En zoru Jon ve Dany… ve Bran da zor, bilhassa yaşı yüzünden (geldi bizim Bran da konuya. 🙂).
Tyriek Lannister’a ne olduğunu öğrenecek miyiz?
Evet, sonraki kitaplarda.
Çok fazla seks var. Bazıları nedensiz görünüyor, bazıları hikayeye yardımcı oluyor. Hepsi gerekli mi?
Kitaptaki herhangi bir şeyin “gereksiz” olduğuna katılır mıyım bilmiyorum. Yazmaya çalışırken yapmaya çalıştığım şey okuyucularımı oraya anlatmaktan fazlası; sadece anlatmak yerine hikayeye sokmak. Bunu yapmak için, duyusal girdiye ve birçoğuna ihtiyacınız var - manzaralar ve sesler ve ayrıca duygular, kokular ve tatlar. Birkaç kişi boş bir şiddet olduğunu söylemişti, ama bir savaşın nasıl hissettirdiğini başka nasıl anlayabilirim? Diğerleri gereksiz nedensiz bahsetti ama aynı cevap aklımda belirdi ve bu nedenle, aynı zamanda kıyafetlerin, tariflerin ziyafetinin ve armağanların hanedanların nedensiz-gereksiz betimlenmesiyle de suçlandım.
Bay Martin, Westeros neden Diğerleri ve uzun kıştan etkilenen tek yer gibi görünüyor? Dünyanın diğer kısımları umursamıyor gibi görünüyor.
Westeros etkilenen tek yer değil ama en güçlü şekilde etkilenen yer çünkü o kadar kuzeyde uzanan tek kara kütlesi orada. Diğer kıta ise buz gibi bir kutup denizi ile kuzeye bağlı.
Jon’un yeminlerinden azat edilmesi mümkün olabilir mi?
Büyük konsey, Aemon’u üstat yeminlerinden azat edecekti, bu yüzden mümkün olacağını düşünüyorum. Uygun bir otorite ile.
Aegon veya onun torunları neden ejderhaları göz önüne alındığında Dorne’yi fetih etmediler? İki krallığın orduları kavrulmuş, kuzey diz çöküyor, fırtına kralı öldürüldü, eyrie muhtemelen diz çöküyor, harrenhal bir kömür döndü… Dorne’yi bu kadar özel yapan nedir?
Dorne, dağları tarafından korunuyor ve ayrıca dövüş teknikleriyle de. Aegon ile büyük ordularını getirip savaşmadılar ya da kalelerine kapanıp, delik açmadılar. Bir diğer deyişle gerilla tarzı savaştılar.
Kılıçların Fırtınası ve Ejderhaların Dansı arasında beş yıllık bir atlama olmasından bahsedildi. Sanırım amaç Dany’nin ejderhalarının büyümesi? Başka bir sebep var mı?
Ejderhalar ve çocuklar! Bu hikayeye başladığımda 12, 10 ya da 8 yaşındaki çocuklar hakkında binlerce sayfa yazmak istemedim. Arya, Sansa ve Bran’ı biraz daha yaşlandırmam gerekiyor yoksa delireceğim! Ve Rickon’ı da. Üç yaşındaki bir çocuğun POV’unu yazmaya bile çalışmadım ama biraz daha büyüdüğünde o ve Tüylüköpek hikayeye geri dönecek.
Targaryenlar ejderhalarına bağlandıklarında ateşe karşı bir bağışıklık kazanırlar mı?
Bunu sorduğuna sevindim. Onlar bağışık değil, Dany’nin olayı sadece bir kereliğe mahsus mucizevi bir olaydır. Ateşe girip canlı çıktığı için ona “yanmayan” denir ama kardeşi erimiş altına bağışık değildir sanırım.
Ashara’nın menekşe gözlerine vurgu yapılarak Dayne’lerin Targaryen gibi Valyria ile bağı olup olmadığı sorusu soruldu, nasıl bu renklere sahipler vs…
Bir çok İsveçlinin mavi gözleri vardır ama her mavi gözlü İsveçli değildir, aynı mantık Westeros için de geçerli (Yani Valyriakökenli değil ya da Targaryen kan bağı ile ilgili bir şey değil). Ailenin köklerini görmek için isimler yardımcı olabilir. İlk İnsanlar genelde kısa ve basit isimlere sahiptir; Stark, Reed, Flint gibi. Valyria genelde “ae” kullanımı yaygındır. Andallar… pekala, ne Stark ne Targ, mantıklıysa. Lannister, Arryn, Tyrell. Elbette binlerce yıllık melezlenme olduğunu ve kimsenin sad İlk İnsan ya da Andal olmadığını bilmelisiniz. ( @DaenaTargaryenn sana mı demiştim başlık açayım senin için bu konuda? Cevabı burada, bu yüzden açmaya gerek yok sanırım. 😜)
Buz ve Ateşin Şarkısı ne anlama geliyor? Bazıları bunun Ötekilere ve Ejderhalara atıf olduğunu düşünürlerken bazıları karakterlere atıf olduğunu düşünüyor, popüler isim Jon. Herhangi bir yorum?
Bu konuda bir yorumum yok ama birkaç manaya gelen isimlerle tanınıyorum.
Yüzler Adasındaki yeşil adamlar hakkında bir şey görecek miyiz ya da duyacak mıyız? Sorusuna, sonraki kitaplarda diye cevap verdi.
Bitti.
submitted by Asusnur to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.07.24 21:19 muya003 Bana göre Platonik aşk nedir

1-2 yıl önce lise son sınıfta içimi dökmüş olduğum bir metin belgesine denk geldim. Umarım okuyanlar için vakit kaybı olmaz...
Aşk
Bana göre aşk hayal kurmak demektir ve tanımadığımız insanlara aşık olabileceğimize inanırım. Bu duyguları tatmamış kimseler biriyle tanışacaklarına ve bu insanı ruh eşi olarak tanımlayabilecek kadar sevecekleri fikrine kaptırırlar kendilerini. Ne kadar yakınlaşırsa o kadar tatmin olacaklarına, tanıdıkça seveceklerine ve kimi zamanda duygularının karşılıklı olacaklarına inanırlar. Ayrılmaz bir bütün oluşturacaklarına ve yapbozun en önemli parçasını bulacaklarına. Uğruna her şeyi feda edilebilecek birini bulma çabasıdır onlar için aşk. Oysa aşkı yaşayan biri için ne kadar birçok durum benzer olsa da olayın temeli farklıdır. Daha önce aşık olmamış biri eğer sevmek istiyorsa aşık olmak ister. Fakat aşkın şarabından bir kadeh almış biri tekrar içmeyi pek istemez, bilir ki yalnızca sarhoşluktur bu. Gerçekliği yoktur ve sonu her zaman az çok hüsrandır.

Aşık olabilmek için birinde yalnızca birkaç tane hoşunuza gidecek ve dikkatinizi çekebilecek özellik olması, ayrıca onu bunlar dışında pek de tanımıyor olmanız gerekir. Dış görünüşü, fiziği, ufak bir mimiği veya ettiğiniz kısa bir sohbetin yanı sıra toplumun aykırı görüp hoş karşılamadığı bir davranışı sergilemesi gibi pek hoş gözükmeyen bir davranıştan da hoşlanabilirsiniz. Nelerden hoşlandığınızı siz belirler ve bilirsiniz. Aslıda tüm bunlardan biri bile yeterlidir. Üzerine biraz hayal gücü eklenince olay tamamlanır. Hani bir söz vardır ya ‘’aşk ota da konar b*ka da’’ , işte bu sözün doğruluğu da aslında savunduğum düşüncenin getirisidir. Çünkü aşık olacağınız kişiyi siz yaratırsınız, kişiliği yerleştirecek birini bulunca da onun kim olduğuna bakmazsınız. Köşeleri bulunmuş bir yapbozun ortasına istediğiniz resmi yaparsınız.
Küçük bir hoşlantı aşka sebebiyet verebilir. Aşık olmak ile hoşlanmak benzerdir fakat asla aynı değildir. Bunları ayıran tek bir ana neden vardır kendimce. Aşk zaman ister. Düşüncenizle yaratacağınız biri için haliyle düşünmeniz gereklidir. Fakat birinden hoşlanmak anlık olarak gerçekleşebilir.
Aşık olmak insanı oyalar. Bana göre güzel şeydir aşık olmak. Yapacak pek önemli şeylerim olmadığından ve günün büyük kısmını sıkılıp uyumaya çalışarak geçiriyor olduğumdan zaman geçirecek bir şeylerin hasretini çekiyor oluşum sevdirmiştir sanırım bana aşkı. Bir süre oyalanmış biri olarak fark ettim ki benim de eskiden öyle olduğunu düşündüğüm üzere toplumun büyük çoğunluğu aşkı sevmek demek zanneder. Hayali gerçek sanan bir çocuğa benzetirim toplumun bu algısı. En kolay anlaşılırından günümüzde boşanmaların artmasını da bu nedene bağlıyorum. Edebiyatta ve sanatta olan aşk tasvirleri insanların dikkatini çekiyor ve onları özendiriyor. Zaten aşık olmak isteyen kişiler ise en ufak ayrıntıları aşka çevirebilmeyi becerebiliyor. Daha doğrusu aşık olduğuna inandırmayı başarıyor kendisini. Bir vakit bu hayalinde kendi oluşturduğu yasalarla yargılıyor davranışları, fakat bir süre sonra zaman ilaç oluyor ve gerçekten tanıştırıyor çiftleri. Hayallerini yaşayamayan çiftler ise çareyi ayrılmakta buluyor. Sanatın etkisi inanılmazdır düşününce.
Peki biraz da şöyle düşünün. Bu eserlerin bir çok insan tarafından beğenilmesinin yanı sıra aslında bu eserlerde kahramanın aşık olduğu kişi sizde de çoğu zaman güzel bir etki bırakıyor. Kahramanla benzer bir hoşlantı yapınızın olduğunu varsaysak bile bu hipotezi başka eserlerde de geçerli olan aynı durum ve bu durumun başka kişilerde de yaşanması çürütüyor. Toplum aynı kişilerden hoşlanıyor ama o tür kişilikler pek bulunmuyor mu yani? Hayır, sanatçı eserinde kendi aşkını anlatır. İnsanlar benzer kişilerden değil benzer kişiliklerden hoşlanır. Sanatçının tasvirinde ki kişilik hoşumuza gider çünkü o da bir hayal ürünüdür. Ne kadar yaşanmışlıkları yansıtan bir eserin bunun önüne geçeceği düşünülebilse de özünde bu eserler ne kadar sıcaksa o kadar hayaldir. İnsanlar da cahilliklerinden ötürü aşk edebiyatını güzel görünce aşkın ilişkinin son basamağı olduğunu sanıyor ve evliliklerine olanak kolaylığı sağlıyor.
Daha önce birine aşık olduğum için şanslıyım. Duygularımı yalnız yaşamak ağır gelmeye ve içimi kemiren eksiklik hissi beni rahatsız etmeye başlayınca onunla konuştum. Arkadaşlığımız bana birçok şey öğretti ve bu süreçte bir şeyleri anlamamı sağladı. İlk başlarda hoşlantımı aşk olarak tabir etmek yerine sevgi olarak değerlendirirdim. Ben de o zamanlar birçok insan gibi aşkı Nirvana olarak görüyor ve tanımadığım birini bu denli seveceğime inanıyordum. Kendimi aldattığımın farkına varma şerefine nail olduğuma mutluyum.
Söyleyeceğim şu ki; amacınız birinin sevmek değil, onu tanımak olsun. Pek çok insan sevebilir fakat çok az insan tanır. Bakınız ki isimlerini tarihe kazımış olan en büyük aşıkların aralarında engelleyici faktörler vardır. Kiminin aileleri kavgalıdır, kimini vermezler sevdiğine, kimi ise dağları deler kavuşmak için. Anlatacağım üzere aslında bu engeller özel kılar onları. bu engeller aşık eder onları. Ne yeterince tanıyabilirler birbirlerini, ne de uzak kalabilirler birbirlerinden…
(aşka bir örnek de kısaca kendimden vereyim ->)
Elma Çiçeği
Onu ilk gördüğüm gün sınıfa yeni gelmiş ve daha hala uyku sersemliğimi üstümden atamamış şekilde sıramda oturuyordum. 11. Sınıfın ilk yarısıydı. Kapıdan ders defterini vermek için nöbetçi öğrenci kılığında sınıfa girdiğinde bende kanıp kalbime almıştım onu. Berrak suya düşen bir damla mürekkepti ve henüz daha yayılmamıştı tüm kalbime. İçimden yalnızca ‘’tatlı kızmış’’ dedim. Tüm (kriterlerime) uyuyor gibiydi ve hayalimde ki kişiliği yerleştirmek için mükemmeldi. Fark bile edilemeyen ufak kıvılcım düşmüştü işte o gün baruttan kalbime. Pek önemsemedim bakarsanız bunu. Daha önce de çıkan birçok kıvılcımın tümünü zaman kolayca söndürmüştü. Gün boyu da aklımın ucundan dahi geçmedi dürüst olmak gerekirse. Fakat her şeyi ayarlayan kozmik bir güç tarafından olsa gerek son ders birden gelivermişti aklıma ve kendimi onu bekler halde bulmuştum. Kapı açıldı, defteri aldı ve kapı kapandı. Tüm bunlar olurken ise gözüm hiç şaşmadı ve göz kapaklarım hiç kapanmadı. Benimkisi saf bir duyguydu, yalnızca biraz heyecan arayan maceraperest birine ait duygu ve eylemler. Geçen birkaç gün boyunca arada sırada aklıma gelir oldu. Bazen evdeyken düşünüyordun, bazen okuldayken etrafıma bakıyordum belki onu görürüm diye. Fakat bunları nadiren yapıyor ve nedenini biraz da can sıkıntısına bağlıyordum. Geçen birkaç hafta sonunda artık onun için teneffüse çıkıyor, onun için kendime bakıyordum. Odak noktam pek zaman oydu ve birilerinin adına seslenmesi için sabırsızlanıyordum. Birkaç ay sonra sosyal medya hesabına eriştim. Zamanla artık onun sapığı olmuştum. Okulda, evde, sokakta, ailemleyken, arkadaşlarımlayken ve özellikle yalnızken aklımdan çıkmaz olmuştu. Uyurken de rüyalarımda özletmiyordu kendini. Çok garip değil mi? Henüz hiç konuşmadığım, sesini bile duymadığım ve kim olduğunu bilmediğim biri uğruna şiirler yazmak, hayaller kurmak, üzülmek ve sevinmek, fotoğraflarıyla uyumak. N’aparsınız, bilmiyordum ki aslında onun fotoğraflarını sevdiğimi. Tüm bu beklenmedik davranışlarım sonucunda bendeki garipliği ve çaresizliği fark eden birkaç kişi yardım etmeye çalıştı. Sosyal medyadan da birçok arkadaş edindim, kimiyle hala konuşurum. Beni ona bağlayan tek şey aslında kendimdim. Kimi arkadaşım ‘’kız güzel değil ki’’ derken kimisi ‘’yakışıyorsunuz, o da sen gibi biri’’ diyor ve iki durumda bana özel hissettiriyordu. İlk zamanlarda biraz dedektiflik yapmak uğruna indirdiğim okul deneme sıralaması listesinde de ‘’kesin budur’’ dediğim kişi çıkması gibi ufak tesadüfler beni iyice esir ediyordu. Yalnızca ufak kıvılcımlar gerekliydi, ateş yakmak ve hatta yangın çıkarmak konusunda üstüme yok gibi görünüyordu.
Ufak tefek konuşmalar, ağır ergen tavırlar ve hasretle geçen bir yılın ardından ondan hoşlandığımı belirttim. Evet uzun sürdü bunu söylemem. Önceleri utangaçlık sanıyordum, uzun süre de utanmıştım aslında. Zamanla cesaret toplamamla da bu durum değişmeyince anladım ki aslında bunu belirtip durumu değiştirmeyi ve her şeyin içine etmeyi istemiyordum. Amacım toplumca ‘’sevgili’’ olarak adlandırılmak falan değildi. Arkadaş olmaktan başka bir şey istemiyordum hayallerimin ötesinde. Konuşmamamın nedeni ise ya elimin ya da kalbimin boş kalacağı korkusuydu. Uzun süre onu ulaşılmaz görmüştüm ve hayallerimle kendimce mutluydum. Bir şeyleri değiştirmek ve olayı bozmak istemiyordum. Tüm bu hayallerden sıkıldığım ve biraz nesnellik aradığım bir gün belirsizlikleri yok etmem gerekti ve yazıverdim ona. Çok korkuyordum yazacaklarından. Korkum reddedilmek değildi, aksine kabul edilmekti. Bu kadar kısa sürede beklentilerimi ve hayallerimi boşa çıkarabilecek olmasından korkuyordum. Fakat ne mutlu ki mantıklı bir tepki aldım, bu beni neşelendirdi. Tek eksik taraf anlaşılmamış olmamdı fakat bunu üstesinden gelecektim. O zaman söze ‘’senden hoşlanıyorum’’ diyerek girmiştim. Bu yanlış değildi, ‘’sana aşığım’’ diyerek girseydim daha beter olurdu sanırım. Ben bile yeni anladım aşkı, ondan anlamasını beklemek yanlış olurdu. Bana aşkı öğretti o. Kurulabilecek en güçlü bağın ve olunabilecek en güzel şeyin yalnızca dostluk olduğunu anlamamı sağladı. Başka hiçbir şey olmayacaksa bile bana bu ayrımları öğrettiği, aşkın tadını tattırdığı için ona teşekkür ederim. Şimdilerde hala hoşlanıyorum, eskisinden hemen hemen daha fazla hem de. Fakat artık aşkım söndü. Bundan sonra da zor olurum. İlk gerçek aşkımın güzel bir insana denk gelmiş olmasına mutluyum. Ondan bir beklentim yok. Konuyu kendi içimde halledebilmem için iki yolum var gibi; Ya konuşacağız ve hayallerimden uzağa taşıyabileceğim onu, ya da zaman onun resminin üzerine tozlarını dökecek. Belki gerçekten sevebilirim onu şu an pek mümkün gözükmese de. Her ne olursa olsun beni bilinçlendirdiği ve değişime uğrattığı için ondan memnunum. Benim için bir zamanlar en önemli şey olan okulda bile bir dönem ortalamamı takdirden düşürecek kadar beni düşündürdüğüne minnettarım. Artık onu olduğu şekilde görüyorum.
Sevgiler…
submitted by muya003 to KGBTR [link] [comments]


2020.07.23 06:29 getirmebuyusumedyum Aşk bağlama büyüsü ve medyumlar gideni geri getirme büyüsü ve birçok farklı çalışma için medyum arayanlar

Aşk bağlama büyüsü ve medyumlar gideni geri getirme büyüsü ve birçok farklı çalışma için medyum arayanlar

Aşk bağlama büyüsü ve medyumlar

Bilindiği gibi insanlar manevi enerjilerin önemini ve faydalarını fark ettikleri ilk günden bu yana sürekli olarak bu alanda bazı özel işlemler yapmaktadırlar. Çok farklı amaçlarla yapılan bu çalışmalar insanların günlük hayatta asla ulaşamadıkları sonuçlara çok kısa zaman içinde ve fiziki olarak bir emek vermeden ulaşabilmelerine olanak tanımaktadır. Bu işlemleri yapacak olan kişiler kesinlikle çok dikkatli olmalı ve konu hakkında yeteri kadar bilgi sahibi olmadan asla işlem yapmamalıdırlar. Kimi zaman çok riskli hale gelebilmekte olan bu işlemler bu zamana kadar birçok konuda insanlara yardımcı olmuşlardır. En çok yapılan işlemlerden biri olan aşk bağlama çalışması insanların sevdikleri kişileri kendilerine aşık edebilmeleri için kullandıkları ve çoğu zaman istedikleri sonucu alabildikleri işlemlerdir.
Çok eski bir geçmişi olan bu işlemlerde birçok farklı teknik kullanılmaktadır. Tüm bu teknikler insanların en kısa zaman içinde hayal ettikleri mutlu aşkları yaşamaları için yeterli olabilmektedir. Kimi zaman insanların kendilerine ait olan resimleri ile kimi zaman ise özel olarak hazırlanan muskalar ile harekete geçirilen enerjiler bir süre sonra istenen kişilerin düşüncelerini kontrol altına almakta ve kendilerine aşık olan kişiler aynı şekilde karşılık vermelerine yardımcı olmaktadır. İnsanlar genellikle bu işlemlerden sonra risk altına girmemekte ve aynı zamanda yapılan işlemlerin sonuçları genellikle kalıcı olmaktadır. Bu sebeple bu işlemlere olan ilgi her zaman için çok yüksek olmuştur.
aşk bağlama büyüsü ve medyumlar
Bu işlemleri yapan kişiler öncelikle etki altına alacakları kişilerin düşüncelerini kontrol altına almayı amaçlamalıdırlar. Bunu yapmak için ise geçmiş zamanlarda kullanılan farkı tekniklerden birini kullanmalı ve kesinlikle etki altına alınacak olan kişileri risk altına atmamalıdırlar. Kimi zaman bu işlemlerin sonuçlarını garanti altına alabilmek için manevi alemler ile iletişime geçen veya nurani varlıklardan yardım alan insanlar bu gibi durumlarda çok ciddi sıkıntıların oluşmasına neden olabilmektedirler. Bu sebeple uzmanlar bu tarz işlemlerin yapılmasında kesinlikle titiz bir şekilde araştırma yapılmasını ve aynı zamanda işlemlere başlamadan önce mutlaka bakım çalışması yapılmasını önermektedirler. Medyumlar hakkında araştırma yapmak için https://gidenigerigetirmebuyusu.com/category/medyumlar-hakkinda/ adresinden bilgi alabilirsiniz.
İnsanların aradıkları mutluluğu kısa zaman içinde yakalamalarına yardımcı olmak amacı ile yapılan aşk bağlama çalışması sadece konu hakkında uzmanlaşan kişilerden yardım alınarak yapılmalıdır. Aynı zamanda bu işlemler için herkese güvenilmemeli ve geçmişte bu alanda başarılı çalışmalar yapan kişilere ulaşmadan asla seçim yapılmamalıdır. Doğru yapılan işlemlerden sonra kısa zaman içinde ortaya çıkan sonuçlar insanları hem mutlu etmekte hem de şaşkınlık içinde bırakmaktadır. Yüzlerce yıldan bu yana var olan bu işlemler her zaman olduğu gibi günümüzde de yoğun bir şekilde ilgi görmektedir. Bu sebeple bu alanda çalışmalar yapan kişiler insanların saygılarını kazandıkları gibi aynı zamanda yoğun bir şekilde talep almaya da devam etmektedirler.
Bu işlemleri yapan kişiler insanların düşüncelerini tam olarak kontrol altına alabilmek için birçok farklı teknik veya nesne kullanabilmektedirler. Bu teknikler arasında en çok kullanılanlardan biri muskalardır. Bilindiği gibi muskalar birçok farklı alanda kullanıldığı gibi halk arasında da son derece önemsenmektedir. Hazırlanan muskaların içinde çok ciddi dualar eklenebildiği gibi aynı zamanda insanların isimleri de eklenebilmektedir. Bunun yanında bazı özel ayetler veya Esma-ül Hüsna’larda tercih edilebilmektedir. Yapılan işlemlerin ne kadar süre içinde sonuç vereceğinin asla mümkün olmadığını belirten uzmanlar bu konuda kesin süre veren kişilerden de kesinlikle uzak durulmasını önermektedirler. Bu alanda yaptıkları sahte işlemler ile insanların umutlarını kullanan ve kendileri için maddi veya manevi anlamda çıkar elde eden birçok art niyetli kişi bulunmaktadır. Bu sebeple kimlerde yardım alacaklarını bilmeyen kişiler her zaman çok ciddi risklerin altına girmektedirler. Aynı zamanda bu işlemleri yapacak olan kişiler kesinlikle manevi enerjileri nasıl yönlendireceklerini bilmeli ve bu konuda asla risk almamalıdırlar. Birçok kişi aşk bağlama çalışması ile sevdiği insanı kendine aşık etmiş ve bu koınuda herhangi bir zorluk yaşamamıştır. Son derece önemli olan bu işlemler insanların aşık oldukları kişilere herhangi bir şekilde zarar vermeden kendilerinin gönüllerini çalabilmeleri için çok önemlidir. Bu sebeple bu alanda en çok kullanılan ve talep alan manevi işlemlerin başında bu tarz işlemler gelmektedir. Aşk bağlama çalışması yapan medyumlar için https://gidenigerigetirmebuyusu.com/category/baglama-buyuleri/ adresine bakabilirsiniz.
Yapılan işlemlerden sonra hemen sonuç alacaklarını düşünen kişiler çoğu zaman hayal kırıklığı yaşayabilmektedir. Bunun sebebi ise bu işlemlerin ne kadar süre içinde sonuç vereceğinin belli olmaması ve bu sebeple insanların mutlaka sabırlı bir şekilde sonuç almayı beklemelerinin gerekmesidir. Özellikle insanların sahip oldukları kişisel enerjiler, kendilerini korumak için yaptıkları manevi korunma işlemleri veya etkisinde bulundukları farklı bir büyü işlemi bu işlemlerden ne kadar süre içinde etkileneceklerinin belli olmamasına neden olmaktadır. Zaten bakım işlemleri de bu amaçla yapılmaktadır. Yapılan işlemlerde eğer insanların üzerlerinde bu tarz bir enerji var ise o zaman öncelikle büyü bozma işlemleri ile bu enerjilerin dağıtılması gerekmektedir.
Yapılan aşk bağlama çalışması işlemlerinin sonuçları ancak bu şekilde ortaya çıkabilmektedir. İnsanlar bu tarz bir işlemin etkisine girdiklerinde hem zarar görmemekte hem de manevi anlamda ciddi bir şekilde baskı hissetmemektedirler. Bu sebeple sevdikleri kişilerden istedikleri gibi karşılık alamayan birçok kişi bu işlemler ile hayallerinin gerçek olacağına inanmakta ve sürekli olarak bu alanda işlemler yapan insanların kapılarını çalmaktadırlar. İnsanlar nerede olurlarsa olsunlar mutlaka bu işlemlerin etkilerine girmekte ve yaşadıkları düşünce değişikliklerinin bu tarz bir enerjiden kaynaklandığını da asla anlayamamaktadırlar. Son derece güçlü olan bu işlemler hakkında ciddi bir şekilde araştırma yapmak ve en önemlisi bu işlemleri kimin yaptığını öğrenmek herkes için çok önemlidir.
Bu alanda birçok farklı işlem yapılmış olmasına rağmen en çok ilgi çeken işlemlerden biri aşk bağlama çalışmasıdır. Son derece önemli olan ve aynı zamanda insanların çok ciddi beklentilere girdikleri bu işlemler eskiden olduğu gibi günümüzde de çok sık kullanılmaktadır. Etkileri ortaya çıkmaya başladığı zaman insanlar yavaş yavaş kendilerini seven kişilere karşı bir ilgi duymaya başlamaktadırlar. İlerleyen zamanlarda ise bu durum çok büyük bir aşka dönüşmekte ve işlemleri yaptıran kişiler de amaçlarına ulaşmış olmaktadırlar. Herkesin güvenilir bir kişiden yardım alarak deneyebilecekleri bu işlemler de önemli olan işlemleri yapan kişilerin verdikleri bilgilerin dışına çıkmamaktadır. Aynı zamanda hangi teknik kullanılırsa kullanılsın bu işlemlerin en önemli yanlarından biri okunacak olan dualardır.
Yapılan işlemlerden sonra günlerin belli zamanlarında okunmaya devam edilen bu dualar ortaya çıkacak olan enerjilerin etkilerini garanti altına alabilmek için çok önemlidir. Uzmanlar okunacak olan duaların genellikle günlerin sabah gün doğumu zamanlarında ve belli bir sistem ile okunması gerektiğini belirtmektedirler. Kimi zaman hayvan kurban etmek veya mutlaka kan akıtmak gibi tekniklerin de kullanılabildiği bu işlemlerde mutlaka insanların zarar görmedikleri ve risk altına girmedikleri teknikler kullanılmalıdır. Bu sayede hem sonuçlar kısa zaman içinde ortaya çıkabilmekte hem de insanlar uzun süre boyunca etkisinde kaldıkları bu işlemler ile kendilerini seven kişilere karşı çok ciddi bir şekilde ilgi göstermektedirler. Sevdikleri kişiler ile mutlu bir aşk yaşamak isteyen herkes bu işlemler için doğru seçimler yaparak ilk adımları atmalıdırlar. Medyumlar ve yapılan çalışmalar için https://gidenigerigetirmebuyusu.com/ adresini ziyaret edebilirsiniz.
submitted by getirmebuyusumedyum to u/getirmebuyusumedyum [link] [comments]


2020.07.03 02:01 Cratix16 Annem Babama Nasıl Verdi Acaba Neler Hissetti! Part 4

çıktım odama kapıyı kilitledim. bu ekrem canavarıyla nasıl başedebileceğimi düşünmeye başladım. en iyisi 2 medeni insan gibi oturup konuşmaktı. üvey babam oç salona sokmadığından kapıyı tıklatıp ekrem'i çağırdım. geldi hemen.. bak dedim ekrem senle açık konuşacam. savaş istiyorsan, savaş olur. ayağını denk alacaksın bu evde.. bir kol saati için yaptığın mevzuya bak dedim. hiçbir şey demeden beni izliyor oç tam cin bu. bak dedim ekrem benden nefret ettiğinin farkındayım. fakat burası benim çöplüğüm adamım, anladın mı ha? dedim ve kendime harlem zencisi havası vererek korkmasını sağladım. böyle zekiliklerim vardır. beynimin kıvrımları kendimi farklı kalıplara sokup insanlara olduğumdan farklı görünmeme izin verir. ben senden nefret etmiyorum ki abi dedi. oç tırsmamıştı hiç.. rahatlayıp tedbiri elden bırakmam için elinden geleni yapıyor. bundan sonra bu evde dolaşırken çok dikkatli olmalıydım. ekrem'e hiçbir şey demeden odama fırladım. charles dickens'ın iki şehrin hikayesi eserine sarılarak ağladım. inci'de biraz takılıp durumu anlatıyım dedim, oçları taşak geçtiler hep. son olarak joe biden'a ve pentagon'a mailler atıp koruma istedim ama onlar da duymamazlıktan geldi. artık kendi başımın çaresine bakmalıydım. kurşun kalemlerimin ucunu sivriltip seksendört'ün son albümünü bilgisayarıma indirerek savaş hazırlıklarımı bitirdim. geleceği varsa göreceği de vardı. sakinleşmek için enrique iglesias'ın hero klibini izleyip sarah palin fotoğraflarını gezdim. bunlardan sıkılınca üst kattan sıvıştım şükran teyzelere gittim. kapıyı tıkladım mehmet amca açtı. amca birkaç gün sizde kalabilir miyim? evde beni öldürmek istiyorlar dedim. hayır dedi oç.. sanırım ela'dan dolayı hayır diyordu. ela ile aramızdaki samimiyetin sandığından fazla olduğunu belirtmek için ela bana sabahları balkondan göğüslerini gösteriyor dedim. bir hışımla beni itti oç yere düştüm. kapıyı kapattı sinirli sinirli girdi içeri. bu galiba bıçak getirecek deyip geldiğim gibi sıvıştım yukarı. ben geldikten 5 dakika sonra kapı çaldı mehmet amca geldi seslerden duydum. tam anlamadım ne diyordu da benle ilgili olabilirdi. hiç çıkmadım odadan. babam çıktı yukarı aç kapıyı gavat aç diye bağırdı. önder açıkbaş nasıl ünlü oldu? dedim cevap veremeyince açmadım tabiki. kapıyı yumrukluyor oç. gibtir git yoksa seksendört'ün bir parçasını dinletirim? dedim. hala gitmedi.. blöf yapıyorum sanıyor herhalde. neyse açtım rastgele bir seksendört şarkısı, sesi de açtım. benim kulağımda pamuk vardı, o yanacaktı haline.. şarkı bitince çıkardım pamukları gitmişti. böyle zekiliklerim vardır. aklımın odalarını kullanarak insanları müziğin gücüyle hizaya getiririm. artık uyumalıydım. her ihtimale karşı media playerda seksendört hazırdı. kurşun kalemlerimi de masanın üstüne dizip uykuya daldım.
not: i can be your herooooo babyyyyyyy
sabah erkenden kalkıp mandalina aşırmak için mutfağa indim. arkamı bir döndüm ekrem oç.. mandalinaları olduğu gibi düşürdüm. napıyorsun burda? derdin ne senin? joe biden ile şu an açıklayamayacağım bir kan bağı var aramda. ayağını denk al olm dedim korkması için. kahkaha atıp odalarına girdi oç. ben de fırsattan istifade hemen sıvıştım. fakat rahat edemiyordum.. koskoca evde uyanık olan sadece ikimizdik ve bana istediğini yapması için uygun ortam vardı. başka birileri uyandı mı diye günler önceden yatağımın altında sakladığım tepsiyi arkaürme bahanesiyle mutfağa indim. daha uyanan yoktu. konuyu burcu'ya açmak için merve'nin odasına gittim. önce kapıya durumdan biraz bahsedip tavsiyelerini sordum. takmadı hiç oç.. daha sonra 10 kere kapıyı tıklatınca merve açtı. ne var abi? dedi. işim senle değil sütyenini tak deyip içeri girdim. burcu uyuyordu. hemen uyandırdım.. bak burcu dedim kardeşin az önce kötü adam kahkahası atıp beni ölümle tehdit etti dedim. hiçbir şey demeden gözlerini ovalıyor oç.. bak dedim burcu eğer gerçekten aşıksan bana ona engel olursun, beni öldürmek istiyor dedim. döndü sırtını uykuya daldı. merve de mal mal bakıyor yüzüme. gergin atmosferi yumuşatmak için slash de ortam çocuğu oldu ha, utanmasa kibariye'ye çalacak oç dedim. biraz gülüştükten sonra ekrem oçna görünmeden odama çıktım. böyle çevikliklerim vardır. acil durumlarda vücudumun esneme payını kullanır, işleri lehime çeviririm. odama çıkıp kapıyı kitledikten sonra bir süre önder açıkbaş'ın nasıl ünlü olduğunu düşündüm. fakat hala ekrem'in nefesini ensemde hissediyordum.
not: i can kiss away the pain!
sonra aşağı kattan sesler duydum. anlaşılan manevi babam uyanmıştı. indim aşağıya baba konuşmamız lazım dedim. he söyle dedi rahat bir tavırla. konuya yumuşak girip kendisini şok etmemek için fabregas: real'den korkmuyoruz dedim. cevap vermedi suyunu içmeye devam etti. baba dedim ekrem'e söyle benim peşimi bıraksın, biliyorum beni öldürmek istiyor dedim. oğlum sen gerizekalı mısın? küçücük çocukla derdin ne senin? dedi. konuyu değiştirmek için inci'deki panpalarım annemin göğüslerinin capsini istiyor dedim. tepkisiz kalmayı tercih etti. baba bu çocuk beni öldürürse sorumlusu sensin haberin olsun dedim. gibtir git almayım ayağımın altına sabah sabah diye karşılık verdi. senin ben amk, halamı mehmet amcaya pazarlamayan oç dur diye bağırdım. hata yaptığımın farkındaydım ama bir anlık sinirle ağzımdan çıkıverdi işte. çatalı kafama fırlattı oç kalktı ayağa bir sol direk çıkartıp 7 puanı cebine koydu. halanlar burdayken bu saçmalıklarına bir son vermessen geçenkinden beter ederim seni dedi. halam girdi birden mutfağa noluyor bu sesler ne? dedi. fakir olan sizsiniz cefasını biz çekiyoruz o ekrem oç na söyle akıllı olsun deyip odama fırladım. kalbim çok hızlı atıyordu. youtube'a girip ''canlı yayında küfür'' videoları izledim, biraz kendime geldim. daha sonra çıktım balkona ela'yı beklemeye başladım. yine ekti beni amk.. bu kız kendini bulunmaz hint kumaşı zannediyor. haberi yok ki öğrenci kızla işi pişiriyoruz. fazla naz aşık usandırır amk. neyse şimdi karının kızın zamanı değil deyip ekrem'e karşı eylem planı ve gerekli yaptırımları düşünmeye başladım.
not: i will stand by you forever!
bir süre odamda bekleyip ekrem'i düşündüm, enrique iglesias'ın hero klibini izledim. herkesin uyandığından emin olduktan sonra aşağı indim. ekrem'e rahat görünmek için halama önder açıkbaş nasıl ünlü oldu biliyor musun? dedim. gülümsedi, bilmiyorum oğlum nasıl? dedi. valla ben de bilmiyorum.. dedim. yeniden güldü. ortamda tam bir barış havası vardı. böyle sempatikliklerim vardır. ortamda barış rüzgarları estirip insanların sevecenlikle başımı okşamasını sağlarım. babam oç kıskanmış olacak ki senin derdin ne lan bu bahsettiğin adamla? diye sordu. konuyu değiştirmek için neden fritz zwicky 1933'te astrofizikten bahsedince kimse giblememiş. insanlar oç dedim.. annem malı ağzını topla bak adam gibi duramıyorsun 2 dakika dedi. joe biden'ın izindeyim ayağını denk al dedim. ondan başka kimse ne dediğimi anlamamıştı tabi. neyse sonra olan oldu, birden ekrem oç çıktı odadan üzerime doğru koşmaya başladı. bir an korkudan gayriihtiyari it's rainig men diye bağırmışım. abi pepee açsana diyor oç.. hep bilerek yapıyor. güya bana gözdağı veriyor ailemin önünde. neyse konuyu değiştirmek için bu rasim ozan kütahyalı'nın uzmanlık alanı ne amk? dedim ve koşarak odama çıktım. yüreğim ağzıma gelmişti.. anlaşılan bu oç ile mücadelede evden destek alamayacaktım. farklı insanlara ihtiyacım vardı.
not: you can take my breath away.
belki apartmandan birileri bana destek olmayı kabul eder diye tüm apartmanı gezmeye karar verdim. 1. kattaki sarışın kadından başlamaya karar verdim ve dairesine gittim. kapıyı tıklatınca hemen açtı kapıyı he oğlum buyur? dedi. evimizde bir katil var ve kimse gerçek yüzünü göremiyor. bana yardım eder misin? diye sordum. cevap bile vermeden kapıyı kapattı. kocan benden hoşlanıyorsa bunun sorumlusu ben miyim amk? madem öyle tatmin et herifi. neyse zaman kaybetmeden firuze teyzenin kapısını çaldım. konuya farklı yerden girmek için geliyor, geliyor! bestelerin efendisi geliyor! selami şahin geliyor. bu sıcak sohbet perşembe günü saba tümer'le bugün'de diye bağırdım. oğlum deli misin sen? bağırma ne var? diye karşılık verdi. firuze teyzenin duvarlarını kolay kaldıramayan bir kadın olduğunu bildiğimden esra erol'un programında şarkı söyleyen kız sürekli detone farkında mısın? deyip sohbeti farklı bir boyuta taşıdım. böyle zekiliklerim vardır. çok yönlü bir beyne sahip olduğumdan herkesin aklına, bilinç dünyasına uygun çıkışlar yapar, onları kendi aklımın derin dünyasına davet ederim. bu firuze teyze nerede ne konuşacağını bilmiyor. annen mi bir şey istiyor? kapatıcam bak dedi. kapat oç annemden sanane deyip yukarı kata fırladım. aramızdaki samimiyete güvenerek önce mehtap teyzeye gitmeye karar verdim.
not: bestelerin efendisi selami şahin ile firuze teyzenin arasında duygusal bir bağ olabilir.
mehtap teyzenin kapısını çaldım, her zamanki gibi hemen açtı sağolsun. hatice hanım 33 yaşında, 1 evlilik yaptı, 1 kızı var. istanbul'da yaşıyor dedim. o kim oğlum, ne diyorsun yine? dedi. evimde bir katil olduğunu kendisinin ya da eşinin yardımı olmadan ekrem'i alt edemeyeceğimden bahsettim. yok oğlum, hadi bak işine dedi. eşiniz derken kocanızı kastediyorum hanımefendi. bu ciddi bir konu diye karşılık verdim. bir şey demeden kapıyı suratıma kapattı. insanlar çok kaba ve bencil. söyleyim babama msn'den silsin mehtap teyzeyi. neyse kaybedecek vaktim yoktu. karşı dairede düzeyli bir ilişki yürüttüğüm, adını şu an hatırlamadığım ekşici kız arkadaşım vardı. çaldım kapıyı açar açmaz ooo ben de seni bekliyordum, ne zamandır nerelerdesin? dedi alaycı bir gülümsemeyle. ekşici olduğunu bildiğimden suyuna gitmek için ehehe çeşitli şakalar komiklikler swf dedim. böyle zekiliklerim vardır. insanlara onlardanmış gibi görünüp aklımın odalarına hapsolmalarını sağlarım. ne var yine, ne oldu? dedi. beni öldürmeye çalışan pepee fan bir çocuk var, gel tutalım şunu, kıralım bacaklarını? dedim. yaa neyin kafası bu ne diyorsun yaağğ? dedi ağzını ayırarak. bozuntuya vermemek için ehehe ironiden anlamayan nesle aşina değilim asgdhejsufds dedim. neyse işim var deyip kapıyı yüzüme kapattı oç. hayat arkadaşımın bile bana sırtını çevirmesi gerçekten koymuştu. fakat duygularımın esiri olmadan işime bakmalıydım. sıra 3. kattaydı...
not: mehtap'ın kocasıyla ssg geceleri arka bahçede buluşuyorlar.
önce 3. kattaki yaşlı sinirli teyzeden başlayarak zor olanı önce atlatmayı düşündüm. kapıyı çaldım, yaşlı olduğunu bildiğimden kapıyı açınca allll weee areee sayiinnnggg isss giveee peaceee aaa channceeee, give peace a chance baby, give peace a chance diye bağırdım. ne var oğlum? ne diyorsun? dedi. daha fazla vietnam, ernesto'ya bin selam. değil mi azizim? diye karşılık verdim. böyle devrimciliklerim vardır. 68'in ve vietnam karşıtlığının asi duruşunu yüreğimde barındırır, duygularımı beynimle harmanlayarak insanları avucumun içine almaya çalışırım. oğlum kapatıyorum bir şey demiyorsan? dedi. dairemde bir çocuk var, kendisi katil. ondan kurtulmam gerek.. bir kere görünseniz kendisine? suratınızı görünce korkar? dedim. defol oğlum, hadi diye karşılık verip kapıyı kapattı oç. e be insaf teyzecim senle beraber olamam, çok yaşlısın. bu yüzden darılmanın ne anlamı var? darıldıysan duygularını bu meseleyle niye karıştırıyorsun? çıldıracam yahu, valla çıldıracam. insanlar ne garip... sakinleşmek için enrique iglesias'ın hero klibinin urlsini içimden tekrarladım ve karşı daireye geçtim. sıra kapıcı görünümlü kadın ve bıyıklı kocasındaydı. kocası açtı kapıyı.. buyur? dedi. bıyıklı, kel ve şişko olduğundan hacı batak çoluk çocuk oyunu yaaa king iyidir di mi? dedim. nasıl? dedi. adam mal galiba... neyse evimde bir katil var ve beni öldürmek istiyor dedim. nasıl yani? diye karşılık verdi. adam ağır mal galiba... 8 yaşında bir çocuk, pepeyi çok seviyor. içeride okey tahtalarınız vardır sizin. birisini getirseniz de şunun kafasına geçirsek? dedim. git akşam akşam yaaaa deyip kapıyı kapattı oç. embesil galiba... buradan da bir çok çıkmamıştı. tek umudum 2 numaralı sevdiceğimin annesi ve babası olan şükran teyze ve mehmet amcaydı. merdivenleri çıkarken led zeppelin'den kashmir'i mırıldanıyordum.
not: john lennon kel ve şişko bıyıklı amcayı görse yoko'ya şükrederdi.
şükran teyzelere çıktım, kapıyı çaldım. ela açtı kapıyı.. oha! oha! oha! şok olmuştum. heyecanla i can be youuurrr herooo babyyy diye bağırıp ağlamaya başladım. klibin final sahnesini canlandırmaya çalıştım fakat ela giblemedi. daha sonra toparlanıp neyin tribindesin kızım? 2. kattaki zaten veriyor dedim. ne diyorsun ya? deyip annesini çağırdı. şükran teyze ne var oğlum yine, açmayacaz artık kapıyı bak? dedi. gergin atmosferi yumuşatmak için kaley cuoco kadar sevimli bir varlık var mı dünyada? diye sordum. böyle hoşluklarım vardır. amerikan dizileri izleyip, oradaki tatlı hatunları hafızama alır, beynimin odalarında onlarla yeni hayatlara yelken açarım. şükran teyze anlamıyorum ben seni diye karşılık verdi. şükran teyze halamın oğlu ekrem, diyecek oldum lafımı kesti oç görgüsüz. aa evet halanlar gelmiş, gelicem ziyarete dedi. ekrem beni öldürmek istiyor, bu sorunu çözmeliyiz, kızınız dul mu kalsın? dedim. saçmalama oğlum yine, git annene söyle uygunsa bu akşam gelmeyi düşünüyoruz dedi. sanane annemden oç ağzın yok mu git kendin söyle diye bağırdım ve tabiki koşarak üst kata çıktım. üst kattaki kapıdan eve girdim ki ekrem fark etmesin. kimse bana yardım etmek istemiyordu ve bu durum biraz garipti.. bir süre düşündükten sonra ekrem'in tüm apartmanı örgütlediğine karar verdim. savaş baltaları şimdi tamamen çıkmıştı.
not: kaley cuoco geceleri beni görmeye geliyor.
kalça dansımın zirvesinde, hazın doruğundayken kapım çalındı. müziğin sesini kısıp kimsin? diye sordum. aç lan kapıyı itin dölü diye bağıran babam olmalıydı. yavuz bingöl'ün keşanlı ali'yi oynuyor oluşu hakkında ne düşünüyorsun? diye sordum. gibtirme, aç kapıyı diye bağırdı tekrar. gibtirme derken kerem alışık'ı kastediyor oluşunu düşünüp kapıyı açtım. açmaz olaydım... kapı açılır açılmaz klagib bir sağ direk ile puan peşinde koştu. sanırım burnum kanıyordu ve yere düşmüştüm. karın boşluğuma çıkardığı 2 tekmeyle nefesimi kesmeyi başardı. daha sonra eğilip elmacık kemiklerime 2 yumruk daha çıkarttı. genital bölgeme çıkarttığı son tekmeden sonra ayağa kalkacak halim yoktu. kulaklarımı ısıracağını korktuğumdan onları korumaya çalışıyordum. biraz sakinleşmesi için angela merkel ve nicolas sarkozy sence euroyu kurtarabilecekler mi? diye sordum. o sıra sesli bir şekilde küfür ediyor oluşundan duymadı sanırım. gelişimi takdire şayandı.. dayağına yeni boyutlar katmış, stratejilerini çeşitlendirmişti. bu da duyduğum acıyı daha fazla artırıyordu. böyle oçlikleri vardır. kas gücünü her geçen gün daha fonksiyonel kullanıp bu alandaki gelişimiyle takdir toplamayı başarır. bir süre beni rahat bırakması için ölü taklidi yapmayı denedim. fakat ellerimi kulağımda tutuyor oluşumdan yememiş olacak ki tekmelemeye devam etti. tamamen pestilimin çıktığından emin olunca senin gibi adamın kalıbını gibeyim. küçücük çocuktan ne istiyorsun avradını gibtiğim? diye bağırıp odayı terk etti. michelle rodriguez'e hakaret edişi biraz fazla olmuştu. fakat tepki koyacak gücü o an kendimde bulamıyordum. bayılmadan önce kulağımda yankılanan son ses yapma salim! anlayışlı ol, biliyorsun çocuğu.. ne yaptın? diye bağıran oç halamın sesiydi.
not: michelle rodriguez, angela merkel ile nicolas sarkozy'i yatakta basmış. kendisi söyledi...
uyandığımda yatağımdaydım. annem malı başımdaydı... her tarafım acıyordu. oğlum nasıl oldun? ağrın var mı? diye sordu. ''because destiny john, is a fickle bitch.'' diyerek lost'a olan özlemimi vurgulayan bir yanıt verdim. aç mısın? hazırlayım mı bir şeyler? dedi. eti cinlerimi küvete sakladığımı, ordan almasını rica ettim. abur cubur olmaz dur bir şeyler hazırlayım deyip gitti mal ya... doğrulmaya çalıştım fakat her tarafım acıyordu. aldım bilgisayarı kucağıma inci'ye girdim. serkan inci ve joe biden'dan ses yoktu.. birkaç ateist, birkaç şakirt başlık açıp gereksiz tartışmalara girdim. provokatif söylemlerde bulunup ortalığı karıştırmaya çalıştım. daha sonra enrique iglesias'ın hero klibini izleyip biraz kendime gelmeye çalıştım. vikipedi'den lüzumsuz bilgiler edindim. babam oç geldi.. onu görünce hatırladım kulaklarım yerinde mi diye kontrol ettim. uyandın mı lan? halini hatrını sormaya geldim bak itlik yapma dedi. konuyu değiştirmek için 2. dünya savaşı sırasında 4. enternasyonalde gerçekleşen kopmalardan bahsettim. halmla ekrem oç geldi o sırada... ekrem'in hemen odadan çıkmasını rica ettim. halam oğlum derdin ne bu çocukla? rahatsızsan eğer söyle gidelim bu evden? dedi. gitmeyin hala, giderseniz mehmet amca'ya ayıp olur dedim. fakat ekrem'in kendisine çeki düzen vermesi gerektiğinden bahsettim. manevi babam oç lan küçücük çocukla derdin ne senin? delirtecen lan sen beni diye çıkıştı. fikirlerini önemsemediğimi anlaması için cyndi lauper'ın time after time şarkısını mırıldandım. daha sonra annem elinde tepsiyle geldi ve hadi biraz atıştır dedi. anne tepsi fobim olduğunu bilmiyor musun? merve'nin kapısıyla arkamdan konuşuyorlarmış. getirme şunu odama diye bağırdım. fakat bir kez taviz vermekten zarar çıkmazdı. çünkü çok açtım... böyle uyumluluklarım vardır. beynimin derinlerinde, aklımın labirentlerinde çok özel şeyler yaşasam da insanlara ve tepsilere karşı gerektiğinde anlayışlı olur, durumu sorun etmemeye çalışırım. herkes odamı terk ettikten sonra karnımı doyurdum ve tepsiyi kapının önüne koydum.
not: benjamin linus ile troçki zamanında çok sevişmiş. eminim...
daha sonra ankaralı yasemin'nden şoför abi'yi dinleyip aşağı kata indim. ekrem oç ortalarda görünmüyordu. sanırım savaşı kazanmıştım. merve'nin odasına gittim. beni kapı karşıladı. sen benle ilgili tepsiyle ileri geri ne konuşuyomuşun birader? deyip sert durdum. böyle zekiliklerim vardır. beynimin gösterim hücreleri gelişmiş olduğundan istediğim an istediğim görüntüyü takınıp, insanların ve kapıların ona göre davranmalarını sağlarım. utanmış olacak ki cevap veremedi oç.. kapıyı tıklatıp merve'nin dışarı çıkmasını istedim. ne var abi? dedi. bu göğüslerin hali ne? bıktım senden.. ben sırf senin gelişimin için bu evden ayrılmıyorum. bu kadar dayağı o yüzden yiyorum. şu göğüslerini artık büyütmenin bir yolunu bul, yoksa elimle ben sündürecem dedim. burcu atıldı ordan ne diyorsun abi sen? diye. bu işten kendini sıyıramazsın burcu, seninkilerin de güdümlü füze olmadığı çok açık dedim. güdümlü ne abi? dedi. ben de bilmiyorum dedim. gerekli uyarıları yaptığımdan bir şekilde bağlayıp odama çıkmalıydım. lars ulrich dave lombardo'nun taşağını yisin di mi yaaaa?? dedim. cevap vermediler.. fırsattan istifade odama fırladım.
not: ankaralı yasemin dave lombardo ile dikmen'de buluşuyormuş.
babamı aldım karşıma. sen beni neden sürekli dövüyorsun oç? dedim patlattım bir tane. sonra bir kafa gömdüm, iyice mayıştı. yere yığılınca tekmelemeye başladım. acımıyordum... ağzı burnu her yer kan içindeydi. michelle rodriguez geldi, yapma aşkım değmez dedi. annemin neden çıplak oturduğuna anlam veremiyordum.. derken uyandım. baktım saat sabah 9 olmuş. gördüğüm rüyanın etkisiyle ter içindeydim. bir duş alıp kendime geldim. enrique iglesias'ın hero klibini harun kolçak'ın gir kanıma dansıyla süsledim. aşağı indim baktım halamlar valiz hazırlıyor. ekrem oç hiç yüzüme bile bakamıyordu, tek çaresi evi terk etmek olmuştu. böyle kuva-yi milliyeliklerim vardır. aklım ve yüreğim sayesinde girdiğim savaşlarda ustaca savaşır, kazanmak için elimden geleni yaparım. oo gidiyor musunuz hala? dedim. evet evladım, sağol her şey için diye karşılık verdi. gergin atmosferi dağıtmak için gidin tabi ya eniştem evde düz duvara tırmanıyodur ehehe dedim. hiç cevap vermeyip son hazırlıklarını tamamladı. babam arkaürecekmiş bunları terminale, bir an önce çıkalım deyip vedalaşarak gittiler. artık zaferim resmileştiğinden kutlamalar başlamalıydı. kapı kapanır kapanmaz telefondan quenn'den we are the champions açtım. ellerimi iki yana açtıktan sonra ortada kavuşturdum, kafamı yere koyup bir takla attım. daha sonra çoraplarımı çıkarıp halı üzerinde moonwalk yaparak figürlerimi tamamladım. müziğin ruhuna uygun olarak ağır çekimde ağlayarak seviniyor gibi yaptım. annem sanırım hareketlerime anlam verememişti. mal mal bakıyordu amk.. ruhsuz bu kadın.
not: freddie mercury ile harun kolçak arasında bir ilişki olabilir. çok meşgul olmasam bu durumu araştırabilirdim.
submitted by Cratix16 to kopyamakarna [link] [comments]


2020.03.27 18:35 karanotlar Yuval Noah Harari Koronavirüs Sonrası Dünya

Yuval Noah Harari Koronavirüs Sonrası Dünya
İsrailli tarihçi ve yazar Yuval Noah Harari’nin 20 Mart’ta Financial Times’ta yayımlanan, “Koronavirüs sonrası dünyaya totaliter gözetleme rejimleri mi, yoksa küresel dayanışma mı hâkim olacak?” başlıklı yazısını Okan Yücel çevirdi.
https://preview.redd.it/fmowedyo39p41.jpg?width=540&format=pjpg&auto=webp&s=27d2a19c1dcda276632a9d1d3d3e6d3384e71e66
“İnsanlık şu an küresel bir kriz içinde. Muhtemelen bizim neslimizin en büyük krizi bu. Hükümetlerin ve toplumların alacağı kararlar büyük ihtimalle bizim gelecek onlarca yılımızı belirleyecek. Yalnızca sağlık sistemimizi değil, ekonomiyi, siyaseti ve kültürümüzü de şekillendirecek. Çabuk harekete geçmeli ve kararlı olmalıyız. Aksiyonlarımızın uzun dönemli sonuçlarını da hesaba katarak hareket etmeliyiz. Alternatifler arasından en iyisini seçerken sadece ani tehditlere karşı nasıl çözüm üreteceğimizi değil, bu fırtına geçtiği zaman nasıl bir dünyada yaşıyor olacağımızı da düşünmeliyiz.
“Bütün ülkeler sosyal deney haline geldi”
Pek çok kısa vadeli acil önlem artık hayatımızın önemli bir parçası olacak. Acil durumların doğası böyledir. Tarihi süreçleri hızlandırırlar. Normalde uzun yıllar düşünülerek verilmesi gereken kararların birkaç saat içinde verilmesi gerekir. Henüz tam anlamıyla hazır olmayan ve hatta tehlikeli teknolojiler hizmete sunulur, çünkü hiçbir şey yapmamanın riski daha büyüktür. Şu an pek çok ülke bir sosyal deney haline geldi. Herkes evden çalışırsa ve iletişimi belli bir mesafeden uzakta gerçekleştirirse ne olur? Bütün okullar ve üniversiteler çevrimiçi eğitim verirse ne olur? Normal zamanlarda hükümetler, şirketler veya okulların girişmeye gerek görmeyeceği uygulamalar şu an yürürlükte, çünkü normal bir zamandan geçmiyoruz.
Bu kriz anında oldukça önemli iki seçimde bulunacağız. İlk seçim totaliter gözetleme mekanizması ile yurttaşların güçlendirilmesi arasında, ikinci seçim ise milliyetçi izolasyonizm ile küresel dayanışma arasında olacak.
Tepeden tırnağa gözetim
Salgını durdurmak için bütün toplumların uyması gereken standart kurallar bulunuyor. Buna ulaşmanın iki ana yolu var. İlk yolu hükümetlerin vatandaşları takip etmesi ve kurallara uymayanları cezalandırması. İnsanlık tarihinde ilk kez bugünkü teknoloji sayesinde herkesi her zaman takip etmek mümkün. Bundan elli sene önce KGB bütün Sovyet toplumunu 24 saat boyunca izlemeyi hayal edemezdi. KGB insan etkinliğine ve analistlere güvenirdi. Her vatandaşın başına bir kişi dikemezsiniz. Ancak artık hükümetler bu konuda insan gücü yerine kuvvetli algoritmalara ve teknolojilere güvenebilirler.
Koronavirüs ile mücadelede pek çok hükümet şimdiden gözetleme politikası uygulamaya başladı bile. En büyük örnek de Çin. İnsanların akıllı telefonlarını yakından takip ederek, milyonlarca yüz tanıma kamerası kullanarak, insanların ateşlerini ölçüp raporlamalarını sağlayarak Çin hükümeti yalnızca koronavirüs taşıma şüphesine sahip insanları tespit etmekle kalmıyor, aynı zamanda hareketlerini takip edip kimlerle temas kurduğunu da öğrenebiliyor. İnsanlara enfekte olan bir hastadan ne kadar uzakta olduğunu söyleyen çok sayıda mobil uygulaması var.
Bu teknolojilerin kullanımı sadece Doğu Asya ile sınırlı değil. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İsrail Güvenlik Ajansı’na kısa süre önce normalde terörizmle mücadelede kullanılan gözetleme teknolojilerini koronavirüs hastalarının takibinde kullanma yetkisi verdi. Meclis alt komisyonu bunu reddedince geçici olan acil durum yasası ile bu hakkı tanıdı.
“Salgın, gözetleme uygulamaları açısından bir dönüm noktası teşkil edebilir”
Bunların hiçbirinin yeni uygulamalar olmadığını söylüyor olabilirsiniz. Ancak son yıllarda hem şirketler hem de hükümetler insanları takip etmek, gözetlemek ve manipüle etmek için daha sofistike teknolojiler kullanıyorlar. Eğer dikkatli olmazsak bu salgın gözetleme tarihi açısından çok önemli bir dönüm noktası teşkil edecek. Sadece şu ana kadar bu mekanizmaları reddeden ülkelere de uygulanmasını normalleştirmekle kalmayacak, aynı zamanda gözetleme sistemi artık deri üzerinden deri altına geçiş yapacak.
Şu ana kadar akıllı telefonunuzun ekranına temas ettiğinizde ya da bir bağlantıya tıkladığınızda hükümet tam olarak hangi bilgiye ulaştığınızı bilmek istiyordu. Ancak koronavirüs ile birlikte odak noktası da değişti. Artık hükümet parmağınızın ısısını ve altındaki damarın kan pompalama hızını bile öğrenmek isteyecek.
Gözetleme konusundaki pozisyonumuzla ilgili yaptığımız çalışmalarda bizi en çok zorlayan tam olarak nasıl gözetlendiğimizi ve önümüzdeki senelerin ne gibi yenilikler getireceğini bilemememizdir. Gözetleme teknolojisi aşırı hızlı ilerliyor ve on sene önce bize bilimkurgu gibi gelenler bugün eskimiş durumda. Düşünce deneyi olarak şöyle bir şey hayal edin: 24 saat boyunca vatandaşlarının kalp atışlarını ve vücut ısılarını ölçmek isteyen bir hükümet bütün vatandaşlarına bu işe yarayacak bir bileklik takıyor. Sonuçlar da yine hükümetin oluşturduğu algoritmalar tarafından analiz ediliyor. Siz bile bilmeden bu veriler sizin hasta olup olmadığınızı bilirken aynı zamanda ne zaman, nerede olduğunuzu, kimlerle görüştüğünüzü de tespit edebilecek. Böyle bir sistem salgını birkaç gün içinde durdurabilir. Ne kadar muhteşem değil mi?
Olumsuz tarafı ise tabii ki inanılmaz bir gözetim mekanizmasına meşruiyet kazandıracak olması. Mesela CNN yerine FOX News bağlantısına tıklarsam siyasî düşüncemin yanı sıra kişiliğim ile ilgili de ne çıkarımlar yapılacaktır, kimbilir. Eğer kalp atış hızımı ve kan akışımı takip ederseniz aynı zamanda beni neyin sinirlendirdiğini ve güldürdüğünü de göreceksiniz.
Şunu hatırlamamız gerekir ki sinirlenme, eğlenme, âşık olma veya sıkılma gibi durumlar da tıpkı öksürme ve hasta olma gibi biyolojik olgulardır. Eğer bu gözetim mekanizmaları devam ederse hükümetler bizi bizden daha iyi tanıyacaklar. Duygularımızı tahmin edip onları manipüle ederek bize istedikleri malları ve siyasetçileri satabilecekler. Kuzey Kore’de bu sistemin 2030 yılında geçerli olduğunu varsayalım. Eğer “Büyük Lider”in konuşmasını dinlerken sinirlenirseniz, akıbetiniz malûm.
Elbette ki biyometrik gözetlemeyi yalnızca acil durum zamanlarında kullanılan bir önlem olarak da kurgulayabilirsiniz. Ancak ya her zaman bir acil durum olma riski ile yaşamaya başlarsak ne olacak? Örneğin benim ülkem olan İsrail 1948’deki Bağımsızlık Savaşı’nda olağanüstü hal ilan etmişti. Bağımsızlık Savaşı kazanılalı uzun zaman oldu ama İsrail olağanüstü halin kalktığını hiçbir zaman ilan etmedi.
Koronavirüs sona erse bile bizim özel hayatımız ile ilgili veri toplamaya aşık olan hükümetlerimiz biyometrik gözetim mekanizmalarını kullanmayı devam edecek ve bunu “bir sonraki salgına karşı önlem” olarak pazarlayacaklar. Ancak gerçek sebebi hepimiz bileceğiz. Son yıllarda özel hayatımızın gizliliği üzerinde büyük bir savaş yaşanıyor. Koronavirüs krizi bu savaşın tepe noktası olabilir. Eğer insanlara özel hayatın gizliliği mi yoksa sağlık mı diye sorarsanız insanların çoğu sağlığı seçer.
“Doğru bilgilendirilen bir toplum her zaman cahil bir halktan daha güçlüdür”
İnsanlara özel hayat mı sağlık mı diye sormak, sorunun kökeni itibarıyla oldukça yanlış. Hem özel hayatımızı yaşayıp hem de sağlığımızı elimizde tutabiliriz. Hem sağlığımızı koruyup hem de totaliter gözetim rejimlerini kurumsallaştırmadan yurttaşları güçlendirerek koronavirüsü yenebiliriz. Koronavirüsün nasıl yenileceğinin en iyi metotlarını Güney Kore, Tayvan ve Singapur buldu. Bu ülkeler de birtakım takip mekanizmaları geliştirseler de daha çok teste, dürüst açıklamalara ve doğru bilgilendirilen toplumla gerçekleştirilecek işbirliğine güvendiler.
Merkezileşmiş takip sistemleri ve sert cezalandırma yöntemleri insanları faydalı kılavuzları kullanmaya teşvik etmenin tek yolu değillerdir. İnsanlara bilimsel gerçekler doğru aktarıldığında ve insanlar da otoritelerin kendilerine bu konularda doğru bilgiler verdiklerine inandığında, “Büyük Birader”den emir almadan doğru olanı zaten yapacaklardır. Kendi kendine motive olmuş ve doğru bilgilendirilmiş bir toplum her zaman için gözetlenen ve cahil bırakılan bir toplumdan daha güçlüdür.
Örneğin ellerinizi sabunla yıkadığınızı düşünün. İnsan hijyenindeki en büyük ilerlemelerden biridir. Bu basit uygulama her yıl milyonlarca insanın hayatını kurtarıyor. Her ne kadar biz bunu var olan durum üzerinden kabul etsek de bilim insanları elleri sabunla yıkamanın önemli olduğunu 19. yüzyılda keşfetmişlerdi. Önceden doktorlar ve hemşireler bile bir operasyondan diğerine ellerini yıkamadan giderlerdi. Bugün milyarlarca insan her gün düzenli olarak ellerini yıkıyorlar. Bunu sabun polislerinden korktukları için değil, gerçeği bildikleri için yapıyorlar. Bakterilerin ve virüslerin elime bulaştığını, bunların hastalığa neden olabileceğini ve sabunla ellerimi yıkayarak onları etkisiz hale getireceğimi biliyorum.
“Siyasetçiler bilime olan güveni azaltmak istediler”
Ancak böylesi bir duyarlılık için güven ve işbirliği gereklidir. İnsanların bilime, kamu otoritelerine ve medyaya güvenmeleri lazımdır. Son birkaç yılda sorumsuz siyasetçiler bilime olan güveni bilerek önemsizleştirdiler. Aynı siyasetçiler şimdi de “Toplumun doğru olanı yapacağını bilemezsiniz” argümanı ile otoriter yönetimlerini daha da katı hale getirmek için can atıyorlar.
Normalde, yıllardır erozyona uğramış bir güvensizlik sorunu bir gecede çözülemez. Ancak normal zamanlardan geçmiyoruz. Kriz zamanlarında insanların düşünceleri çok çabuk değişebilir. Kardeşlerinizle uzun yıllar kavga etmiş olabilirsiniz, ancak acil bir durum ortaya çıktığında hemen konuşup birbirinize yardım edersiniz, çünkü gizli bir güven ve yakınlık keşfedersiniz. Bir gözetim rejimi inşa etmek yerine insanların bilime, otoritelere ve medyaya güvenini yeniden inşa etmek için henüz çok geç değil. Elbette ki teknolojiden de faydalanmalıyız. Ancak teknolojiyi insanları güçlendirmek için kullanmalıyız. Elbette ki ateşimin ve kan basıncımın takip edilmesini istiyorum. Ancak bunun bir hükümete mutlak güç sağlamak için kullanılmasını istemiyorum. Bunun yerine bu verilerin benim yapacağım seçimleri kolaylaştırması ve hükümetin de eylemlerinden dolayı hesap vermesi için kullanılmasını istiyorum.
Eğer sağlık durumumu 24 saat takip edebilseydim, sadece diğer insanlar için bir sağlık sorunu teşkil edip etmeyeceğimi değil, hangi alışkanlıkların sağlığıma iyi geleceğini de bilirdim. Eğer koronavirüs salgını boyunca güvenilir verilere ulaşıp onları analiz edebilirsem hükümetin doğru politikaları uygulayıp uygulamadığını ya da bana yalan söyleyip söylemediğini de değerlendirebilirim. İnsanlar ne zaman gözetleme hakkında konuşursa, şunu unutmayın ki gözetleme teknolojisi hükümetlerin insanları gözetlemesi için kullanılabileceği gibi insanların hükümetleri gözetlemesi için de kullanılabilir.
Koronavirüs salgını yurttaşlar için oldukça büyük bir test. Önümüzdeki günlerde her birimiz kendini düşünen siyasetçilere ya da komplo teorilerine değil, bilimsel verilere güvenmeyi seçmeliyiz. Eğer doğru seçimi yapamazsak sağlığımızı korumanın tek yolu olduğunu düşünerek birçok değerli özgürlüğümüzden kendi isteğimizle vazgeçmiş oluruz.
Küresel bir plana ihtiyacımız var
İkinci tercihimizi ise milliyetçi izolasyonizm ile küresel dayanışma arasında yapacağız. Salgın hastalıklar da sonucunda ortaya çıkan ekonomik krizler de küresel sorunlardır. Yalnızca küresel çaptaki işbirliği ile çözülebilir.
Öncelikli olarak, virüsü yenmemiz için herkesin bilgi paylaşımında bulunması gerekiyor. Bu, insanlar için virüslere karşı mücadelede büyük bir avantaj. Çin’deki virüslerle ABD’deki virüsler “İnsanları nasıl daha çok etkileyebiliriz” diye iletişime geçemezler. Ancak Çin ABD’ye koronavirüs ile nasıl mücadele edebileceğine dair oldukça değerli tavsiyeler verebilir. Milano’daki İtalyan bir doktorun keşfettiği bir yöntem Tahran’daki insanın hayatını kurtarabilir. Ancak bunun için kürsel bir işbirliği ve güven ortamının oluşturulması şart.
Ülkeler şeffaf şekilde bilgi paylaşmaya ve mütevazı şekilde tavsiye almaya açık olmalılar. Aynı zamanda aldıkları bilgilere de güvenmeliler. Özellikle test kitleri ve solunum cihazları gibi ekipmanları dünya geneline yaymamız gerekiyor. Tıpkı ülkelerin savaş zamanı önemli endüstrilerini kamulaştırmaları gibi koronavirüse karşı verdiğimiz mücadele de önemli üretim mekanizmalarının insancıl hale gelmesini sağlayabiliriz. Az sayıda koronavirüs vakası olan zengin bir ülke ekipmanlarını daha çok vakanın görüldüğü fakir bir ülkeye gönderebilir. Tabii bunu yaparken ertesi gün kendisi zor bir duruma düştüğünde başkalarının da ona yardım edeceğine inanması gerekiyor.
Küresel işbirliği sağlık çalışanları için de gerekli. Hastalıktan daha az etkilenen ülkeler sağlık personellerini salgından olumsuz etkilenen ülkelere gönderebilirler. Hem yardım eli uzatılmış hem de oldukça değerli bir tecrübe edinilmiş olur. Salgının seyri değişirse, bu kez yardım edilen taraf değişir.
Ekonomik alanda da benzer bir işbirliği elzem hale gelebilir. Talep zincirinin doğasını düşünürsek eğer bütün hükümetler diğerlerini önemsemeden kendi çözümlerini uygulamaya kalkarsa kriz daha da derinleşir. Acil bir küresel eylem planına ihtiyacımız var.
Bir başka ihtiyaç ise seyahat konusunda küresel bir uzlaşıya varmak. Aylar boyunca seyahat etmeyi yasaklamak koronavirüs ile mücadeleyi de zarara uğratır. En azından bilim insanları, doktorlar, gazetecileri, siyasetçiler ve iş insanlarının seyahat etmelerine izin verilmeli. Bu da seyahat edecek kişilerin kontrolden geçirilmesiyle mümkün olabilir. Eğer kontrol esnasında bir sorun ortaya çıkmamışsa bu kişiler uçağa binerken veya başka bir ülke tarafından kabul edilirken sıkıntı yaşamazlar.
“Şu an kolektif bir paralize olma hali var”
Ne yazık ki şu an ülkeler bunların çok azını gerçekleştiriyorlar. Kolektif bir paralize olma hali uluslararası toplumu olumsuz etkilemiş durumda. Sanki ortamda hiçbir yetişkin yok gibi. Birkaç hafta önceden dünyadaki önemli liderlerin bir toplantı gerçekleştirip acil bir ortak eylem planı ortaya koyması beklenirdi. G7 ülkeleri anca bu hafta video konferans ile bir toplantı gerçekleştirdiler ve sonucunda da hiçbir plan ortaya koyamadılar.
2008 küresel krizi veya 2014 Ebola salgını gibi dönemlerde ABD küresel liderlik iddiasını sürdürmüştü. Ancak mevcut ABD yönetimi bu rolü bırakmış durumda. ABD yönetimi, insanlığın geleceği yerine ABD’nin büyüklüğünü öncelik haline getirdiğini açıkça belli etti.
Bu yönetim en yakın müttefiklerini bile terk etti. AB’ye seyahat etmeyi yasaklarken bu konuyla ilgili AB kurullarıyla görüşmedi bile. Alman ilaç şirketinin üzerinde çalıştığı Kovid-19 aşısının tüm haklarını 1 milyar dolara satın almak istedi. Bu yönetim bir küresel eylem planı açıklasa bile, hiçbir konuda sorumluluk almayan, asla hatasını kabul etmeyen ve iyi işleri kendisinin yaptığını iddia edip kötü olaylar için başkalarını suçlayan birisinin peşinden çok az ülke gider.
Eğer ABD’nin bıraktığı boşluk başka ülkeler tarafından doldurulamazsa, sadece salgını durdurmak daha da zorlu hale gelmekle kalmayacak, bırakılan miras önümüzdeki yıllarda uluslararası ilişkiler sistemini de zehirlemeye devam edecek. Yine de her kriz bir fırsattır. Umuyorum ki bu salgın, insanların küresel uyuşmazlığın ve anlaşmazlıkların ortaya çıkardığı vahim tehlikeleri fark etmesine neden olur.
İnsanlık bir seçim yapmak zorunda. Uyuşmazlık yolunu mu takip edeceğiz, yoksa küresel dayanışmadan yana mı olacağız? Eğer uyuşmazlığı seçersek bu durum sadece krizi uzatmakla kalmayacak, gelecekteki çok daha vahim olayların habercisi olacak. Eğer küresel dayanışmayı seçersek sadece koronavirüse karşı değil 21. yüzyıl boyunca insanlığa saldıracak diğer bütün salgınlara ve krizlere karşı da zafer elde edeceğiz.
https://dunyalilar.org/yuval-noah-harari-koronavirus-sonrasi-dunya.html/
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2019.11.28 08:07 getirmebuyuleri Aşk bağlama büyüsü için deneyimli medyumlar

Manevi işlemler hakkında bilgileri olan kişiler en çok aşk bağlama büyüsü uygulamaları hakkında bilgi sahibi olmak istemektedirler. Bu işlemler insanların sevdikleri kişileri kendilerine sıkı bağlar ile başlamalarını ve en kısa zamanda çok sağlam bir ilişkiye sahip olmalarını sağlamaktadır. Çok eski bir işlem olması ve en eski medeniyetlerde dahi birçok farklı teknik ile uygulanmış olması bu işlemlerin günümüzde de sık sık talep almasına neden olmaktadır.
Özellikle insanların birbirleri ile deneyimlerini paylaştıkları forum sitelerinde sürekli olarak olumlu yorumlar alan aşk bağlama büyüsü, kıs zaman içinde istedikleri sonuçları almak isteyen kişiler için her zaman doğru bir seçim olarak ön plana çıkmıştır. Bugüne kadar birçok kişinin deneyerek amacına ulaştığı bu özel işlemlerde yapılacak olan tek şey sabırlı olmaktır. Zaten gerisini bu işlemi yapan kişiler halletmektedirler. Aşk bağlama büyüsü yapmak için mutlaka insanların talepleri titiz bir şekilde analiz edilmeli ve duruma en uygun nesne ile teknik seçilmelidir.
Uzmanlar bu konuda birçok arklı teknik olmasına rağmen en etkili tekniğin ilgili kişilerin saç teli, tırnak, kan damlası veya kendine ait olan sürekli kullandığı bir şahsi eşyası ile yalpan işlemler olduğunu belirtmektedirler. Bilindiği gibi insanlar her zaman için manevi dünyaya karşı büyük bir ilgi duymuş ve bu alanda yapılan birçok farklı işlem ile amaçlarına ulaşmak istemişlerdir. Bu alanda yapılan birçok uygulamalar günlük hayatta asla elde edilemeyecek sonuçların elde edilmesini ve kısa zaman içinde sonuç alınmasını sağlamıştır.
Ancak hayalleri olan kişilerin acele ettikleri için dikkat etmedikleri bir durum vardır. Aşk bağlama büyüsü veya benzeri işlemleri yapacak olan kişileri yapacak olan kişilerin seçimidir. Her alanda olduğu gibi bu alanda da insanları kandırmak için sürekli bekleyen ve onlar için çeşitli tuzaklar hazırlayan sahtekârlar vardır. Bu kişilerin oyunlarına gelmemek için ise mutlaka dikkatli olmak ve en doğru kişilerin nasıl seçileceğini bilmek gerekir. aşk bağlama büyüsü gibi insanların sabırsızlıkla bekledikleri işlemleri doğru ve güvenilir bir şekilde yapmak için her zaman gerekli deneyime sahip olmak ve daha da önemlisi insanları beklentilerine saygı duymak gerekir.
Aşk bağlama büyüsü isminden anlaşılabileceği gibi aşık etmek ve sevdiğini sevgilisini kendine bağlamak isteyen kişilerin tercih ettiği çalışmadır. Aşk bağlama büyüsünü deneyen kişilerin yorumlarının yer aldığı ve birçok medyum hakkında yorumlara http://getirmebuyuleri.com/ask-baglama-buyusu/ adresinden ulaşabilirsiniz.
submitted by getirmebuyuleri to u/getirmebuyuleri [link] [comments]


2019.11.03 15:42 masalokucomtr Deneme

Deneme
https://preview.redd.it/5l3jwcsxghw31.jpg?width=720&format=pjpg&auto=webp&s=6197574d1e24e06d215b100d74f17e2884fc2541

Bugün Altı Yaşındayım

Bugün ruhum bi garip. Bugün altı yaşındayım. Düşe kalktığım sokaklarda kulağındaki yarım yamalak çeken radyoda türküler dinliyorum. Forsumdan geçilmiyor. Dağlar, tepeler, kırlar benim. Yüksek yerlerde daha iyi çekiyor radyom. Belki de hala bu yüzden seviyorum dağları, tepeleri. Hele bir de bildiğim bir türkü çalıyorsa, benim sesim radyodan daha çok çıkıyor. O kadar mutluyum ki bilmediğim türküye bile eşlik ediyorum. Ahh ne güzel kırlara uzanıp gökyüzüne aşıklar gibi gazeller dizmek. Ahh ne güzel hayatımda para ve madde yok, sadece insanlar ve çocukluğum var. En büyük derdim radyomun biten pili. Biten pili güneşte bekletip, güneş enerjisiyle yeniden çalıştırıyorum, hışırtılı radyomu.. Uçmayı yeni öğrenmiş kuşlar gibi gökyüzünü yeniden keşfediyorum. Kayboluyorum hayallerde… Miss kekik kokuları arasında ruhumu dinliyorum. O kadar kaybediyorum ki kendimi günün bitmek üzere olduğunu akşam serinliğinde esen rüzgarın üşümesi ile fark ediyorum. Apar topar toparlanıyorum. Güneşin yüzünde, beni karanlığa bıraktığı için kızıl bir utanma var. Güneş gidince radyomun da enerjisi bitiyor ve son türkü yarım kalıyor… Ama ben güneşi o kadar çok seviyorum ki bırakıp gitmesine bile kızamıyorum. Son türkümü yarım bıraktın, diyemedim. Hayatımın sadece altı yaşına kadar olan kısmını hatırlıyorum. Eve her gün paçaları çamurlu gelirdim. Babam, bir gün de eve temiz gel, diye kızardı hep bana. Ben ona hiçbir zaman “baba ben gökyüzüne aşık oldum ve gökyüzüne aşık olanın kalbini dünya kirletemez.” diyemedim. Hayatı boyunca fakir yaşamış babama deseydim bu sırrımı, bana “gökyüzüne bakacağına önüne baksaydın paçaların temiz gelirdin eve” diyeceğini biliyordum. Hala önüme bakamıyorum, gökyüzüne bakmaktan ve üstelik hala paçalarım kirli.
Beni hiçbir zaman bırakmayan gökyüzünü ben de bırakmayacağım, paçalarımın kirli olması pahasına da…
Hikaye Oku Hikayeler Hikayeler Kısa
Yazan: Metin Zengin

Papatyalar ve İnsanlar

Daha önce bahar görmemiş gibi tatlı heyecanıyla geldi yine ilkbahar. Çiçekler anavatanına tekrar dönmenin sevinci içinde. Ağaçlar şen şakrak rüzgarla dans etmekte. Bahara aşık ne kadar kelebek varsa hepsi üç günlük ömürlerinin baharına dönüyor. Kuşların mutluluktan uçtuğu tek mevsim olan ilkbaharda yatağına sığmayan nehirler, bahara muştu hacı leylekler ve yeniden şenlenip coşan dağlar tepeler… Güneşin doğduğu yerden gelen ilkbaharda sitemli olan tek çiçek, kırlara sarı ve beyaz elbisesini giydiren papatyalardır. John Steinbeck yaşasaydı, fareler ve insanlar yerine insanlar ve papatyalar diye başlardı, hayat hikayesine. İnsan evladı ne acaip bir varlık! Adına sevmek diyerek, tüm özgürlüklere kafes oldu. Emin olduğu veya olmadığı duygusunun sağlamasını bir papatyanın yaprağına kıyarak yapan insanoğlu hayatta aradığını hiçbir zaman bulamamıştır. Seviyor, sevmiyor diyerek bir papatyanın yaprağında bir kaderi aramak, ne büyük keder!
Deneme Denemeler Hikayeler Hikaye

Beşir Yetişir Yetişir Beşir

Güneşten önce uyanır, adeta güneşe meydan okurdu. Güneşten sonra uyandı mı büyük bir günah işlemiş gibi kendini suçlar, affetmezdi. Bu halini gören ahali, kendisine deli lakabını uygun görmüştü. Deli Beşir demelerine aldırmadan avazı çıktığı kadar bağırarak susardı, “deliyim delilim de yaşamak” diye. Kimse bilmezdi, adı deliye çıkmış Beşir efendinin hikayesini. Aslında kimse onun hikayesini anlayacak ya da anlamaya çalışacak samimiyete de sahip değildi. Herkes kolay yolu bulmuştu; deli, meczup de geç. Kimin umrundaydı ki deli Beşir? Hem dünyalık değildi ki yaşadığı, neden kıymet görsün ki? Yaşam delisi yaptıkları deli Beşir için alaylı ve kafiyeli satırlar da düşünmüştü, dünya akıllıları: “Beşir yetişir, yetişir Beşir” diye. Yine kolayı ve kaybetmeyi seçmişti, akıllılar. Günler ayları, aylar yılları, yıllar Beşir’i kovaladı ve nihayet Beşir de yorgun düştü, yetişemeden. Şimdi kulaklarda “Beşir yetişir, yetişir Beşir” sesleri maziden… Beşir de yetişemedi, yaşayacaklarına. Belki de yetişemeyeceğini bildiği için güneş doğmadan, o kör karanlıkta uykunun canına kıydı. Belki de… Kimse bilmedi bu delinin belkilerini… Aylar mevsim, mevsimler ölüm oldu ama kimse yetişemedi belkilerine, kimse yetişemedi yaşayamadıklarına…
Hikaye Oku Hikayeler Hikayeler Kısa
Yazan: Metin Zengin

Bu Gördüğün Ben Değilim

Kalbimdekilerle bir ömür sussam Senden kaçarken sana yakalansam Ve sadece gözlerinde konuşsam Bu gördüğün ben değilim…
Martı gagasinda bir parça susam Olsun bir umudum sende yaşasam Varlık denizinde sende boğulsam Deniz tutsun beni bir el çırpınırsam
Aşk Şiir Aşk Sözleri Sevgiliye Sözler Şiir Oku Şiirler Aşk Şiirler

İnsan Hangi Kelimelerle Susar

Son kez konuşacağım, ölümlü olmak için… İnsan en çok hangi kelimelerle susar? Sakladıklarımı artık ben de bilmiyorum. Gözyaşlarımla sildim. Duyduklarımı görmüyorum. Gördüklerim beni herkese kör etti. Ama içimdeki çocuk bahçesine duvarlar inşa ettirmem. Ben yalnız da oynarım. Hem yalnızlık öyle herkesle paylaşılmaz ki zaten. Ee konuşacağım dedin ama hala konuşarak susuyorsun! Gökyüzü neden mavi? Kuşlar neden uçuyor? Dağlar neden hala bu yükü taşıyor? Bak hep farklı sorular ama hepsinin cevabı aslında aynı. Sorduğun sorunun cevabı da belki aynıdır…
Deneme Denemeler Hikayeler Hikaye
Yazan: Metin Zengin

Bu Gördüğün Son Bahar

Bir garip rüzgar dokundu duygularıma. Aklım tutsak, kalbim kırık… Umutlar, suskun uçurumlar… Varlık ateşten kor. Bir yalnız ağaç ve son yaprak… Artık ruhum hür… Bu gördüğün son bahar.
Aşk Şiir Aşk Sözleri Sevgiliye Sözler Şiir Oku Şiirler
Yazan: Metin Zengin

Bir Damla Bengisu

Uzun patika bir yol… Güneş, sanki işlenen her günah için, için için yanmakta. Ortalıkta en ufak bir yaşam belirtisi yok. Hayale aldanmış gerçekler kadar uzak bir yerden gelen hayat yorgunu,yaşam delisi bir adam… Bir nefes dinlenmek için nefessiz bir ağacın yarı gölgesinde buldu kendini. Sırtında taşıdığı dünyasından(çantasından) yaşam belirtisi olarak görülen bir şişe su çıkardı. Bir kaç yudum içtikten sonra geri kalanını dalında bir tek yaprağı kalmış bu kuru ağaca bir vefa burcu olarak verdi ve gitti(gelecek). Buna şahit olan bir kuş, hemen gelip nasibini aldı o bengisudan ve o son bir yaprağı kalmış bu kuru ağacın dalına kondu. Sonra diğer kuşlar da o son yaprağın verdiği umutla, kuru ağaçta birer yaprak misali o ağaçta bitiverdiler. Kuru ağaç şaşkın ve yıllar sonra heyecanlı… Kalbinin çarptığını hissetti.
Hey gidi son bir yaprağı kalmış kuru bir ağaç olan dünya, bir damla bengisuya hasretsin sen de, her yürek gibi.
Hikaye Oku Hikayeler Hikayeler Kısa
Yazan: Metin Zengin

Ah İstanbul Ahh

Ahh İstanbul ahh! Bu kadar külfetle bi o kadar sitem dolu sana. Yalnızlığının gölgesinde bi ton umutsuz kalabalık. Ama seni büyük yapan da bu yalnızlığın değil mi? Anlamak seni ve yaşamak o eşsiz ruhunu… Kendi gözyaşlarinda boğulan kız kulen… Yalnızlığının bilinmeyen yüzü Ayasofyan… Ağlayan gökyüzünde açan Gülhanen.. Karacaahmet dedikçe yanan boğazın.. Ölüm telaşını kıskandiran Kapalıçarşın.. Sana gelirken seni unutan Beyoğlun.. Yeditepende sana aşık yedi güzel insan…
Hikaye Oku Hikayeler Hikayeler Kısa
Yazan: Metin Zengin

Zamansız Sorular

Zamansız Sorular Zaman, en gerçek aynayken aynada gördüğün nedir? Düşler, en büyük tuzakken en büyük suç nedir? Hayat, en büyük oyunken en büyük kural nedir? Yalan, tek gerçekse ölüm nedir? Kalp, en hassas teraziyse en büyük ceza nedir?
Aşk Şiir Aşk Sözleri Sevgiliye Sözler Şiir Oku Şiirler
Yazan: Metin Zengin

Gülümseyin Çekiyorum

Fotoğraf çeken ve çektirenlerdeki anlık telaşı bilirsiniz. Hemen tez bir el çabukluğuyla üstbaş düzeltmeler… Ve sizden gülmeniz istenir, içinizdekileri bilmeden. Her şey o anki kare içindir. Çünkü o karenin sonsuz olacağına inanırlar ve o yüzden o karede yalandan da olsa mutlu görünmek isterler.. Hayat kaç kare ya da hayat kaç kere ? Kaç karesinde sonsuz, kaç karesinde ölümlü , kaç karesinde masum, kaç karesinde vicdan mahkumu ve kaç karesinde özgürüz? Ya da insan bir kare içinde ne kadar özgür olabilir ki? Neyse siz bana bakmayın. Hadi gülümseyin çekiyorum…
Deneme Denemeler Hikayeler Hikaye
Yazan: Metin Zengin

Araftaki Boşluk

Geceden süzülen ay ışığı alıyor, kayıp benliğimi. Bir ulvi alemde yalnızlığa dans eden yıldızlar sarmış karanlıkları. Hayale aldanmış gerçekler kadar uzak bir yerlerde arıyorum zamanı. Sonsuzluk hayalinin yolunda yakamozlar canım…
Yazan: Metin Zengin

Derdimiz Sayılar

Benim bu hayatta hiç sayı takıntım olmadı. Sayıyla ifade edilebilen her şey anlamsız ve değersiz geldi hep bana. Bir sayıyla başka bir sayı arasındaki tek fark yine bir sayı sadece. Size bir sır vereyim mi bay bayan insan ? Sayılarla ifade edilemeyen , anlatılamayan duygular gerçektir sadece bu hayatta. Ne kadar mutlusun? Ne kadar yalnızsın? Ne kadar insansın? vs Bizi insan yapan duygularda sayılar sadece bir sembolik yorumlama. Başkada bir kıymeti yok. Şimdi bu adamın neyi var diyeceksiniz? Benim sayılarla ifade edebileceğim hiçbir şeyim yok sayın insan.
Yazan: Metin Zengin
Konu: Denemeler

Dün Bugün Yarın

En yakın durağı ölüm olan uzun bir yoldu hayat..Zamanın bittiği bir zamanda ortaya çıkan DÜN BUGÜN ve YARIN bu yolun ilk yolcuları oldu. Dün pişmanlıklarını düşünmekten gideceği yolu unuttu. Yarın ise içine düştüğü bu endişe bataklığında kendi sonunu yazdı bugünden. En yakın durağa(ölüm) en uzak olan yarın, doğasına aykırı bir tezatla ilk o indi bu durakta. Yarın, bu yolculuğuna son verince onun telaşını da bugün aldı. Yarının telaşı ve dünün pişmanlıkları da sırtına yüklenen bugün, her şeyi eline yüzüne bulaştırdı ve bu yolculuğun ikinci kaybı oldu. Şimdi bu yolculukta geriye sadece dün mü kaldı ? Dedi boşluk!
Hayır! Eğer dün yaşasaydı, bugün ölmezdi zaten dedi, olmayan zaman. Ne kadar zor bir yolmuş bu? Kimse kalmadı, dedi boşluk. Aslında o kadar da zor değil. Her şey sadece bir adıma bağlı. Yarına bir adım atacaksın ama dünden de bir adım uzaklaşmayacaksın, dedi zaman. Ama bu nasıl olur ki ? ileriye bir adım at ama geçmişten de uzaklaşma! Marifet bu yaa ! Yoksam herkes yaşardı, dedi zaman. Nerden mi biliyorum bunu? Çünkü ben de öldüm !
Yazan: Metin Zengin
Konu: Hikayeler

Eskidi Zaman

Eskidi zaman, tren raylarında. Geçmişe düştü notlar, gözyaşlarıyla. Beklemek, ölüm tabutunda açacak çiçekleri. Var mi gökyüzünden haber, gidenlerden? Neden küskün uçuyor kuşlar? Bir şiirlik ömrümüz vardi. Onu da uçurtma yapıp uçurttuk suskun uçurumlara. Belki de bu yüzden hüzünlü uçuyor kuşlar. Gelmedi baharı bekleyen gözler. ..
Yazan: Metin Zengin

Yokluğun Kader

Avazın çıktığı kadar suskun Sustuğun kadar yandın Yandığın kadar varlığın Varlığın kadar yokluğun Yokluğun kader….
Yazan: Metin Zengin

Onu Bekledi

Yorgun ve hüzünlü bir gecenin gölgesine karışıyordu.. Yüzünde esen sert poyraza rağmen üşümüyordu. Kulaklarında hafif bir tınıyla onu yaşıyordu. Yüreği yansa duymayacak kadar bi haber kendinden… Öylece yürüyordu. Yürüdükçe düşündü. Düşündükçe yürüdü. Yürüdüğü yaşam yolu dünyadan başka ne sunmuştu ki?
Yüzü gölgelendi.. Sonra sessizliğe gömüldü. Her adımda bir zaman tutulması yaşıyordu. Iraklar gibi uzun uzun terkediyordu bu bedeni. Mevsimlerin yaşanmadığı, zamanın bittiği bu kentte daha kalamazdı… Zaman dondu bi an… Sonra beyninde şimşekler çaktı. Böyle düşündüğü için suçluluk duymaya başladı. Başka bir gökyüzü var miydi ki? Kimden , nereye kaçacaktı? “insan önce kendinden özür dilemeli sonra af dilemeli” sözlerini hatırlamıştı. Hem bu sözü de o söylemişti. Bunu nasıl yok sayabilirdi ki? Belki söylenecek çok söz , çok sitem vardi ama Süleymaniye’nin hatırı vardı. Kapısında çöktü… Onu bekledi.
Yazan: Metin Zengin

BEN i Öldür Bu Mevsim Değişsin

İster kuzeyden güneye, ister güneyden kuzeye ya da doğudan batıya veya batıdan doğuya gidin artık her yer soğuk. Hepimiz tek bir mevsimi yaşıyoruz:”Ölüm”. Bu mevsimde bırakın ağacı çiçeği, insan bile yetişmez. Kim bizi inandırdı, savaştan sonra barışın geleceğine? Daha kaç barış öleceğiz, savaş için? Suçlu mu kim? Çare mi ne? Hangi soru daha önemli acaba? Bakın sorunun altında 4 veya 5 hazır seçenek olmayınca düşünmeyi bile unutmuşuz. Ya yazılmayan ama daha keskin çözümlü başka bir seçenek daha varsa! Kafan çok mu karıştı? Düşünmeye başladın, ondandır. Kızma hemen ,sana demedim. İçimdeki BEN le kavga ediyorum. Zaten tek bir savaş olmalı, o da BEN le… Ee sen de bir şeçenek sundun, sistem gibi; der halin! Tamam korkma ben sistem değilim! Biraz düşünürsen sen de bir sürü seçenek üretebilirsin zaten. Nasıl mı? Bak yine düşünmeyi unuttun! Sistemin sana müsade ettiği kadar düşünmen varlığına delil değil, bay varlık! Çok uzattın amaa!! Bak ne güzel, yine düşünmeye başladın. Biraz daha zorlayalım mı o varlığına inandığımız ama kullanmadıkça bize yük olan kutsal emaneti? Dur hemen heyheylenme! Dedim ya BEN le kavga ediyorum. Yaa ne uzattın amaa! Ben uzatmadım bay varlık, hayat kısa ondan. Tamam tamam söylüyorum, patlama hemen. Suçlu kim demiştin? Bize aynada kalbimizi göstermeyen aklımız. Çare ne demiştin? “BEN i öldür, bu mevsim(ölüm) değişsin. Şeyy sen ama senn…. Hiç bana öyle bakma! Aklım olsaydı bunları yazamazdım….
Yazan: Metin Zengin
Kaynak: https://masaloku.com.tdeneme
submitted by masalokucomtr to u/masalokucomtr [link] [comments]


2019.11.03 15:39 masalokucomtr Güzel Sözler

Güzel Sözler
https://preview.redd.it/mkv5cd5hghw31.jpg?width=720&format=pjpg&auto=webp&s=b03bd215c4d69a29fc8d6c7dae1bbab56a766845
Beni aradığın vakit değil, anladığın vakit bulursun. Metin Zengin
Dünyadaki her şeye sahip olabilirsin ama bir çocuk kadar mutlu olamazsın. Metin Zengin
Zaten yalnızlığımızın sebebi kitaplardaki kahramanları semtimizde, mahallemizde bulamayaşımız değil miydi? Sabahattin Ali
Aklım ve kalbim der ki; yalana, yanlışa, zalime, zorbaya, harama minnet edeceğine nemrutların senin için hazırlamış olduğu dünyanın en büyük ateşine atılman daha iyidir. Metin Zengin
Bu kadar güzel hayaller varken hiçbir gerçeğinize inanmıyorum. Metin Zengin
Hayal deyip geçmeyin, yaşadığınız bütün gerçekler hayallerin sönük yansımasıdır,daha. Metin Zengin
Aşkta düstur vardır, aşkta aşkı yaratan Allah vardır. Metin Zengin
Allah, dedikten sonra kulun meziyetlerinden bahsetmeye lüzum yoktur. Metin Zengin
Birisi sana karşı bastığın toprak olursa, sen de ona karşı toprağın bağrındaki su ol. Çünkü gerçek ilim tevazudur. Metin Zengin
Samimiyet olsun, varsın bütün yanlışlar benim olsun. Metin Zengin
Samimiyetine inanmadığım biriyle sıcak çayı bile soğuk içerim. Metin Zengin
Hiç kimse üstün değildir. Hiç kimse aşağı değildir. Fakat kimse eşit de değildir. İnsanlar yalnızca eşsizdir, karşılaştırılamaz. Osho
Bu nasıl bir hikaye? Tokken acıktım, varken yoktum. Suya bakar, susarım yine de. Metin Zengin
Sadece yüreğimden taşanları yazabildim. Yüreğimdekileri yazacak bir güce sahip değilim. Metin Zengin
İnsan en çok konuşurken susarmış. Çünkü herkes asıl söylemesi gerekenleri saklamak için konuşur. Metin Zengin
Sessiz insanlar gürültülü bir zihine sahiptirler. Stephen King
Hiçbir zorluk iki kolaylığa galip gelemez. HZ. Muhammed(sav)
Seni öldürmeye gelen sen de dirilsin. Hz. Muhammed(sav)
Değeri ne olursa olsun, eğer dünya malı için kalp kırıyorsan iyi değilsin. Metin Zengin
Beni ağlatan dünya, ağlayacak zaman bırakmadı bana. Metin Zengin
Bir deli, bir akıllıdan korkmaz ama o da deliyse sopasını saklar. 🙂 Metin Zengin
Ayağımın altında dünya, üstümde masmavi gökyüzü, önümde sonsuz hayallerim… Ben dünya için gelmedim, dünyaya. Metin Zengin
Beni bir şeyi seçmek zorunda bırakırsanız, yalnızlığı seçerim. Metin Zengin
Papağana sormuşlar, neden gagan eğri? O da demiş, neden gagan eğri? 🙂 Anonim
Bazı insanları görüyorum, dertleri var diye darmadağın. Ya insan biraz dertli toplu olur. 🙂 Metin Zengin
Yaşadınız bitti. Başka hakkınız yok. Niye bu kadar yanlış? Metin Zengin
İnsan; et, kemik ve şiirden oluşur. Metin Zengin
Bu ne telaş, bu ne kaygı? Ölüm bile sakinleştiremiyor. Metin Zengin
Yüreği güzel insanlar ağladığında gözyaşları yağmur, gözleri de güneş olur. Metin Zengin
Gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk, hiçbir yere gitmiyor. Edip Cansever
İnsan, evrende gövdesi kadar değil, yüreği kadar yer kaplar. Yaşar Kemal
Her şeyi bilen insanı değil de, ne bilmediğini bilen insanı başka severim. Metin Zengin
Eğer bir eşek sana anırırsa, sen de ona dönüp anırma. Anonim
Kar taneleri ne güzel anlatıyor, birbirlerine zarar vermeden de yol almanın mümkün olduğunu. Mevlana
İnsan başkasına yardım etmediği sürece yapayalnızdır. Erich Fromm
Anlarsa, uzağım yakınımdır; anlamazsa, yakınım uzağımdır. Erzurumlu İbrahim Hakkı
Gerçekleşmezse bile aklıma her geldiğinde beni mutlu edecek bir hayalim var. Metin Zengin
Akşamı geç saydık, sabahı erken, hele şu bulutlar dağılsın derken yollara kar yağdı, yine geç kaldık. Abdurrahim Karakoç
Ekmeği paylaşmak, ekmekten daha lezzetlidir. Necip Fazıl Kısakürek
Ayna benim en iyi arkadaşımdır. Çünkü ben ağlarken asla o gülmez. Charlie Chaplin
…bu düzen size insanlığınızı unutturacak. Edip Cansever
İki tane tanrı vardır: Biri bizi yaratan, öteki de bizim yarattığımız. Aamir Khan
Eğer görseydim, ben de sizin gibi kör olurdum. Sizin gibi toprağa basar, geçerdim. Aşık Veysel
Kelime çok, anlayan az. Yasa çok, adalet az. Geveze çok, konuşan az. Yürüyen çok, ilerleyen az. Yanan çok, pişen az. Anonim
Aşk, kör etmez. Kör oluyorsan o nefsindir. Metin Zengin
Yalnızlık Allah a mahsustur. Yalnız ona gideceğiz, bu yüzden. Metin Zengin
Kanatları varmış kalbin. Sevince uçar, sevilmeyince göçermiş. Cahit Zarifoğlu
Lütfen, yalvarıyorum gidin televizyonunuzu çöpe atın ve boşalan yere güzel bir kütüphane kurun. Roald Dahl
Derdim yüreğimde. Eller ne bilsin… Aşık Veysel
Çocuklara daha iyi bir dünya bırakmak yerine, dünyaya daha iyi çocuklar bırakırsanız, sorun kendiliğinden çözülecek aslında. Aziz Nesin
Mağlubiyettir aşk. Bir selamına bile yenilirsin. Sezen Aksu
Kimseden daha iyi olmadığınızı anlayacak kadar mütevazi, herkesten farklı olduğunuzu kavrayacak kadar bilge olun. İbn Rüşd
Gökyüzüne aşık olanın kalbini dünya kirletemez. Metin Zengin
Kaynak: https://masaloku.com.tguzel-sozler
submitted by masalokucomtr to u/masalokucomtr [link] [comments]


2019.11.01 16:53 okuryusuf Nofap üzerine aforizmalar(Bunu kesinlikle oku)

Şunu kabul etmek gerekir ki, cinsellik bir ihtiyaçtır. bu ihtiyaca direnmek normal değildir. cinsel ihtiyaç kendini çocukken dahi gösterir ve ne yaptığını bilmeden mastürbasyon yapan çocuklar da vardır. hatta mastürbasyon hayvanlarda dahi görülebilmektedir. sonuç olarak doğada vardır.
doğa her zaman kazanır. bu sebeple nofap(mastürbasyona hayır) hareketini kısır döngüye yol açması kaçınılmazdır. doğa ile doğal yollarla baş edilir. o halde neden fütursuzca ve hatta hunharca sevişmiyorsunuz?!
düzenli cinsel hayat her insan için gereklidir. 30 yaşında bir adam nofap yapıyorsa sıkıntı vardır. bu sorunun asıl sebebi porno filmler ve o filmlerin güzel/yakışıklı oyuncuları olduğu için, kişi sosyal hayatta hiçbir kadını/erkeği beğenmiyor. haliyle de aşık olabileceği gerçekçi bir kadın/erkek profili zihninde yok. hayalinde oluşturduğu realist bir prototip olmayınca sevgili yok, parası olmayınca escort yok, işi olmayınca evlilik yok. nasıl rahatlayacak o adam/kadın? bir eli var; onunla da tabii ki mastürbasyon yapacak.
esasen kişiye kendini kötü hissettiren kesinlikle mastürbasyon değil, pornodur. porno ile yapılan fap sonrasında pişmanlık, mutsuzluk ve asosyallik olabilir. bunun da iki sebebi vardır: vicdan ve erken boşalma!
tavsiyeler: 1. evli değilseniz veya karşı cinsle birlikte yaşamıyorsanız, porno izlemeden yapacak olduğunuz fap(mastürbasyon) için vicdan yapmayacaksınız. zira tanrı insanları böyle yarattı. insanlar sevişir, sevişemeyenler mastürbasyon yapar ve cinsel ihtiyacını karşılar. bu kadar.
--- mastürbasyon yapmadığını iddia eden yalancılara ---
-höcöm bön möstörbösyön yöpmöyöröm! +o halde sen rüyalanma yoluyla bilmeden yatağını/yastığını/yorganı tikiyorsun da, hala durumu kabullenememişsin. mastürbasyon yapmak için elini kullanmana gerek yoktur; başka araçlar da kullanılabilir. rüya ile de olsa, uykunda bir şeylere sürtünerek fap yapıyorsun.
-rüyö'do görmöyöröm kö bön! +o halde maalesef aseksüelsin. bu da bir hastalık! senin adına üzüldüm. ama istersen aldır gitsin, boşuna yük yapmasın!
--- mastürbasyon yapmadığını iddia eden yalancılara ---
  1. fap bağımlılığının nedeni erken boşalmadır ve bunun sebebi de porno izlerken küçücük bir eforla mutlu sona ulaşmanızdır. yapmanız gereken rahatlamak için kullandığınız yolu değiştirmektir. şöyle ki, rahatlama aracı olarak fimleri değil; sevgilinizin, sevdiğinizin veya beğendiğiniz bir mankenin resimlerine bakarak mastürbasyon yapmak. kesinlikle denemelisiniz! aracı değiştirip yeni yolu ilke edinmelisiniz.
  2. fap süresi çok önemlidir! 10 dakikadan uzun süren ve hatta 15-20 dakikaya uzanan bir mastürbasyon süresi normal bir insanın gerektiği gibi tatmin olmasını sağlar. bundan daha kısa süren bir mastürbasyon değil!
ancak porno ile yapılan fap'te filmin sonunu çoğu insan göremez. iki, üç, beş dakika gibi çok kısa sürelerde tatmin olan kişi bir daha boşalmak istemesi kaçınılmazdır. doğal boşalma sürelerinden çok daha önce boşaldığınız için bir daha, ardından bir daha ve belki sonra bir daha...
çünkü kolayca zirveye ulaşmak dopamin değersizleşmesini de beraberinde getiriyor!
resme bakarak 15 dk'da yalnızca bir kere zirveye ulaşarak sonlandırılan fap; porno film izleyerek 3-5 dakikada bitirilmiş fap'in faydasının ya da dopamin değerinin en az 3 katı kadardır. kısaca 3 bronz ancak 1 altına eşittir
  1. filmler yüzünden kendinizi erken boşalmaya programlamış olabilirsiniz. resimlere bakarak yapmayı denemek kontrolünüzü artıracaktır. yine de boşalacak gibi olursanız, durun. 5-10-15 saniye ara verip devam edebilirsiniz. isterseniz dakika tutun ve 10 dakikayı bu yöntemle tamamlayın. mesela ilk hedef en az 10 dakika olsun.
  2. kendinize zulüm etmeyin. endişelenmeyin, 60 yaşında zaten cinsel enerjinizi kaybedeceksiniz. yeter ki pornoyu resim/hayal gücü ile bırakma gayretini gösterin, mastürbasyon kendiliğinden azalacaktır zaten; ama asla kendinizi tatmin etme ihtiyacınız yok olmayacaktır.
elbette vücutta dopamin depolanmıyor. cinsel ihtiyacın kolayca karşılanması ile dopamin fazlalığı oluşması şizofreni ve paranoya etkilerine yol açtığı için yersiz korkular, endişeler beyninize üşüşebilir. öyleyse haliniz mantara bağlar. insanlardan kaçmak, özellikle karşı cinsten soğuma, utanma ve benzeri etkilere de yol açar.
ben aşık olamıyorum demeyin. aslında çirkin kadın/erkek yoktur, fazla mastürbasyon vardır
submitted by okuryusuf to KGBTR [link] [comments]


2019.09.15 07:58 medyumasor Kadını kendine bağlama büyüsü

Erkekler için her zaman en önemli konulardan biri olan sevdikleri bayanlar ile mutlu olma ve aynı zamanda kendileri ile mutlu bir ömür geçirme konusu kimi zaman gerçek olmadığı için insanları üzebilmektedir. Özellikle ellerinden geleni yapmalarına rağmen bir türlü istedikleri sonucu alamayan insanlar kendilerini üzdükleri kadar aynı zamanda çevrelerinde ki kişileri de üzebilmektedirler. Bu gibi sorunlar yaşayan kişiler genellikle deneyimli medyumların yapabildikleri ve kalıcı sonuçları ile dikkatleri çekmekte olan kadını kendine bağlama büyüsü işlemlerini denemek istemektedirler. Bu işlemler son derece önemli sonuçları olan ve aynı zamanda insanların düşüncelerini kolay bir şekilde kontrol altına alabilen işlemlerdir. Bu sebeple medyumlar bu işlemler hakkında çok sık talep almaktadırlar. Günümüzde birçok kişi bu tarz işlemler ile sevdikleri insanların kendilerine aşık olmalarını ve eskisinden çok daha bağlı hale gelmelerini sağlamaktadırlar.
Yüzlerce yıldan bu yana var olan bu işlemler hakkında araştırma yapan kişiler özellikle risk içermemesi ve aynı zamanda insanları fiziki anlamda emek vermekten kurtarması sebebi ile bu işlemleri denemekte bir sakınca görmemektedirler. Bilindiği gibi günümüzde medyumluk işlemleri hakkında insanların beklentilerini karşılayacak yeterliliğe sahip olan çok az sayıda medyum bulunmaktadır. Bu meslek hakkında kendilerini geliştiren ve aynı zamanda her zaman için insanların birbirlerine önerdikleri isimler olan medyumların seçilmesi her zaman kısa zaman içinde sonuç alabilmek için çok önemlidir. Birçok medyum için kolay olan bu işlemler aynı zamanda insanların da çok hızlı bir şekilde sonuç almak istedikleri işlemlerdir. Doğal olarak kötü niyetli olan birçok sahte medyum insanların bu çaresizliklerini kullanarak kurdukları tuzaklar ile kısa zaman içinde insanlara çok ciddi sorunlar yaşatabilmektedirler.
Kadını kendine bağlama büyüsü yapılacağı zaman en çok kullanılan tekniklerin başında muskalar gelmektedir. Bu muskaların hazırlanmasında özellikle insanların isimlerinin de yazılan duaların yanına eklenmesi gerekmektedir. Aynı zamanda muskaların içinde yer alan tüm duaların belli bir düzen ve sistem ile okunmaya devam etmesi de gerekebilmektedir. Bu sayede ortaya çıkacak olan enerjiler direk olarak o kişileri etki altına alabildiği gibi aynı zamanda insanlara kesinlikle zarar vermemektedir. Bunun yanında etki altına giren kişilerin kesinlikle bu enerjilerin fakrına varamamaları da bu işlemleri denemek isteyen kişilerin herhangi bir şüphe duymamalarına neden olmaktadır. Genellikle 1 veya 2 hafta gibi bir süre içinde sonuç vermekte olan bu işlemler de insanların düşünceleri kalıcı olarak değişmektedir. Bu sayede erkekler sevdikleri bayanlar ile çok uzun zaman boyunca istedikleri gibi mutlu birliktelikler yaşayabilmektedirler.
Birçok erkeğin her zaman hayal ettiği gibi mutlu birliktelikler yaşamalarını sağlamış olan kadını kendine bağlama büyüsü işlemleri sayesinde artık erkekler çok ciddi sorunlar yaşamadan sevdikleri bayanları kendilerine aşık edebilmekte ve bunu çok basit nesneler ile yapabilmektedirler. Bu tarz bir işlem yapılacağı zaman öncelikle ortaya çıkacak olan enerjilerin doğru bir şekilde yönetilebilmesi gerekmektedir. Özellikle çok uzakta olan insanların dahi kısa zaman içinde kontrol altına alınabildiği bu işlemlerden sonra insanların kesinlikle zarar görmemeleri gerekmektedir. Bunu ancak çok deneyimli ve çok güvenilir medyumlar sağlayabilmektedir. Yüzlerce yıllık bir geçmişe sahip olan bu işlemler de istenen sonuçlar genellikle kullanılan tekniklere ve insanların sahip oldukları kişisel enerjilere bağlı olabilmektedir. Ancak her ne olursa olsun risk almak istemeyen kişiler kesinlikle seçtikleri medyumların deneyimli ve bu işlemler hakkında başarılı kişiler olduklarını bilmelidirler. Doğal olarak bundan emin olabilmek için çok ciddi bir şekilde araştırma yapmak gerekmektedir.
submitted by medyumasor to u/medyumasor [link] [comments]


2019.06.24 09:44 Haberekspresi Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde Hipokrat Andı töreni

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde Hipokrat Andı töreni
https://preview.redd.it/k9yrhs22e9631.jpg?width=1200&format=pjpg&auto=webp&s=6606f8dd48ff6d4913748baaff6c8fe1afe9a987

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde Hipokrat Andı töreni

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi 2018-2019 akademik yılı mezuniyet töreni Bornova Aşık Veysel Rekreasyon Alanı Amfi Tiyatroda gerçekleştirildi. Düzenlenen törende ‘Hipokrat Andı’ ile mesleğe adım atan 396 genç hekim ve aileleri coşkuyu hep birlikte yaşadı.
Törene, Ege Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Kutsal Turhan, İzmir Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Funda Barlık Obuz, Kızılay Bornova Şube Başkanı Cemil Kurkut, 57. Topçu Tugay Komutanı Tuğgeneral Sebahattin Türker, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Cemil Gürgün, Başhekim Prof. Dr. Tuncay Göksel, dekan ve başhekim yardımcıları, akademisyenler, öğrenciler ve aileleri katıldı.
Törende mezun olan hekimlere seslenen Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Kutsal Turhan, tıp eğitiminin usta-çırak ilişkisi ile gerçekleştiğini belirterek ‘‘Usta kime denir dendiğinde; cevabı bellidir.‘Kendisini yetiştiren ustayı geçene ve kendisini geçecek ustalar yetiştirene usta denir.’ O yüzden bizim kendimize usta diyebilmemiz için sizlerin bizleri geçmesi gerekir. Sizleri bu inançla yetiştirip bugünlere getirdikleri için tüm hocalarımıza ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Sevgili genç arkadaşlarım; bu ülkenin aydın insanları olarak hepimizin sorumluluğu çok büyük. Bizler büyük önder Atatürk’ün bu ülkeyi emanet ettiği gençleriz. Onun dediği gibi, hepimiz için, ama özellikle de biz bilim insanları için hayatta gerçek yol gösterici ilimdir, fendir. Yine Atatürk’ün dediği gibi; ‘Çalışmadan, yorulmadan ve üretmeden rahat yaşamak isteyen toplumlar; önce haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkûmdurlar’ Elbette bunu söylemek ve buna inanmak önemlidir, ama asıl önemlisi bunun gereğini yapmaktır. Bunun gereği de her zaman, durmadan, yorulmadan çalışmaktır, okumaktır, üretmektir, sorgulamaktır, eleştirilmekten korkmamaktır, birey olabilmektir ve her zaman fikri hür vicdanı hür irfanı hür insanlar olmaktır ve öyle insanların yetişmesini sağlamaktır ’’ diye konuştu.
Türkiye’nin en önemli sorunlarından birinin eğitim olduğunu ifade eden Prof. Dr. Turhan, ‘‘Sizler bir yandan mesleğinizde başarılı olmak için çok çalışırken, toplumsal sorunlarımıza, bölgemizdeki, ülkemizdeki ve dünyadaki gelişmelere de duyarsız kalmayın. Bu ülkeyi çağdaş ve gelişmiş ülkeler seviyesine çıkarmak için gayret etmek en başta sizler gibi bu ülkenin geleceği olan aydın gençlerin görevidir. Sevginiz, umudunuz ve yaratıcılığınız hep sürsün. Sizleri çok seviyoruz. Yolunuz açık ve aydınlık olsun’’ şeklinde konuştu.
“Ege Üniversitesi artık bir marka olmuştur”
Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Cemil Gürgün ise “Bugün, burada bizlerin ve sizlerin gurur duyacağı birçok neden var. Türkiye’nin incisi İzmir’de, Ülkemizin en güzide üniversitelerinden birisi olan Ege Üniversitesi’nden mezun olmak büyük bir şans ve ayrıcalıktır. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi bir markadır. Sizler 64 yıllık köklü bir geleneğin içinde yetişen en genç fidanlarımızsınız. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi ailesini böylesine önemli ve değerli bir konuma getiren yöneticilerimize, sizleri yetiştiren tüm öğretim üyelerimize, sizin gibi başarılı evlatları fakültemize kazandıran değerli ailelerinize minnettarlığımızı ve teşekkürlerimizi sunuyorum. Sizleri de en içten dileklerimle kutluyorum’’ dedi.
EÜ Tıp Fakültesinin, Türkiye’nin kaliteli tıp eğitimi veren kurumlar arasına yerini aldığını belirten Prof. Dr. Gürgün ‘‘ Fakültemizin kalitesi ikinci kez onaylanarak 2023 yılına kadar da belgelendi. Tıp Eğitimimiz, yurt dışında da örnek model olarak bilinmektedir. Öyle ki bu yıl Azerbaycan Hükümeti, tıp eğitimimizin bir benzerinin ülkelerinde kurulması için Ege Üniversitesinden istekte bulunmuştur. Buna benzer projelerimiz de devam etmektedir, edecektir. Bu süreçte büyük bir özveri ile çalışan öğretim üyelerimize de ayrıca teşekkürlerimi borç bilirim” dedi.
“Sizler sadece hekim değilsiniz”
Genç hekimlere seslenen Prof. Dr. Cemil Gürgün şöyle konuştu: “İyi hekimlik adına bütün bu temel ögeleri kazandırdığımıza inandığımız sizleri artık iyi birer hekim olarak uğurluyoruz.Bu değerli mesleğe, yüce hekimlik mesleğine bugün, bu dakika ilk adımlarınızı atıyorsunuz. Vatan bayrağının dalgalandığı her yerde, mesleğinizi layıkıyla yapacağınızdan ve Ege Üniversitesinden mezun olmanın gururuyla bizleri en güzel şekilde temsil edeceğinizden hiç kuşkumuz yoktur. İşte Ege’li birer doktor olarak sizlere kazandırmaya çalıştığımız bu özellikleri tüm meslek yaşantınızda uygulayabilmenizi yürekten diliyoruz. Unutmayın. En mutlu insanlar, mutlaka her şeyin en iyisine sahip olanlar değil, sahip olduklarını en iyi şekilde kullananlardır’’ diye konuştu.
  1. Dönem Birincisi Dr. Güzide Kofalı da dönem arkadaşları adına tüm eğitim sürecini değerlendiren bir konuşma yaptı. Konuşmasında eğitim yaşamı süresine yaşadıkları sıkıntıları dile getiren Kofalı sözlerini ‘‘ Eğer bir kez daha Tıp Fakültesi okuma şansım olsa yine Ege Üniversitesi Tıp Fakültesini tercih ederim’’ diyerek bitirdi.
Dekan Prof. Dr. Gürgün, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Dönem birincisi Dr. Güzide Kofalı’ya, Prof. Dr. Turhan dönem ikincisi Dr. Kutay Durukan ’a ve Prof. Dr.Sibel Göksel ise dönem üçüncüsü Dr. Beyza Türe’ye plaket ve diplomalarını takdim etti.
Konuşmaların ardından diplomaları verilen öğrenciler, Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Rüçhan Sertöz’ün eşiliğinde ‘Hipokrat Andını’ ederek meslek hayatlarına ilk adımlarını attılar.

haber

submitted by Haberekspresi to u/Haberekspresi [link] [comments]


2019.04.08 18:19 medyumarastiranlar Bağlama büyüsü nedir

Büyülerin etkileri her zaman için insanların ilgilerini bu alana çekmiştir. Bu işlemler insanların günlük hayatta birçok konuda yardım aldıkları ve aynı zamanda kısa zaman içinde sonuç aldıkları işlemlerdir. Bu sebeple medyumlar da sürekli olarak insanlardan farklı konular hakkında talep almaktadırlar. Çok eski bir geçmişi olan bu işlemler hakkında birçok farklı alanda doğru bilgiler bulunabilmektedir. Bu bilgilerin her biri insanlar hangi amaç için kimlerden yardım alacaklarını ve aynı zamanda ne yapmaları gerektiğini kendilerine anlatmaya yetmektedir. Kimi zaman sevdikleri bir kişinin kendilerine aşık olmasını amaçlayan insanlar kimi zaman ise insanlara sıkıntı çektirmek için bu işlemleri kullanılabilmektedir. Örneğin kadını kendine bağlama büyüsü erkeklerin sevdikleri bayanları kendilerine aşık edebilmek için kullandıkları ve çoğu zaman istedikleri sonucu alabildikleri işlemlerdir. Çok eski bir geçmişi olan bu işlemler bugüne kadar birçok erkeğin amacına ulaşmasını sağlamış ve aynı zamanda erkekler bu işlemleri yaparken fiziki olarak emek vemek zorunda kalmamışlardır.

Kısa zaman içinde insanların düşüncelerini kontrol altına alan ve insanların mutlaka istenen şekilde davranmasını sağlayan bu işlemler bugüne kadar birçok kişinin hayallerinin gerçek olmasını sağlamıştır. Bilindiği gibi doğru yapılan bir büyü işlemi her zaman için insanlara çok ciddi yardımlarda bulunabilmektedir. Burada önemli olan insanların doğru medyumlar ile çalışmaları ve doğru kişilerden yardım almalarıdır. Son derece önemli olan bu işlemler günümüzde de sık sık talep almaktadırlar. Bu işlemleri yapan medyumlar özellikle insanların kendierine ait olan eşyalarını kullanarak okudukları dualar ile kısa zaman içinde sonuç alabilmektedirler. Üstelik insanların bu enerjilerin farkına varmamaları ve aynı zamanda kesinlikle zarar görmemeleri de bu işlemlere olan ilginin her zaman çok yüksek olmasına neden olmaktadır. İnsanların birbirlerini sevmelerini amaçlayan bu işlemler özellikle güvenilir medyumlar tarafından yapılmalı ve her zaman en risksiz teknikler kullanılmalıdır.

Kimi zaman çok ileri giden medyumlar çok daha kısa zaman içinde sonuç alabilmek için bu alanda en çok kullanılan tekniklerden biri olan nurani varlıklar ile iletişime geçilen teknikleri kullanabilmektedirler. İsteyen herkesin kullanabileceği bu işlemler genellikle deneyimli medyumların zorlanmadıkları ve aynı zamanda çok kısa zaman içinde sonuç aldıkları işlemlerdir. Şu anda büyü dünyasında en çok talep alan işlemlerden biri olarak gösterilmekte olan kadını kendine bağlama büyüsü işlemleri her zaman için insanların mutlu olmalarını ve birbirlerini sevmelerini amaçlamaktadır. Bu işlemleri denemek isteyen kişiler öncelikle güvenilir bir medyum bulmalı ve aynı zamanda kendilerinin verdikleri bilgilerin dışına çıkmamalıdırlar. Bu işlemlerden sonuç almak için yapılan işlemler kadar aynı zamanda okunan dualar da son derece önemlidir. Bu duaları ne zaman ve nasıl okuyacaklarını bilen tüm medyumlar genellikle kısa zaman içinde sonuç alabilmektedirler. Bu da insanların kısa zaman içinde aradıkları mutluluğu yakalayabilmelerini sağlamaktadır.

İnsanlar her zaman bu işlemlere karşı çok ciddi bir güven duymuşlar ve sürekli olarak medyumların kapılarını çalmışlardır. Özellikle bu alanda kendilerini kanıtlamış olan medyumlar ile çalışmanın çok kısa zaman içinde sonuç almak için en doğru seçim olacağını belirten uzmanlar bu konuda yapılacak olan yanlış seçimlerin de insanlara çok ciddi sorunlar yaşatabileceğini belirtmektedirler. Bugüne kadar yapılan işlemlere bakıldığı zaman genelikle istenen sonuçların alındığı ve aynı zamanda insanların bu işlemlerden zarar görmedikleri görülebilmektedir. Ortaya çıkan enerjileri nasıl kontrol edeceklerini bilen tüm medyumlar için bu işlemler çok basit ve hızlı sonuçlanan işlemlerdir. Bu sebeple insanlar en kısa zaman içinde hayallerine kavuşabilmek için mutlaka kadını kendine bağlama büyüsü işlemleri hakkında ciddi bir araştırma yapmalıdırlar. Örneğin bu işlemleri yapacak olan medyumlar ermeni veya süryani büyüsü tekniklerini kullanırlarsa o zaman ortaya çok daha ciddi sorunlar çıkabilmektedir. Bu sebeple insanlar yardım aldıkları medyumların sahip oldukları özellikleri ve geçmişleri hakkında kesin olarak bilgi sahibi olmalıdırlar.

Yüzlerce yıldan bu yana yapılmakta olan bu işlemler ile sevdikleri bayanları kendilerine aşık etmeyi başarmış olan birçok erkek sürekli olarak bu durumda olan kişilere bu işlemleri kullanmalarını önermektedirler. İnsanların eşyaları dışına aynı zamanda resimleri, şahsi bilgileri veya kendi bedenlerinden alınan saç teli veya tırnakları gibi nesneler ile de yapılabilmektedir. He zaman çok ciddi bir şekilde ilgi çekmiş olan bu işlemlerden sonra düşünceleri ve davranışları tam da istenen şekilde değişmekte olan insanlar özellikle bu duurmun farkına varmadıkları için ortada her hangi bir sıkıntı oluşmamaktadır. Kimi zaman büyülerin etkilerinin kontrolden çıktığı bilinmektedir. Ancak insanlar bu gibi sorunlar yaşamamak için her zaman ne yaptıklarını bilen ve kendilerini kanıtlamış olan medyumlar ile çalışmaları gerektiğini bilmelidirler. Çok riski işlemlerin de yapılabildiği bu alanda bugüne kadar birçok kişi gereksiz risklerin altına girmişler ve beklenmedik şekilde sorunlar yaşamışlardır.

Ellerinden geleni yapmalarına rağmen sevdikleri kişilerin ilgilerini çekemeyen birçok erkek sürekli olarak bu işemler hakkında araştırma yapmakta her zaman için kısa zaman içinde sonuç almak istemektedirler. Bu işlemler her zaman için insanların çok şey bekledikleri ve aradıkları mutlulukları yakalayabilecekleri işlemlerdir. Bu sebeple medyumlar bu işlemler hakkında çok sık bir şekilde işlem yapmaktadırlar. Medyumlar kadını kendine bağlama büyüsü işlemleri hakkında elde ettikleri başarıları sebebi ile sürekli olarak bu işlemler hakkında talep almaktadırlar. Doğru bir şekilde yapılan işlemlerin genellikle insanların amaçlarına ulaştırdığı bilinmektedir. Her zaman sevdikleri kişiler ile mutlu olmak ve hayallerine kısa zaman içinde ulaşabilmek isteyen insanlar bu işlemler hakkında kendilerini kanıtlamış olan bir medyum buldukarı zaman kısa süre içinde amaçlarına ulaşacaklarını da bilmektedirler. Bayanların düşünce dünyalarına çok kısa zaman içinde etki eden ve bu etkiler sırasında kesinlikle bu kişilerin sorun yaşamalarına izin vermeyen bu işlemler de önemli olan doğru teknik ve doğru nesnelerin kullanılmasıdır. Uzmanlarda bu sorunsuz işlemler hakkında kesinlikle risk alınmamasını ve aynı zamanda daha önce denenip sonuç vermiş olan basit tekniklerin kullanılmasını önermektedirler.

Bilindiği gibi insanlar her zaman sevdikleri insanların da kendilerine aynı şekilde karşılık vermesini istemektedirler. Herkes için geçerli olan bu konu özellikle hayatlarını her zaman sevdikleri kişiler ile geçirmek isteyen kişiler için çok daha önemli olmaktadır. Günlük hayatta bu konu hakkında ellerinden geleni yapmalarına rağmen bir türlü sonuç alamayan insanlar çoğunlukla güvenilir bir medyum bularak kendilerinin yapacakları özel işlemleri denemek istemektedirler. Bu alanda yapılacak olan işlemler her zaman için insanların büyük bir güven ile kullandıkları ve aynı zamanda çok güvendikleri işlemlerdir. Manevi enerilerin etkileri ile kısa zaman içinde istedikleri herkesin düşüncelerini kontrol altına alabilmekte olan medyumlar bunu yaparken hem zorlanmamakta hem de insanları da genellikle risk altına atmamaktadırlar. Bu tarz işlemler yapılacağı zaman insanlar genellikle medyumların kendilerine verdikleri bilgiler ile hareket etmeleri gerektiğini bilmektedirler. Aynı zamanda kalıcı sonuçları ile de bilinmekte olan bu işlemler bugüne kadar birçok kişi tarafından kullanıldığı için günümüzde de bu tarz sorunlar yaşayan kişilerin çok güvenerek denedikleri en özel büyü işlemlerinden biridir. Bağlama büyüsü hakkında daha fazla bilgiye gidenigerigetirmebuyusu.com site adresinden ulaşabilir. Medyumlar hakkında detaylı bilgi edinebilirsiniz.
submitted by medyumarastiranlar to u/medyumarastiranlar [link] [comments]


2017.07.09 21:23 Pruswa Türk muhalefetinin eleştirisi

Burada Türk muhalefetinin kendi amaçlarına zarar veren, veya ikiyüzlü, veya düpedüz aptalca hareketleri ve duruşlarından bahsetmek istiyorum. Önünüzde uzun bir yazı var, ondan üşenecekseniz hiç başlamayın.
CHP ile başlayalım. CHP'nin en büyük sorunu ne yaptığının, aynı zamanda ne olduğunun farkında olmaması. Bana çoğu zaman Kılıçdaroğlu'nun CHP'sinin bir stratejisi yokmuş, parti kendini rüzgara bırakıp sürüklenerek bir yere ulaşmaya çabalıyormuş gibi geliyor. Artık CHP de CHP'nin ne partisi olduğunu bilmiyor. Türkiye'nin birleştirici gücü. Takınmaya çalıştığı imaj, herhangi bir AB ülkesinde işe yarayabilecek bir imajken, maalesef Türkiye'de işe yarayabilecek bir imaj değil. Çünkü Orta Doğu halklarında birlik ve beraberlik duygusu, Batı'daki birlik ve beraberlik duygusundan çok daha farklı. Unutmayalım ki, milliyetçilik kavramı Batı kökenlidir. Orta Doğu halkları için vatandaşlık hep ikinci plandadır. Çok sık duyduğumuz bu Sykes-Picot Anlaşması'nın Orta Doğu'yu bir felakete sürüklemiş olduğu muhabbeti çoğunlukla doğrudur. Kendilerini farklı "milletler" olarak gören insanları, aynı sınırlar içerisinde toplayıp, bir bayrak ve bir kimlik altında birleşmelerini beklemek deliliktir. Orta Doğulular önce Müslüman(veya her neyse), ondan sonra ülkelerinin vatandaşıdırlar. Şii Iraklılar ve Sünni Iraklılar birbirlerini aynı milletin parçaları gibi görmezler, aynı şekilde Sünni Suriyeliler ve Nusayri Suriyeliler de kendilerini aynı bütünün parçası olarak görmez. Tipik bir İranlı Fars, olaya "Şii, Sünni, Zerdüşt, Hristiyan; hepimiz İranlıyız" diye bakmaz, "Fars, Azeri, Hazara, Arap; hepimiz Şiiyiz" diye bakar. Bu durum Türkiye'de de böyledir. Halk beraber, birlik olamaz, çünkü dini kimlikler milli bütünlüğün önüne geçer hep. Cumhuriyetin ilanından önce halkın dinlerine göre milletlere ayrıldığını hepimizin hatırlaması gerek; yüzyıllar boyunca bu topraklarda Müslüman Türkler ve Hristiyan Türkler ayrı milletler sayılırken, Müslüman Türkler ve Müslüman Yunanlar aynı milletten sayılıyordu. Orta Doğu halklarına göre ayrı sınırlar, ayrı bayraklar, ayrı hükümetler altında yaşayanlar değil, ayrı dinlere mensup olanlar yabancıdır. Ortalama bir Sünni Türke göre, Alevi bir Türk, Sünni bir Suriyeliden daha yabancıdır. Mezhebi ne olursa olsun, laik Türkler İslamcı Türklere göre yabancıdır, zimmidir, hatta mürteddir. Halkın zaten özünde ayrılmış olduğu bir ülkede CHP nasıl "birleştirici güç" rolünü üstlenebileceğini sanıyor, anlamıyorum. Orta Doğu'da kimlik siyaseti yapmadan bir yere varılamaz; Orta Doğuluların çoğu(siyasi partileri ne olursa olsun) zaten "bizi rahat bırakın da o bize yeter, biz de size dokunmayız o zaman" diye düşünmezler.
CHP'nin "herkesin partisi" olma eforları sadece bir işe yaramamakla kalmıyor, CHP'yi CHP yapan özellikleri de çöpe yolluyor. Daha önce de sordum, yine soruyorum. CHP bu ülkenin ne partisidir? Kamalist partisi midir? Sosyal demokrat partisi midir? Alevici partisi midir? Yoksa ılımlı İslamcı partisi midir? Kılıçdaroğlu sanırım CHP'nin temel oy veren kesiminin—envai çeşit solcu gruba mensup olmuş, yeri geldiğinde din siyaseti yapmış, etnik ayrılıkçılığa sempatiyle yaklaşmış kesimin değil—yani 3+1 evde oturup bir arabaya sahip olan ve siyasi görüşlerini "Atatürkçü" olarak özetleyen memur kesimin, CHP'ye neden oy verdiğini bilmiyor. Yolsuzluk, hırsızlık, baskı, adam kayırma, ona buna kuklalık; bunlar tabi ki de kötü şeyler, ve ortadan kaldırılmaları gerek. Fakat bunlara karşı olan nefret hiçbir CHP oy vereninin CHP oy vereni olmasının ana sebebi değil. CHP oy verenlerinin çoğu için bir şeyi temsil eder: Laiklik. Kılıçdaroğlu bunun bizim için olan önemini anlamıyor. CHP laiklik ilkesini gözden çıkarırsa, CHP'yi at gitsin zaten. Oy vereninin ne kadar büyük bir bölümünün böyle düşündüğünü bilmiyor. Açıkçası bunun için suçlanacak tek kişi de o değil, çünkü bahsettiğim kesimde bir partizanlık zaten yok. Kılıçdaroğlu'nun çevresi solcu, laikliği ikinci planda tutan, ana hedeflerini "insan hakları,eşitlik, barış, halkların kertenkelelelölöl" diye özetleyen tiplerle sarılı. Tabi ki de bu kişiler siyasal İslamcılara tercih edilebilir insanlar, fakat Kılıçdaroğlu bunların etkisinde kalarak CHP'nin laiklik ilkesinin ne kadar ciddiye alındığını göremiyor, ve laiklikten taviz vererek genel halkın sevgisini kazanmaya çalışıyor. Bu sadece CHP'yi CHP yapan bir özelliğin tarihe karışmasına sebep olmuyor, aynı zamanda işe de yaramıyor arkadaşlar. Bu çok basit bir denklem. AKP'nin ılımlı versiyonu olarak gözükerek, AKP'ye aşık bir toplumun sevgisini kazanamazsınız. "X" Türk milleti, "Y" de REİS olsun. Eğer X Y'yi seviyorsa, X'in sevgisini kazanmak için Y.2 olmanız gerekir, Y/2 değil. Şu anda Rusya'yla aşağı yukarı iyi geçinen REİS çıkıp bi de Putin'e posta koysa halkın sevgisini daha da kazanmaz mı? Kazanır. REİS özünü, esansını bir şahıs ne kadar çok benimserse, o insan Türk milleti tarafından o kadar çok sevilir. Matematiğim hiçbir zaman iyi olmadı ama ben bile bunu kafamda kurabiliyorsam, Kılıçdaroğlu kesinlikle kurmalı.
Partiyi geçtik, bi de oy verene gelelim. Bana kalırsa CHP oy vereni dört ana gruba bölünüyor; ulusalcılar, sosyal demokratlar, liberaller, ve apolitik Aleviler. Bu gruplar da kendi aralarında alt gruplara bölünüyor.
Her şeyden önce ulusalcı tayfanın beni büyük bir hayal kırıklığına uğrattığını söylemek istiyorum. İdeolojilerine dine bağlı gibi bağlı, bir takım fikirleri kayıtsız şartsız kabul etmeye dayalı bir grup olup çıkmışlar. Kamal'in ilahlaştırılmaya Menderes döneminde başladığının farkında değiller, yüz yıl önce yaşamış bir şahsın sünnetini oluşturmanın ne kadar gerici bir şey olduğunun hiç farkında değiller. Kendi vaktinde—bir çok danışmanının karşı çıkmasına rağmen—halkın aklına gelemeyecek yenilikler yapmış, kutsal gördükleri hilafeti yıkmış, başlarının üstünde tuttukları hocaları asmış, giydikleri kıyafetleri bile değiştirmiş Kamal'in en büyük özelliğinin ilericilik olduğunu hala çıkaramamışlar. Kamalistler sahip oldukları ideolojinin son yüzyıldan kaldığını ve ileri taşınması gerektiğini asla kabullenemiyorlar, Kamal bugün yaşasaydı ve takipçilerinin hala yüz yıl önceden geldiğini görseydi geçireceği travmayı hayal edemiyorlar. Aynı şekilde Kamal'in ikinci en büyük özelliğinin de pragmatizm olduğunu da bilmiyorlar. Kurtuluş Savaşı'nda savaşanların hepsini herhalde kendileri gibi laik, kültürel olarak Batılı insanlar sanıyorlar; halbuki büyük bir bölümü Kamal'in ileride yıkacağı hilafeti korumak için kendilerini ölüme atmış İslamcılar. Adam kendisi için savaşmış bir çok asker, siyasetçi, ve din adamını savaştan sonra temizliyor; vakti geldiğinde onlarla pragmatik bir ilişki kuruyor ve kullanma tarihleri dolunca da onlardan kurtuluyor. SSCB'den sayısız yardım alıyor; silah, cephane, para, her neyse. Savaş bitince onlara da siktiri çekiyor. Bu adamın askeri olduğunu iddia edenler bugün gelmiş "Ea orada HDP'liler var yav ben gitmem oraya" diye mızmızlanıyor. CHP'nin ülkede HDP dışında hiçbir müttefiği kalmamışken, HDP'li vekillerin içeri alınmasını alkışlıyor. Adamlara sorsan CHP batsın, yok edilsin, içeri alınsın, ülkede laiklik kalmasın; yeter ki HDP de bitsin. "Atam" dedikleri adamın nasıl bir pragmatist, nasıl bir stratejik deha olduğunu bilmiyorlar. Tabi onları da suçlamamak lazım; müfredata göre sırf iman gücüyle kovduk zaten düşmanı.
Bi de bunların arasında yollarını şaşırmış çomarlar da var. Yine laikliği ikinci planda tutanlar. Birinci planda tuttukları şey neymiş? Anti-emperyalizm. Emperyalizm hiçbirimizin hoşlanmadığı ve sonu gelmesi gereken bir şey, fakat bana sorarsanız dıştan gelen emperyalizm ve içten gelen emperyalizm arasında pek bir fark yok. Ha dış bir güç bizi sömürgeleştirmiş, ha bizi zimmi olarak görenler bizi ikinci sınıf vatandaş haline getirmiş; aradaki fark nedir? Fakat Perinçek ve tayfasına göre aradaki fark çok büyük... çok büyük, ve aynı zamanda Batı emperyalizmi kötü ama Rus emperyalizmi süper. Çoğu zaman FETÖ ABD için neyse, Perinçek de Rusya için oymuş gibi geliyor. Laik kesimin çoğunun benimsediği "REİS'i sevmesek de Gülen'e karşı destekleyelim" düşüncesini, "REİS'i sevmesek de Gülen var ondan REİS'i destekleyelim" haline getirmişler. Benim de katıldığım "REİS'e her konuda karşı çıkalım ama Gülen konusu ayrı, o konuda REİS'in arkasındayız" düşüncesine katılıyor gibi değiller, daha çok "Gülen diye bir şahıs var ondan her konuda REİS'in arkasındayız" diye düşünüyorlar. İdeoloji üzerinden değil de vatan-millet-Sakarya üzerinden siyaset yapmaya çalışırsanız sizden bir bok olmaz, buraya yazıyorum. Bu parti oyların %0,25'ini almış olsa bile, düşünce tarzlarının fazla yaygınlaştığını hissediyorum. Bu tehlikelidir. Türkiye'nin başındaki güç, bu ülkenin üzerine kurulduğu idealleri yerlerde sürüklerse, o zaten emperyalizmdir arkadaşlar.
Sosyal demokratlara ve diğer solculara geçelim. Bunlar genelde daha aklı başında, ama gerçekle son derece arası kopmuş bir kesimleri var bunların. Hala, hala, ve hala "A-a-ama ikna odalarıı..." diye takılan bir grup var. Artık bunlara ne diyeceğimi ben de pek bilmiyorum. Hala Dersim edebiyatı yapan var. Herhalde 20. Yüzyıl'da, medeniyetin beşiği olan topraklarda kalkıp Game of Thrones LARP'ı oynamaya çalışan aşiretlere gökten bomba değil de çiçek yağmasını falan bekliyorlardı. Kabilecilik iyi bir şey değil. Bu kadar basit bir şeyi oturup niye tartışıyoruz hala, anlamıyorum. Hiç merak etmiyorlar mı acaba bu hocalar, alimler zart zurt niye asılmış? Adam ciddi ciddi Selanikli Kamal geldi, fesleri beğenmedi, ondan milleti astı kesti sanıyor. Bu arkadaşlar keşke gidip mazlum Anadolu halkının Kamal'in xulümü gelmeden önceki haliyle bir konuşabilse, onlara feminizm ve ateizmden bahsedebilse. CHP'ye ülkede en çok oy veren üç yerden biri Ardahan'da bir ilçe, ikisi Hatay'da iki ilçe. Doğuda CHP'nin 0en çok oy aldığı ilçe Tunceli; Kamal'in bombalattığı, çay isteyip kola almış Tunceli. Bu yerler le elit kesim mi? Bu yerler çok mu liberal? Neden CHP'ye oy veriyorlar sizce? Geçmişte mazlum Anadolu halkı tarafından kıtır kıtır doğrandıkları için olabilir mi?
Sola gittikçe de yanılgılar artıyor. Bazı adamlar hala sanıyor ki ülkedeki laik kesimi işçiler, çiftçiler, bilmem ne temsil ediyor. Bu arkadaşların yaşadıkları paralel evrende AKP'liler "elit", zengin. Gidip tipik bir mavi yakalı çalışana REİS'i kötüleyin, bakalım olay yerini götünüzde kürekle mi tornavidayla mı terk ediyorsunuz.
"Biz okumuş insanlarız diyorlar. Biz sanatçıyız diyorlar, biz yazarız, biz sermayedarız, biz imtiyazlıyız diyorlar. Biz her şeyi biliriz, biz her şeyden anlarız diyorlar. Bizim oyumuzla Kayseri'deki Ahmet'in, Mehmet'i, çobanın oyu bir olmaz diyorlar... On yıllar boyunca bunlar Boğaz'a karşı viskilerini içtiler, Çankaya'da sefalarını sürdüler."
-Recep Tayyip "REİS" Erdoğan
Bakın bu bir gerçektir. Ülkenin laik kesimi budur. Ha istisnalar olabilir; koyu laikçi kasketli dayılar gerçekten de mevcuttur, veya babası yandaş bir firmanın sahibi alfa AKP'liler bulunabilir, ama yapılan her anket CHP'lilerin bu ülkenin en zengin kesimi olduğunu, gelir düzeyi azaldıkça AKP oylarının arttığını kanıtlıyor. Ve bu kötü bir şey değil. Çalışıp para kazanmak, akraba ilişkisi mahsulü olmamak, "elit" olmak; bunlar iyi şeyler. Uğruna çabaladığınız işçiler, emekçiler sapına kadar REİSçi. Neden olmasınlar ki? Açlıktan ağzı kokan, anasının dizi dışında bir dişiye dokunmamış adam "kızlı erkekli" ortamları gördükçe kuduruyor, çıldırıyor. Bahsettiğiniz kesim sosyal özgürlüğü sevmiyor, çünkü zaten ondan faydalanamıyor ki. Bende olmayan kimsede olmasın mantığıyla gidip basıyor oyu REİS'e. REİS yol yapıyor, köprü yapıyor, demir yolu, hava alanı, liman, her neyse. Bu adamlar neden şimdi REİS'e oy vermesin? REİS onlara materyal sunuyor materyal; elle tutulan şeyler sunuyor. Fikirleri, ideolojileri yiyemezsiniz, üstlerinde gezemezsiniz, içlerine binip uçamazsınız. Hayatının amacı sadece hayatta kalmak olan bu adamlar neden REİSçi olmasın soruyorum size? Ve maalesef bu halde olmalarının da tek sorumlusu kendileri. Benim ailemde de buram buram çorap kokan yerlerde doğup, iki üniversite bitirip kendilerini kurtaran insanlar var. Yapan nasıl yapıyor? Açıklayayım size, geri zekalı olmayarak yapıyor. Durum bu. Bu adamların çoğu oldukları haldeler çünkü mayaları onu götürüyor.
Bunlar militarizme karşıdır, bunlar milliyetçiliğe karşıdır, bunlar doğal seleksiyona karşıdır. Ee? Nasıl bir şeyleri değiştireceksiniz sayın solcular? Sizin sevip desteklediğiniz adamlar sizden tiksinir, sizinle en azından sosyal açıdan aynı görüşlere sahip olanları da siz sevmezsiniz. İnsanlık onuru kazanacak hede hödö. Nasıl kazanacak? Altın yürekli çocuklar görüyorum hep, kafaları da az çok çalışıyor, ama harcanmışlar. Beyinleri insan oğlunun aslında özünde iyi olduğuna ve bir gün hepimizin el ele tutuşup kırlarda çember kuracağımıza inanmak üzere yıkanmış. Oysa insan bir hayvandır; yemek için çalmaya, üremek için tecavüz etmeye, tehdit görünce de öldürmeye programlıdır. Bizi bunlardan alı koyan tek şey aklımızdır, düşüncelerimiz üzerine düşünebilmemizdir. Fakat maalesef uğuruna saçlarınızı süpürge ettiğiniz, kahvaltıda ekmek arası çay yiyen bu adamların çoğu bu yetiden yoksundur, diğer hayvanlardan çok da farklı değildir, sadece daha medeni insanlar bunları medeni olmaya zorladıkları için medeni taklidi yaparlar. Tekrar ve tekrar ve tekrar ve tekrar söylüyorum; bunlar katiyyen eğitilmezlerdir. Lütfen sizden nefret eden bu insanlar uğruna edebiyat yapmaya son verin.
Dediğim gibi, zaten laik her kesimin en büyük sorunu ne olduğunu bilmemek. Sadece CHP değil, CHP'liler de ne olduklarını bilmiyor. Adam oturmuş AKP'liler Rum dölü, sizin hocanız keşke Yunan kazansaydı dedi diye saçmalıyor. Hani Rum olmak kötü bi şey mi falan işin orasına girsek zaten çıkamayız bu adamlarla. Ama açık açık söylüyorum ki, CHP kaleleri hemen hemen her yönüyle Yunanlara Türklerin geri kalanına olduklarından daha yakındır. Zaten bu normal bir şeydir. İzmir'den Yunanistan'a yüzersin lan, ne bekliyorsun ki? Ulusalcılarla Yunanlar zaten aynı, aynı, aynı, tıpkısının aynısı. Karakterler farklı o kadar. Mesela benim dincilerin neden daha fazla takmadıklarını merak ettiğim bir konu, kıyı kesimindeki bazı Müslümanların Hristiyan türbelerine uğramaları. Sen böyle bir şey yapıyorsan zaten ülkenin %60'ına göre kafirsin, yabancısın. Buna rağmen CHP'lilerde hala Balkan ülkelerine karşı beslenen bir düşmanlık, bir biz öyle değiliz biz de sizin gibiyiz tavrı. Hilafeti yık, Latin alfabeleriyle yaz, demokrasi getir, şapka tak, rakıyı götür, karı kız, vals... ama biz aslında gerçek Müslümanız, siz din tüccarlığı yapıyorsunuz. Lan yürü git. Zaten böyle bi şey kimi nasıl şaşırtabilir hala anlamıyorum. Kamal Selanikli, silah arkadaşlarının %90'ı Rumelili, geri kalanlarının %90'ı batı Anadolulu. Şu anda bile 60 sene önce Almanya'ya gitmiş Türklerin çocuklarının bize konuştukları dili anlayamıyoruz; yüzyıllarca oralarda yaşamış Türklerin oranın yerlilerine daha çok benzemeleri çok mu tuhaf? Size garip mi geliyor bu şahısların halka dayattığı ideolojiyi benimseyen kişilerin Balkanlılara daha çok benzemeleri? Buna rağmen bu adamlar hala gelmiş Tayyip aslında Ermeni biz hakikiyiz diye sayıklıyor. Bi de Atatürk aslında Turan Türkçü Yörükoğlu ayran içiyordu hep diye sayıklayan bi kesim var. Git ya git.
Ha tabi oraya da geliyorum. Burada oturup solcuların sıkıntılarından sonsuza kadar bahsedebilirim; batı illerinde erkeklerin taşaklarını ezmeden oturmalarına ses çıkarırken doğu illerinde kadınların gördüğü muameleye laf etmemeleri, İslamcılar gibi "benim hislerimin başladığı yerde başkalarının hakları biter" mantığıyla hareket etmeleri gibi. Fakat Türkçü-Turancı tayfaya gelmemin de vakti geldi.
Bu adamlara nereden başlayacağım onu bile bilmiyorum. Değişik bir grup. Çoğu kişi Batı'daki altright akımına benzetiyor ama ben hiç sanmıyorum; onlar daha çok Perinçekçiler gibi geliyor. Bunlar en çok NatSoc tayfaya benziyor gibi. Eski kültürlere olan bir hayranlık, ulusu yüceltme ve (vatan haini olarak görülmeyen)herkese aile muamelesi yapma, bilime dayalı siyaset izleme(veya en azından bunu yapmayı isteme)... böyle gidiyor bu. Fakat bunları Türk siyasetinin büyük bir bölümünden ayıran şey, bazılarının—özellikle gençlerinin—rasyonel düşünce kapasitesine sahip, argüman yaratabilen, oturup adam gibi bir şey tartışabilen adamlar olmaları. Bunlar gerçekten de takım tutar gibi siyasi taraf tutan adamlar değiller, ve argümanları çoğunlukla akılcılığa dayalı; ülkenin %90'ının argümanları tamamen hislere dayalı. Adam çıkarıp sana bi haplogrup haritası gösterebiliyor en azından, ya da bak Çin yazıtları Kırgızları kızıl saçlı olarak tanımlıyordu diyebiliyor. Kamalistinden tut İslamcısına, solcusundan tut ülkücüsüne herkes sırf hisler üzerinden siyaset yapmaya çalışıyor, ne doğru hissediyorsa ona dadanıyor. Bu adamlar genelde öyle yetiştirildikleri için değil, okuyup bir takım fikirlere vardıkları için Turancı oluyor; zaten ülkede Turancı kaç aile var?
Sorunları maalesef vardıkları ideolojilerin kendilerinde. İdeolojiler diyorum çünkü kendi aralarında anlaşamıyorlar. Bildiğin Kamalist olup sırf Göktürk yazıtlarını beğendiğinden Turancı edebiyatı yapanından tut, tarihsel revizyonizmin amına koyup ironik olmadan kafatası ölçmeye çalışan Atsızcılara, onlardan tut bildiğin İslam Arapların işi Tengrici olalım bozkırlarda at sürelim boğazdan şarkı söyleyelim diye takılan gruba, bi de onlardan tut Tigir Er gibi iyice saykodelik gruplara kadar gidiyoruz. Fakat bunların içinde en tehlikelisi, bildiğin ülkücü olup, daha havalı olduğu için kendine Turancı diyen, ironik olmadan REİSçilik yapan grup. Bu grubu zaten İslamcılarla bir tutuyorum, onlara değinmek gereksiz. Diğerlerinden ilki zaten bahsettiğim Kamalist gruplardan pek farklı olmuyor. Geri kalanından bahsediyorum. Ne diyordum? Hah, ideoloji sıkıntı. Ve bunun yüzünden Turancıları suçlayamıyorum. Memlekette sarılacak doğru düzgün ideoloji yok ki. Çevrelerine bakıp tutunabilecekleri adam gibi hiçbir şey bulamayan gençler de bu gibi ideolojilere sarıyor.
Çoğu otoriteryen, ve bence sadece buradan kaybediyorlar zaten, ama oturup burada otoriteryenlik-liberteryenlik tartışması yapmak istemiyorum. Sadece kimliklerinin ve romantizmini yaptıkları şeylerin çoğunun gerçeğe dayanağı olmadığını söylemek istiyorum. Çoğu zaman bundan bahsedildiği anda bu adamlarda gördüğüm rasyonellik gidiyor, yerini [otistik ciyaklamalar] alıyor. Yapılan her türlü DNA testi, Türklerin diğer Türki halkların çoğuyla aşağı yukarı alakasız olduğunu kanıtlıyor. Bunlara karşı hep haplogrup çalışmaları sunuluyor; bakınız diğer Türki gruplarda şu haplogruplar varmış da bizde de görülmüşmüş, hatta ta Sibirya'daki Hiungnu mumyalarının içinden Türklerde bulunan haplogrup çıkmış. İyi, güzel de haplogrup dediğiniz şey sadece en eski babasal veya annesel atanızı gösteren bir şey, bütün etnisitenizi çıkarmıyor. Eğer J1 haplogrubuna ait bir Arapın İsveçli bir kadından bir oğlu olursa(:DDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDD) bu çocuğun Y kromozomu J1 olur, bu çocuğun da etnik İsveçli bir kadından oğlu olursa onun da taşıdığı Y kromozomu J1 olur, onun da etnik İsveçli bir kadından oğlu olursa onun da taşıdığı Y kromozomu J1 olur, ve onun da etnik İsveçli bir kadından oğlu olursa onun da taşıdığı Y kromozomu J1 olur. Bu çocuk etnik açıdan çoğunlukla İsveçli olsa bile, Y kromozomu ne olursa olsun J1 olarak kalır. Haplogruplar etnisite belirlemez. Onu belirlemek için en güvenilir test otozomal DNA testidir. Bunların hepsinde de Türkler Ermenilere, Gürcülere, ve komşularımız olan diğer etnik gruplara Orta Asyalılara benzediklerinden daha çok benzerler. Buna karşı üretilen bir argüman ise Oğuzların aslında hiç diğer Türkiler gibi olmadıkları, o yüzden Türklerin Kazaklara ya da Kırgızlara benzemiyor olmasıdır. Bu hemen hemen doğru; Türkmenler diğer Türkilere çok yakın değildirler, ve Türklere en yakın Türki halklardan biridirler... ama Türkler Ermenilere ve diğer Orta Doğululara Türkmenlere olduklarından bile daha yakın. Zaten Türkmenler Orta Doğululara genel olarak yakınlık gösteriyor.
Zaten bu şaşırtıcı bir şey değil, benzer olaylar tarihte çok sık görülmüştür. Kafkasya'nın kuzeyinden çıkıp Avrupa'nın çoğunu ve Asya'nın büyük bir bölümünü fetheden proto-Hint-Avrupalıların dilleri ve kültürleri fethedilen halklar tarafından benimsenmiştir. Sizce hem Hintler hem İskandinavyalılar gerçekten de birkaç bin yıl önce dünyaya yayılmış bir halkın soyundan mı geliyor? Ama dilleri benzer, dinleri bile benzer; Hinduluk, Yunan politeizmi, İskandinav politeizmi arasında sayısız benzerlik var. Bu adamların gen havuzlarına olan katkıları sınırlıdır, kattıkları şey çoğunlukla kültüreldir. Fetih ve asimilasyon konusunda neden bu kadar becerikli olduklarını biz de bilmiyoruz; kimisi diyor çok savaşçı bir kültürleri vardı, kimisi diyor at arabalarını ilk kullanan onlardı ve bunun askeri açıdan çok büyük etkileri oldu. Ama sonuç olarak fethettikleri diğer halklara dillerini ve kültürlerini aşılayıp, onların soylarına çok da bir etkide bulunmadan yok oluyorlar. Araplar da aynı şekilde; Levant Arapları Arapça konuşur ve çoğulukla Müslümandır, ama genetik olarak Süryanilere Körfez Araplarına olduklarından daha yakındırlar çünkü çoğu asimile edilmiş Süryanilerdir. Kuzey Afrika, Irak; buraların halkları genetik olarak Körfezlilere çok da yakın değil, hepsi oralarda binlerce yıldır yaşayan halkların asimile edilip başka bir kültürü benimsemiş hali. Aynı şey Türklere de oldu. Zaten, neden bilmiyorum ama Anadolu başka kültürleri benimsemeye çok eğilimli bir yer. Buraların kendi dil grubu var; Anadolu dilleri. Büyük İskender buraları fethettikten sonra ise kısa bir sürede bu dilleri konuşan kalmıyor, halk Yunanca konuşmaya başlıyor, Yunan oluyor. Oğuzlar gelince de aynı halkın büyük bir bölümü onların dinlerini benimsiyor, haliyle kimliklerini benimsiyor, sonra da dillerini.
Neden bu kadar fanatik, bu kadar tutkulu bir şekilde bizim gerçekten de Orta Asyalı olduğumuzda ısrar ediyorlar, onu da anlamıyorum. Ne var Orta Asya'da? Orta Asyalılar insanlığa ne kattı? Cengiz Han'ın ordusunun çoğu Türktü aslında diyor adam. İyi bi şey mi lan bu? Cengiz Han kadar dünyaya zarar vermiş bir insan yok. Orta Asya'daki göçebe halklar tarihlerinin çoğu boyunca yoğurt dışında hiçbir şey icat etmemiş, medeniyetten nasibini alamamış, yakıp yıkıp öldürüp tecavüz etmiş, büyük ve kadim medeniyetleri bokun içine batırmış, herkesin başına bela olmuş o kadar. Diğerlerinin teknolojileri ilerleyince de ağızlarına sıçmışlar bunların. "Halkı İslamcılığın etkisinden kurtarmak için Orta Asya kültürünü dayatmalıyız" diyorlar. Bu arkadaşlar sanırım Orta Asyalıların aralarında pek bulunmamışlar. Ben bulundum, ve gerçekten de—tabi ki de istisnalar vardır ama—çoğu hiç örnek almak isteyeceğiniz insanlar değiller. Türkiye'deki laik kesime benzemiyorlar, Kamalistlere hiç benzemiyorlar. Bıraksan onlar da—onlarca yıl sürmüş Sovyet diktasına rağmen—İslamcı olacaklar, neyse ki başlarında sağlam diktatörler var. Zaten Suriye ve Irak Orta Asyalı mücahit dolu; Uygur, Özbek, Kırgız, Kazak, dolu lan dolu. Soruyorum, neden bu adamların kültürlerini benimseyelim? Osmanlıcılık, İslamcılık beni ne kadar rahatsız etse de ciddi ciddi söylüyorum ki İslam öncesi Türkler o dönemin Müslümanlarından da daha beter. İlla bir tarihimiz olsun, bir şeyin edebiyatını, romantizmini yapalım diyorsanız bu topraklarda medeniyetten çok ne var? Seç bi tanesini işte. "We wuz" yapabileceğin o kadar, o kadar çok halk var ve sen gidip Orta Asyalıları seçiyorsun. Eğer hedefin "muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak" ise çok yanlış yoldasın.
Fark ettiyseniz yazının kalitesi sonlara doğru düşmeye başladı, ondan daha fazla uzatmayayım. Koltuk profesörü olarak bunları gözlemledim.
submitted by Pruswa to Turkey [link] [comments]


2016.05.05 09:12 Chuvashia Pelikan Dosyası

Hocanın ekibi yeterince konuştu.
Hocalarıyla beraber yeterince ortalığı karıştırdı.
Biraz da biz konuşalım mı?
Biraz da, REİS için canını feda edecekler konuşsun mu?
Çok az kişi aslında neler olduğunu biliyor.
Kabus gibi.
Hani çığlık atarsınız da kimse duymaz ya..
İşte öyle bir şey.
Hani herkesin ortasında cinayet işlenir de kimse aldırmaz ya..
İşte öyle.
Yani benim hissettiklerim öyle.
Her şey ortada, ama gören yok.
İnsanlar uyumak yerine, sırf ortada olanı görmeyi başarabilselerdi, benim bu yazıyı yazmama gerek kalmazdı…
Buradan çığlık atıyorum. Duyun artık:
Hanımlar! Beyler! Burası dehşet bir ülke.
Hiçbir şeyin yüzeysel bir bakışla görülemeyeceği bir ülke.
Üzerinde tüm süper güçlerin satranç oynadığı bir ülke.
Öyle Ergenokun’u pasifleştirmekle, paraleli tırstırmakla falan, bir günde güllük gülistanlık olacak bir ülke değil.
Bir haini def etseniz, yerine hemen yenisini getirirler.
Öyle kolay kolay, bizi bize bırakmazlar.
İcabında bizden olanları bile bize karşı hale getirirler.
Onun için gözlerinizi dört açın!
Etrafınızda ne oluyor, şöyle bir bakın.
Ama iyi bakın. Yüzeysel bakmayın.
Ve görün benim gördüklerimi.
Şimdi biraz da siz çatlayın:
Temayül yoklamalarında 1. Gül, 2. Yıldırım, 3. Davutoğlu çıktı.
Buna rağmen REİS hocayı parti başkanı yaptı.
Gül’ün çok yakışıklı İngiliz arkadaşları, bir de REİS’ten ve ailesinden nefret eden, ancak Hürriyet’e de pek aşık, ‘intifada’cı bir hanımı vardı.
REİS Gül’ü başkan yapmadı.
Yıldırım REİSçiydi.
Falsosu yoktu. Başarılıydı.
Parti tarafından seviliyordu.
Ama yeterince karizmatik değildi.
Kukla muamelesi yapacaklardı.
REİS Yıldırım’ı da başkan yapmadı.
Davutoğlu güzel konuşuyordu.
Hocaydı.
Ayrıca, görece tazeydi.
Uzun yıllar REİS’le de çalışmıştı.
Evet kibirliydi. Hem de çok.
Her şeyi o bilirdi. Ama teorik olarak.
Pratikte genelde çuvallardı. Örnek; Suriye.
“6 ayda Esed devrilir” dedi. Demekle de yetinmedi, bütün planlarını buna göre yaptı.
B planı yoktu. Çünkü çok emindi. Kendinden. Zekasından. Bilgisinden. Okumasından.
Esed kaldı. Hoca çuvalladı. Sonra bir sürü sıkıntı.
REİS yine de hocayı başkan yaptı.
Neden mi?
a) REİS hocanın, Suriye ve Filistin politikalarından hareketle, kendini devirmek isteyen Batı’yla uzlaşmayacak bir politikacı çıkacağını umuyordu.
“Bu hoca, Batı’yla da, onun ülkemizdeki truva atları olan paralellerle ve Doğan medyasıyla uzlaşmaz” diye düşünüyordu.
b) Başkanlık sistemine geçerken argüman üretir, akademik karizmasını, taze politikacı kimliğini bu yolda işlevsel hale getirir diye düşünüyordu.
Kendisinden bu iki konuda söz aldı.
“Temayül yoklamalarını biliyorsun, seni BEN başkan yapıyorum! Ama bu iki konuda söz vermen şartıyla” dedi.
Hoca kabul etti. Ya da etti gibi göründü. Bilmiyorum.
Fakat etrafındaki muhteris danışmanlar kabul etmediler. Bunu biliyorum.
Ali Sarıkaya, Osman Sert, Taha Özhan, Hatem Ete ve Ertan Aydın başlıcaları.
Bunların hepsi “okumuş” çocuklar.
Çok okumuşlar.
Bildiğiniz gibi değil.
Hepsi Allah’ın lüftu.
Hoca da “okumuş” adam.
REİS ise Kasımpaşalı.
Olur mu? Olmaz? Yakışır mı? Yakışmaz!
Dolayısıyla onların yönetmesi lazım.
Bir de REİS var, huzur yok. Batı durmuyor. Gezi, paralel falan.
Bir de yolsuzluk iddiaları.
İddiaların yalan olduğunu hepsi bok gibi biliyor ama olsun, iddiaların ortaya çıkması bile çok sinir bozucu bu ekip için.
İddiların değil REİS’in çürütülmesi lazım.
REİS giderse, bu “okumuş” ekip gelirse, ülkemin tadından yenmez.
Herkesle barışacaklar, REİS’i kurban edecekler.
Sonra kadayıf gibi bir ülkemiz olacak.
Bu kadar basit.
Hasılı kelam bu ekiple birlikte hoca, REİS’ten bağımsız, Batı’ya bağımlı politikalarını belirledi.
1
Reis’in ekonomi yönetimini ekarte etmek için ilk iş “Şeffaflık Yasası”nı çıkartalım dedi hoca.
REİS’in haberi olmadan hazırladı yasa paketini.
Ve kamuoyuna bizzat kendisi açıkladı.
Sonra REİS kendisiyle istişare edilmeden bu paketin hazırlandığını söyledi.
Hoca ve muhteris danışmanları tırstılar.
Paketi geri çektiler.
2
Ama hoca kararlıydı.
Gelir gelmez REİS’i yiyecekti.
17-25 Aralık üzerinden 4 bakanı Yüce Divan’a gönderme oylaması sırasında bir konuşma bahanesiyle İngiltere’ye gitti, meclis grubunun başında durup liderlik etmedi. Ardından Davos’a gitti. Ordan da New York’a sermaye gruplarıyla buluşmak için geçti. Davutoğlu’nun ABD ziyareti hakkında soru sorulan Beyaz Saray yetkilisi bile “Türk Başbakanı’nın burda olduğuna dair bilgimiz yok” dediği bir geziydi bu.
Biliyorsunuz mesele 4 bakan meselesi değildi. REİS’ti.
Önce bunlar Yüce Divan’a gönderilecekler, sonra da REİS.
Lakin hoca bu kadar kritik bir meselede ortada yoktu.
Bunu herkes biliyor.
Kimsenin bilmediğiyse;
Yüce Divan oylamasından bir gün önce 4 bakanın partiye çağrıldığı.
Bağış, Güler, Bayraktar, Çağlayan gecenin yarısında partiye gider.
Hocanın kurmayları kendilerine mecliste aklanmaları gerektiğini söyler.
Bakanlar “siz bizim ak olduğumuzu düşünmüyor musunuz?” diye sorar.
“Düşünüyoruz tabi, ama milletin önünde de aklanmanız lazım” diye cevap verirler.
Bakanlar,
“Biz kendimizden eminiz.
Zerre yolsuzluğumuz yok.
Aklanırız da.
Ancak bu süreç yıllarca sürer, partinin de çok başı ağrır.
Ama en önemlisi, paraleller REİS’i Yüce Divan’a çıkartma imkanı bulabilirler, emin misiniz?” diye sorarlar.
Hoca da gelmiştir.
“Bu bizzat Cumhurbaşkanımızın talimatıdır” der muhterem hocamız.
Çıktıklarında bakanlar çok şaşkındır.
Bağış REİS’i arar. Durumu sorar.
REİS “olur mu öyle şey?!” der.
“Gelin İstanbul’a hemen!” diye ekler.
1 saat sonra, bu sefer REİS Bağış’ı arar:
“Siz Ankara’da bekleyin, ben geliyorum”
Sabahın köründe buluşurlar. Bakanları dinler.
REİS kendisine yönelik kumpasın farkına varır.
Sonra hocaya zılgıtı çeker.
Yüce Divan oylaması ertelenir. Hoca da fırsattan istifade İngiltere’deki toplantısına gider.
Düşünebiliyor musunuz?
Şayet gecenin köründe Bağış o telefonu açmamış olsaydı, bugün belki de darbe yaşamış bir ülke olacaktık!
3
Hoca REİS’i devirmekte başarısız olunca, onu zayıftatmaya karar verir.
Yine onunla istişare etmeden Fidan’ı milletvekili yapmaya kalkar.
İşin kötüsü Fidan da REİS’le istişare etmeden hemen hocasının kucağına atlar.
Bu sefer REİS, medya mensuplarının karşısında hocayı ve Fidan’ı azarlar.
Fidan Umre’de REİS’i bulur.
Nedamet getirir.
Sonra tekrar görevi kendisine iade edilir.
4
Hoca yılar mı hiç! Bu sefer de sazı eline almaya karar verir.
REİS’in 10 seneden fazladır ince ince işlediği çözüm sürecinin kaymağını yemek ister.
Dolmabahçe’de HDP’lilerle Yalçın Akdoğan, Efgan Ala ve Mahir Ünal bir araya gelir.
Dolmabahçe Açıklamasına dışarıdan bakınca çok pozitiftir.
PKK baharda silah bırakmaya davet edilecektir falan.
Fakat asıl konuşan taraf HDP’dir.
Başta Sırrı Süreyya olmak üzere, HDP ekibi sazı eline almıştır artık.
Çözüm sürecinin gidişatını onlar belirler hale gelmiştir.
Şartları onlar tayin eder olmuştur.
O kadar ki Apo’yla sivil akillerin buluşturulmasına bile karar vermişlerdir.
Bizimkiler de “tamam” demiştir.
Devletin bu kadar aciz hale düşürüldüğü başka bir örnek gelmiyor aklıma.
Bugün yaşadığımız terör belasının ardındaki en büyük sebeplerden biri bu sergilenen acziyettir.
HDP’lilerin bu denli şımartılmasıdır…
Sonra REİS, bir ay boyunca PKK tarafının azgınlıklarına rağmen İzleme Komitesi kurulacağı manşetlerde yer alınca, kendisiyle istişare edilmeden Dolmabahçe açıklamasının yapıldığını söyler.
Apo’yla akillerin görüştürülmesinin de, Apo’nun elini güçlendireceğini ilave eder.
Mesele kapanır.
Ama dediğim gibi etkileri bugün bile devam etmektedir.
5
Bu sefer Bülent Arınç meydandadır.
REİS’in yalan söylediğini, kendisinin süreçten haberdar olduğunu ve ülkeyi hükümetin yönettiğini söyler.
Asıl kimin yalancı olduğunu söylemeye gerek yoktur diye düşünüyorum.
Hocamız hemen Arınç’a telefon açar, televizyondaki REİS-karşıtı açıklamalarından ötürü Arınç’ı tebrik eder.
6
Yarattığı hengameler sonunda seçimde hüsrana uğrayan hoca;
Aydın Doğan’ın damadının, Koç’ların ve diğer TÜSİADçıların ayağına (Ali Kibar’ın evinde) gitmiş olsa da,
Erdoğan’ı yeniçeriler tarafından katledilen III. Selim’e benzeten Economist Dergisi’ne koşa koşa röportaj vermiş olsa da,
Doktoruna kadar bütün akraba ve ahbaplarını vekil listesine koymuş olsa da,
başarılı olamaz.
Başkanlık meselesini neredeyse ağzına hiç almamıştır seçim kampanyalarında.
FETÖcusundan PKK’lısına, tüm hainlerin REİS’e “hırsız” “hırsız” diyerek ortalığı inlettikleri bir dönemde cevap mahiyetinde tek kelam etmemiştir.
Partide de bu konularda herhangi bir hareketlilik yaşanmamıştır.
REİS meydanlara inmeden önce yüzde 38’e kadar düşer oylar.
REİS, son bir ayda meydanlara inmeye karar verir ama yanlış politikaların faturasını halk kesmiştir artık.
Sonuç yüzde 41’dir.
REİS’siz siyasetin bedeli ağır olmuştur.
Ama hoca hâlâ asıl sorunun REİS olduğunu düşünmekte ısrar eder.
7
Seçimden hemen sonra “başkanlığı getirmek istedik, halk yetki vermedi” açıklaması yapar.
8
REİS’e yönelik hırsızlık iftirası kampanyasının asenası olarak arzı endam eden Bahçeli “Bilal’i ver koalisyonu al” diye nara atmaya başlar.
REİS çok öfkelenir.
Kendisinden açık açık çocuğunu kurban vermesini istemektedirler.
Hoca ise Bilal Erdoğan’ı kurban olarak isteyen Bahçeli’nin meclis yeminini sonuna kadar bekler.
Ve sonra da tüm kabinesiyle birlikte alkışı basar.
9
Hoca artık REİS’i devirmenin tek yolunun başkanlık yolunu kapatmak olduğuna kanaat getirir.
Bunun içinde mutlaka koalisyon yapması lazımdır.
Koalisyon hükümetinden başkanlık sistemine “olur” vermesini beklemek imkansız olduğu için hoca “koalisyon da koalisyon” diye tutturur.
Fakat muhalafet son derece nazlıdır.
Buna rağmen Kılıçdaroğlu “koalisyonu Erdoğan istemiyor” türünden açıklamalar yapmaya başlar.
Hoca bu açıklamalara hiç itiraz etmez.
Halbuki REİS hocaya “koalisyon kurabilirsen kur ama ısrarcı olma, partiyi aciz gösterme, en kötü ihtimal erken seçime gideriz” diye defaatle söylemiştir.
10
Bu arada Hoca yavaş kendi medyasını kurmaya başlar.
Mustafa Karaalioğlu (ES Medya’da iken ayda 100binden fazla maaş alan, kendisine 400 metrekarelik ofis kuran bu zat Ethem Sancak’ın bütün telkinlerine rağmen Feto’nun beddua haberini bile manşetten görmemiştir, Ekrem Dumanlı’nın Akit muhabirine attığı tokatı arka sayfalara gömmüştür, 17 Aralık’tan sonra bile Ekrem Dumanlı’yla dirsek teması bir süre devam etmiştir, Gezi sürecinde kısık sesle konuşmuştur, sonra görevden alınınca “objektif” gazetecilik yapmaya karar vermiştir),
Mahçupyan (REİS hakkında eşcinsellik imasında bile bulunan bir herif),
Hakan Albayrak (hocayı savunacağım, REİSçilere çakacağım derken Ahmet Hakan’ı bile savunan bir zavallı) ve Diriliş Postası,
Yıldıray Oğur ve Ceren Kenar (bakanların Yüce Divan’a gönderilmesi gerektiğini yazdı, Mahçupyan’a siper oldular, Babacan’a sahip çıktılar, Can Dündar bırakılınca sevinçten havalara uçtular), Genç Siviller ekibi (Yıldıray Oğur’un talimatıyla AK Parti gençlik kollarının üst kademelerine sızdılar),
İbrahim Karagül (1 Kasım seçimlerine bir hafta kala, içinde Ali Bulaç gibi paralellerin de ilk sayfada yer aldığı “gelin uzlaşalım kampanyası” başlattı; “Kabinede mason bakan korkusu” türü haberlerle kabineye ayar vermeye çalıştı) ve Yeni Şafak ekibinin neredeyse tamamı (elbette ki Salih Tuna, İsmail Kılıçarslan, Leyla İpekçi, İbrahim Tenekeci gibi bazı istisnalar hariç).
Abdülkadir Selvi (Yeni Şafak’ta yazdığı dönem, eskiden Aydın Doğan’ın 28 Şubat sürecindeki rolü üzerine yazdığı yazıları unutup CNN ekranlarına çıkmaya başlayarak Doğan medyasıyla dirsek temasına giren, bu arada yavaş yavaş REİS eleştirilerine başlayan, ve sonunda Hürriyet’e geçiş yapan şaşkın)
Akif Beki (REİS’in basın başdanışmanlığı sebebiyle adam yerine konulan, sonra kapağı Radikal ve Hürriyet’e atan, Karar’ın kuruluşunda bizzat etkili olan, ve bugünlerde köşesinden REİS’e “işler daha da çirkinleşebilir” tehditler savuran)
Taraf‘ın tamamı (Alkım ziyareti sonrası)…
Mahçupyan köşesinden REİS’e yardırmaya başlar.
REİS meydanlara indiği, “Başkanlık” dediği için seçim kaybedilmiştir.
Hoca itiraz etmez.
Hakan Albayrak “artık konuşma reis!” “artık köşene çekil reis!” yazıları kaleme alır.
Hoca itiraz etmez.
Bu ekip kendi medyalarında iki seçim arası dönemde tam yüzden fazla haber ve köşe yazısı yazar REİS karşıtı.
Bu arada REİS tarafından çok fazla ses çıkmaz.
Zira REİS müsaade etmez.
Hocayı kendi ıslah edecektir.
Dışarıya kavga görüntüsü vermeyecektir.
11
Hilal Kaplan, Melih Altınok, Kurtuluş Tayiz, Cemil Barlas, Haşmet Babaoğlu gibi isimler inceden dokundurmaya başlar hocaya.
Fakat Suheyb Öğüt Aktüel’de çok sert bir eleştiri yazar.
“Hoca felç geçiriyordum” diye inlemeye başlar.
Derhal Turkuvaz grubunu arar. Yazıyı kaldırtır.
Grup yazıyı hocadan tırstığı için değil, REİS’in politikası bu yönde olduğu için kaldırır.
Öğüt de durumu öğrenir, “eyvallah” der.
Bu arada bizim hocacı liboşlar da susmaktadır.
Şirin ve güler yüzlü hocamız kendisi hakkında ilk defa net bir eleştiriyle karşılaşmış ve ilk tepkisi bu yazıyı kaldırtmak olmuştur.
Bildiğin, Öğüt’ü sansürlemiştir.
Ama ne Mahcupyan, ne Oğur ne de başka bir özgürlükçü vatandaş bu durumu umursamıştır.
Durum hâlâ aynıdır onlar için;
kendisine her gün küfredilen,
uluslararası operasyonlarla devrilmeye çalışılan,
oğlu bile kendisinden kurban olarak istenen Erdoğan baskıcıdır;
kendisini eleştiren ilk yazıyı sansürleyen hoca ise demokrat.
12
Hoca artık kendisine ait müstakil bir medya kurma vaktinin geldiğine KARAR verir.
(Söylemeye gerek var mı bilmem: Bir siyasetçinin kendine ait yeni bir medya kurması, kendine ait yeni bir parti kurmasından farksızdır.)
Basın danışmanı Osman Sert’in desteğiyle KARAR’ı kurar.
KARAR’ın finansmanı “örtülü” olarak halledilir.
Yeni Şafak’a ise Ülker’in arka çıktığı söylenmektedir.
Hani şu hocanın lise arkadaşı Murat Ülker.
Hani şu hocanın vakfı Bilim-Sanat’ı finanse eden Murat Ülker.
Hani şu Rothschild’den aldığı kredilerle Godiva’yı satın alan Murat Ülker.
Hani şu başörtülü kadın nefretçisi Bedrim Baykam’ın boş çerçevesine 500bin TL veren Murat Ülker.
Hani şu Ali Atıf Bir Denen paralel vatandaşı kendi üniversitesine (Şehir) rektör olarak atamaya kalkan Murat Ülker.
Hani şu, Harvard’a milyonlarca dolar bağış yapıp kendi üniversitesindeki yüksek lisans öğrencilerinin burslarını kesen Murat Ülker.
Hatırladınız değil mi?
Hah işte o adam.
En çıldırtıcısı ne biliyor musunuz?
Kendi medyasını kuran hocamız daha geçen gün, Turkuvaz’ı hedef alarak “medya üzerinden siyasete dizayn vermeyin” diye çıkış yaptı.
Galiba şunu söylemek istedi:
Ben çok uğraştım ama yapamadım, beceremedim, Karar bütün çabamıza rağmen hala 2 bin satıyor, ne olur siz de yapmayın, tavsiye etmem.”
13
Eylül’de MKYK’yı baştan sona kendi şekillendirmek isteyen hocaya karşı, REİS’in talimatıyla Binali Yıldırım devreye girdi.
1353 delegenin 900’ünün imzasını topladı.
Sonra da Abdülhamit Gül’den Mehmet Muş’a, Berat Albayrak’tan Ayşenur Bahçekapılı’ya kadar REİSçi pek çok isim MKYK’ya girdi.
Gül’ün ekibi (Hüseyin Çelik, Ali Babacan, Mehmet Şimşek vs.) ise safdışı edildi.
14
Madem ki partinin has isimleri ve tabanı kendisine destek vermiyordu, o zaman diğer kesimlerin desteğinin alması lazımdı.
Gezici ve PKK’cı güruha bile şirin gözükmek için,
PKK’nın ortalığı kan gölüne döndürdüğü, HDP’nin terör propagandası yaptığı, canlı bomba taziyelerine gittiği dönemlerde bile HDP’ye yönelik bir tepki ortaya koymadı.
Baktı ki MHP kendisini eleştirmeye başlamış, işte o zaman, şişin ve kebabın yanmaması için, “bütün dokunulmazlıkları kaldıralım” dedi.
Daha kötüsü hocanın iki adamı, Naci Bostancı ve Ali Sefer Üstün, dokunulmazlık meselesini görüşmek üzere katil HDP’nin ayağına gitti.
Sırrı Süreyya bu şaşkın ikiliyi ceketsiz, kravatsız, gömleksiz, basit bir kazakla karşıladı.
Dayı dayı konuştu. Artistliğini yaptı, bunlar da Sırrı’ya hürmetlerini arz edip gittiler.
15
Bitmedi! Hoca PKK’ya yönelik olarak “2013 Mayıs şartlarına dönülürse her şey konuşulabilir”
diye bir açıklama yaptı.
Barış zamanında savaşı konuşan ne kadar hainse, savaş zamanı barışı konuşan da işte o kadar haindir.
16
Aynı günlerde AK Parti milletvekili Özhaseki “paralel fabrika ayarlarına dönerse mücadele biter” açıklaması yaptı.
Hocamdan tek bir itiraz gelmedi.
17
Avrupa Parlamentosu başkanı Schulz, REİS’e en galiz şekilde küfreden video klibe yönelik Türkiye’nin verdiği tepkiye karşı yine REİS’e yönelik “otoriter” kabilinden hakaretler etti.
Hocamız ise Schulz’a karşı tek kelam etmedi.
18
Schulz’un
“Biz Erdoğan’la anlaşmadık. Bizim muhatabımız Davutoğlu’dur, hükümettir, onlar da gayet ciddi muhataplar”
sözleri üzerine hocamız yine tek kelam etmedi.
REİS ise önce bu Nazi bozmasına çaktı:
“Bahsettiğiniz kişi, benimle ne zaman görüşse, liderliğimin ne kadar saygın olduğundan söz eder.
Yüzüme karşı böyle konuşan bir insanın şimdi o türden tavırlara girmesine ne demeli?
Ben bu tür davranışları, Alman ekolünün Türkiye’ye bir operasyonu gibi görüyorum.”
Sonra da mülteciler konusunda Almanya’ya övgüler düzen hocaya:
“3 milyar euro meselesinde en büyük yükü Almanya alıyor deniliyor. Halbuki cüzi bir miktar hariç, Türkiye’ye gelen bir şey yok. Bizden neyin projesini istiyorsunuz? Sizin proje dediklerinizi biz çoktan yaptık. Proje diyerek kimse bizi aldatmasın.
Birileriyle fotoğraf verebilmek için böyle şeylerin içine girmeye gerek yok”
19
Her işte çuvallayan hocamız artık ne yapacağını, REİS’i nasıl görünmezleştireceğini, kendisinin nasıl varlık göstereceğini şaşırır hale geldi.
“Schengen vize anlaşmasını dört ay öne alacağız. Bu bizim başarımızdır” türünden laflar etti.
REİS “artık yeter!” dedi ve patladı:
“Başbakanlığım döneminde Schengen’in Ekim 2016’da uygulamaya gireceği açıklandı. 4 ay öne çekmenin kazanım gibi sunulmasını anlayamıyorum. Küçük şeylerin büyük kazanım gibi sunulmasına üzülüyorum.”
20
REİS Obama’yla görüştü. Bütün ABD, REİS’in ayağına geldi. Bizim FETÖcu, Gezici ve PKKcı medya mosmor oldu.
Sanıyorum hocam da öyle oldu.
REİS-Obama görüşmesinin üzerinden bir ay geçmeden, hocam Beyaz Saray’dan randevu istedi.
Başka söze gerek var mı?
21
Hocam, Osman Sert eliyle Taha Ün’ü kendi trol ekibine dahil etti.
İşin kötüsü Taha Ün’ün eşi, Emine Erdoğan hanımefendinin özel kalem müdiresi Sema Silkin.
REİS açısından ne kadar berbat bir durum değil mi?
Taha Ün ve ekibi, yanlarına birkaç hırdavatı da alıp, hocayı eleştiren herkesi tvitırda FİTNEci ilan etmeye başladı.
22
Hocanın fahri danışmanı yeni gazetecisi Mahcupyan,
PKK ile masayı kuran onlarca yazı yazdı;
devlete, “dönüp dolaşıp PKK’nın ayağına geleceksiniz, gelmezseniz anti-demokratiksiniz, gayrimeşrusunuz” minvalinde yazılar döşendi.
23
Beştepe’ye karşı paralellerin “İsrafsaray” hakaretleri, 250bin dolarlık masa iftiraları kol gezer, REİS bu kepaze ithamlarla boğuşurken bir kez olsun sesini çıkarmayan hocamızın partisi;
Can Dündar serbest bırakılınca, sevinçle karşıladı.
REİS “karara saygı duymuyorum” deyince,
hükümet sözcüsü Numan Kurtulmuş çıkıp
“Cumhurbaşkanı’nın şahsi fikridir” diyerek makamı küçümsemeye kalktı.
24
REİS’in “yalan söyleyen zat” dediği, “paralel için cübbemi giyerim” diyen Arınç, Manisa’da özel törenle hocamız tarafından karşılandı ve ağırlandı.
25
REİS’e yönelik hemen her gün hakaretamiz haberlerin çıktığı Taraf gazetesinin sahibi Arslan’la Alkım Kitabevi’ne ziyaretine gidip el sıkıştı hocamız.
O gün bugündür Taraf, hocaya taraf.
26
Hoca, “her şeye ben karar vereyim hırsıyla bakanların müsteşar atamasına bile izin vermedi. 4 aydır müsteşarı atanamayan bakanlar var.
27
Hocamız, REİS’in şiddetle eleştirdiği, 1100 terör destekçisi Akademisyen’in imza kampanyası için “görmezden gelsek olay bu kadar büyümezdi” yorumu yaptı.
Sonuç:
hoca ile REİS arasındaki hikaye basit bir ihtiras hikayesi değildir.
Çünkü hoca kendi ihtiraslarının peşinden koşabilmek için,
REİS karşıtı, ve dolayısıyla REİS’i destekleyen halkın karşıtı kim varsa, onunla işbirliği kurma yoluna gitmiştir.
Küresel güçlerin ülkemizdeki satrancında vezir görüntüsüne sahip basit bir piyon olmayı kabul etmiştir.
Kavga budur.
Kaybedeni de bellidir!
submitted by Chuvashia to Turkey [link] [comments]


2014.12.30 02:05 lgbtifm LGBTİ FM Gelecekten Gelmeyen Adam 11- Sonsuz Lanet

Merhabalar değerli LGBTİ FM takipçileri, dinleyicileri.
Madem dedik geçen hafta başladık kanayan yaraları deşmeye biraz daha cerrahi ilerleyelim bu konuda ve gayette steril olmayan bir bıçakla devam edelim…
Neden aşk yok bu “ortamda” yada neden uzun aşk yok “bu ortamda ki” renkli insanlarda. (ortam kelimesi tamamen LGBTİ bireylerin kendilerinin toplandığı zamanda kullandıkları, kendileri için seçtikleri bir kelime olduğu için tırnak içinde belirttim)
Sonra şöyle baktım.
Vay arkadaş dedim.
Ne renkliyiz, ne marjinaliz, ne duygusal ve öküzüz, ne çocuğuz, ne yetişkiniz, hem anne hem babayız, hep güleniz, azıcık mutluluk için can vereniz, ve dahasıyız.
sıralasam dünya kadar madde, düzinelerce sayfa dolar.
EEE diyeceksiniz sonuç aşk neden yok?
İşte bize tanrı insanlar arasında yaratırken bir gruba tembelliği bir gruba güzelliği bir gruba mutluluğu bir gruba azabı, ızdırabı, kederi, mutsuzluğu, eğitimsizliği, ezilmeyi, eşitsizliği, zenginliği, hep mutluluğu ve dahasını vermiş. Yada bir çok maddeyi hep es geçmiş. Ama eninde sonunda ufakta olsa bir aşkı nasip etmiş.
Evet tanrı insanlardan bir çok şeyi alıp aşkı nasip etmiş.
Ama bence tüm LGBTİ bireylerine ise herşeyi vermiş fazlasıyla ama tek şeyi onlara yasaklamış.
AŞK!
Evet herşeyi bolca vermiş, hiç tanrı esirgememiş, ama aşkı, sevgiyi onlara lanetlemiş, yasaklamış.
Kızın sövün dövün gülün ağlayın ama bence Tanrı sevilmeyi, sevmeyi, aşık olunmayı, aşkı yasaklamış.
Daha doğrusu lanetlemiş.
Hep gülsekte, hep mutlu olsakta, hep zengin, fakir, mutsuz, çocuk kalsakta yada makam mevki sahibi olsak ta bu lanet hiç bozulmayacak.
Biz kör kütük aşık olsak ta bize olanı olmayacka. Çıkan max 4-5 sene sürecek.
Ne olur lanet kırılsın. Evet sonsuz mutluluk yok ama aşkla bir çok zorluk mutluluk gibi oluyor.
Bazen parkta bakıyorum, ey diyorum koca sonsuzluğu yaradan ya bizimde lanetimiz kaldır yada bizi bitir.
Bizim aşkımız…
Bizim renkli aşkımız…
Artık uzun süre aşk yok ;) haftaya daha ele avuca gelir noktalarda görüşmek dileğiyle…
Sevgiyle kalın…
Renkli yaşayın…
submitted by lgbtifm to lgbtifm [link] [comments]


2014.12.30 01:51 lgbtifm LGBTİ FM Gelecekten Gelmeyen Adam 6- Bir Ayrımcılık Hikayesi

Ayrımcılık...
Artık bu bir suç değil hak haline geldi… Evet, evet hak haline geldi.
Hatta son moda bir çanta gibi herkesin omzunda, kolunda, cebinde taşıdığı bir aksesuar haline geldi. Sokakta, tvde, evde, iş yerinde her yerde, her alanda ayrımcılık bir aksesuar oldu. Bu durum geçmişte daha azdı, şimdi arttı, gelecekte ise bir çok konu gibi bu durumda b.ka sarıyor.
Gelecekte ayrımcılık öyle bir boyuta varıyor ki çok zeki adamlar çok aptal adamların güdümüne “ayrımcılık” yüzünden sokulup, o çok aptal adamlar pis ve sarı dişlerinin arasından sırıtarak, çok zeki adamları bir b.ka saatlerce baktırıp mavi boncuk arattırıyor.
İşte gelecekte ki ayrımcılık yüzünden bürokrasi, özel sektör ve resmi daireler bu noktaya geliyor.
Ben nereden mi biliyorum ben bilmiyorum ancak garip bir gelecekten gelmeyen adam olarak tahmin ediyorum.
Peki bu diplomatik, çıkar ilişkilerinin ayrımcılığı peki ya kişiye tercihleri yüzünden, yapılan diretilen ayrımcılığa ne demeli?
İşte bu ayrımcılık giderek büyüyor ve önü alınmazsa çığ gibi de büyümeye devam edecek demeyi o kadar çok isterdim ki maalesef diyorum çünkü artık önü alınamayacak yani önünde durulamayacak kadar büyüdü. Her önüne geleni içine katıp giderek de büyümeye daha fazlasını içine çekip tutmaya devam ediyor.
Artık kendine göre mavi saç yanlışsa bu duruma medeni bir platformda konuşarak değil de hemen 4 kişilik koalisyon kurup onu saf dışı etmeye çalışıyoruz.
Bu durum saygıyı işler diyorsunuz ama evet saygı sokağından geçiyor ama saygısızlık fiilini ayrımcılık kavramıyla kişiler bir başka kişinin üzerinde uyguluyor.
Şöyle ki; Bunu bizzat yaşadığım bir olay üzerinden konu içerisinde mavi saç olmasa da yakınlığı olan bir konu ile örnekleyeceğim. Her zaman ki gibi bir yerden bir yere giderken eğer arkadaşlarımın veya çalıştığım kurumun aracı yoksa şahsi aracımda olmadığı için toplu taşımayla giderim. Genelde de garip bir kaç komik olay yaşarım. Otobüste Bidbox yapan çocuklar ve bunu anlamayıp kriz geçirdiğini sanan otobüs şoförü yada metroda break dans yapanlara sessizce öğütler bir tonda yaklaşıp “tepene kan iner yavrum ne yapıyorsun” diyen teyzeler veya durak ta sokak tiyatrosunu yaşatan sanatçılara anlamsız ve alakasız sözcüklerle bağırıp onu hain ve hırsız ilan edip gerçek hırsızları alkışlayan amcalar vb, vb, ama bu sefer otobüste ki hiçte hoş olmayan güldürmeyen, sinirlendirip küplere bindiren bir ayrımcılık garipliği yaşandı.
İki çift bindi otobüse önce. Benim hemen 2 sıra arkamdan ve çaprazımda ki ters giden koltuklara oturdular. İzmirliler bilirler (gerçi bir çok kentte öyle artık ama otobüste 4 lü karşılıklı koltuklar var ve bazıları tersli düzlü koltuk düzeni) neyse bir durak sonrada iki erkek genç birey bindi. Yüzümde tebessümle birlikte bir fikir oluştu aklımda ve derken çat diye tam karşımda ki 2 li ters koltuklara oturdular.
Biraz ilerledik çaprazımda ki kızlı erkekli çiftimiz aşk dolu dakikalara başlayıp ufak tefek hoş ve yüzde gülümseme bırakacak el şakalarıyla erkek arkadaşla şakalaşarak yolculuğa devam ediyor. Karşımda ki 2li de öle kendi aralarında neredeyse kendilerinin bile zor duydukları bir desibelde kimselere dokunmadan konuşuyorlar ve fikrim giderek doğru yönde şekillenip onları göz ucuyla izliyorum derken biraz daha ilerledik çaprazımda ki çift biraz daha aşka gelecek oldular ki ufak tefek öpücükler konduruyorlar ve karşımda kiler de şakalaşıp omuz el ısırıp hafif hafif gülümsüyorlar. Ve dedim Burak düşündüğün şey sanırım doğru bir kaç durak ilerledik toplam da bu olay 15-20 dk içerinde gelişti ve karşımda ki çift artık biraz daha yüksek sesle konuşur birbirlerinin omuzuna yatıp gülüşür oldular çaprazımda ki çift ise birazdan evlenecek gibiler. Derken bir hışımla koridorda ayakta ki amca önce homurdanarak sonra da bağırışlar içerisinde “ayıp oluyor gençler hiç yakışıyor mu size? Burada çoluk çocuk var” dedi.
Bende sanırım yanda ki çifte diyor diye düşünüp acaba kim dedi dercesine öyle afaki amcanın önün de ki tüm herkesin pür dikkat baktığı koridor aralığından bende baktım. Tabi çaprazımda ki çift topladı kendi. Benim karşımda kiler ise halen durak isimleriyle dalga geçip çok düşük bir desibelde şakalaşıyorlar.
Derken sanırım amcam bu tüm koridor bana baktı şimdi seçim konuşması yapmalıyım gazını alıp devam etti bu sefer daha insanlık çıkan bir ses tonuyla “hey size diyorum utanmazlar. Çocuk var be tövbe hiç iki erkek tövbe tövbe ısırmalar kıkırdamalar insanda edep olmalı. Baban binse ne diyeceksin.” Şimdi jeton düştü! O amcam da tıpkı benim gibi karşımda ki ikiliyi çaprazımda ki gibi çift sanmış ve izlemiş ama hoş olmayan tiksinen bakışlarla. Ve düşüncem doğruydu karşımda iki tane çift vardı.
Sadece aşık, masum iki çift. Peki neden ayrımcılık yapılıp biri daha masumken o masuma bağırılıp, hor görülüyordu. Acaba bilimde ki isimleri farklı diye mi? Ona “homo” ona “hetero” dedikleri için mi?
Hemen karşımda ki gariplerim toplandı. Önlerine başlarını eğdi.Görseniz kıpkırmızı kesildiler. Azıcıkta göz altında birbirlerine bakıyorlar. Yanda ki çift biraz sinirlendi. Fark ettim çünkü erkek olan elini kız arkadaşından çekmişti. Maço bir tipi vardı. Eh be amca sana yanlış olabilir ama saygı ne oldu neden açık hedef haline getirip milleti birbirine kırdırdın.
İçimden bunlar geçerken amcam devam etti… “Ayıp ayıp, sözde bu moderinlik oluyor. Tövbe gavur söylüyor o televizyonda bunlarda iyi birşey sanıyorlar. Biz sizin yaşınızda askerdik vatanı korurduk sen şimdi git desem gidemezsin. Zaten gitsen de bu halde bizi nasıl koruyacaksın”
Derken çaprazda ki maço abimiz ayağa kalktı daha da sinirlendiği kesin, otobüs homurtular, çocuk pısmaları ve suçsuz masum karşımda küçülmüş iki kişi, ayağa kalkan abimiz bir hışımla hafif boğazını temizleyip bizim masumcukların yanına doğruldu tabi bende biraz dikeldim korktuğum olursa elimden ne gelirse müdahale edeyim derken abimiz elini masumun omuzuna atıp “bey amca ayıp oluyor yaşından utan ne yaptılar da sana sen böyle terbiyeden yoksun konuşuyorsun” gibisinden sadece güzel siyah beyaz Türk filmlerin de göreceğimiz türden şairane bir şekilde edebi replikler attı.
Şok bir şekilde gözlerim büyürken renkli masumlarımız da kafalarını yerden kaldırıp hafif gözleri dolu şekilde birbirlerine bakıyorlar.
Amcamız altta kalır mı bir anda namus tipsali kesilip tek doğrunun kendisi olduğunu düşündüğü o meşhur ve içinden anlam çıkarılmayacak kendince anlamlı sözlerini yine terbiyesi yerlerde bir şekilde sıraladı.
“sana birşey diyen olmadı delikanlı sen otur oturduğun yerde. devam et. onların yüzünden başımıza taş yağacak bu ne ben onları görmek zorundamıyım”
O an kafamı filmler deki yavaş bir şekilde çekilmiş sahne gibi çevirip arkamda ki “duracak” düğmesine basıp “o zaman rahatsızsanız buyurun inin, biz anormal ve nahoş bir durum göremiyoruz sizin dışınızda buyurun sizde inin bu durum bitsin“.
O ana kadar susmuştum. Ne kadar cahile laf anlatırsın ki e malum kaba kuvvete olmaz şu anlık sözlü atışma var Dur Burak gibisinden derken ne olduysa Sanırım o Maço abimiz gaz verdi söyledim.
Neyse amcamız belki diğer otobüs sakinlerinin karışmamasından yalnız hissedip indi belkide evine geldi indi belkide tüm otobüsün cehenlemlik olduğunu :) düşünüp indi ama indi.
İşte sonuç mu?
Sonuç şu ki ayrımcılık o kadar farklı bir boyuta vardı ki öpüşmek tuhaf karşılanırken sana göre daha uçuk, günah, saygısız, kötü vs sayılan bir olayın karşısında normal oldu. Ve ayrımcılık yapıp sen iyisin, normalsin sen anormal ve kötüsün oldu.
Herkes çift her zaman bu kadar şanslı ve mutlu hikayelere sahip olmuyor.
Nice insan ayrımcılık, saygısızlık, hedef gösterilip yafta yapıştırmalar ve dahası yüzünden ölüme sürükleniyor yada öldürülüyor.
Üstelik bu ayrımcılık konusu sadece cinsel tercihler yüzünden insanlara yapılmıyor giderek her konuda, her yerde farklı şekilde yapılıyor. Salata gibi çeşitlerini arttırıp rant için, en ucuz yoluyla ayrımcılığı sunup insanlara birer “protein çubuğuymuş*” gibi ikram ediyorlar…
Kimse masum değil...
O zaman herkes az da olsa temiz olan elinin ucuyla bir zeytin dalı tutsun…Belki gelecek daha oksijeni bol bir dünya olur.
Bilim dergisi yazıyordu oksijenin arttığı yerlerde insanlar daha çok düşünüyormuş çünkü…
Azıcıkta olsa belki sağlıklı düşünürüz diye…
Daima Renkli ve Güzel Düşleriniz olsun…
Not 1 : Seçimler dün gece sonuçlandı. Haftaya da gündem derlemesiyle “Gelecekten Gelmeyen Adam 7- Seçim Sonrası” yazısında görüşmek dileğiyle… Not 2: *”protein çubuğuymuş” mükemmel bir film olan “Snowpiercer” dan bir terim… İzlemenizi tavsiye ederim…
submitted by lgbtifm to lgbtifm [link] [comments]


Neden Yanlış İnsana Aşık Oluruz? - Esra Ezmeci - YouTube Bazı insanlar Ölürken Neden Gözleri Açık Olur ? Öğrenince ... Neden Aşık Oluyoruz? Aşk Değil Arzu Olduğunun 7 Belirtisi - YouTube İNSANLAR NEDEN GÜLER ? AŞIK EDEN 2 ÖZELLİK - İNSANLAR NEDEN SEVER NEDEN TERK EDER ... Neden Bize Zarar Veren İnsanlara Aşık Oluruz? - YouTube Sinsi İnsanların 10 Özelliği - YouTube İNSAN NEDEN AŞIK OLUR ? - YouTube

Bazı insanlar neden aşık olamaz? - İlişkiler - Kadınların ...

  1. Neden Yanlış İnsana Aşık Oluruz? - Esra Ezmeci - YouTube
  2. Bazı insanlar Ölürken Neden Gözleri Açık Olur ? Öğrenince ...
  3. Neden Aşık Oluyoruz?
  4. Aşk Değil Arzu Olduğunun 7 Belirtisi - YouTube
  5. İNSANLAR NEDEN GÜLER ?
  6. AŞIK EDEN 2 ÖZELLİK - İNSANLAR NEDEN SEVER NEDEN TERK EDER ...
  7. Neden Bize Zarar Veren İnsanlara Aşık Oluruz? - YouTube
  8. Sinsi İnsanların 10 Özelliği - YouTube
  9. İNSAN NEDEN AŞIK OLUR ? - YouTube

Bugün en bilimsel verilerle sizlere neden aşık olduğumuzu 5 madde ile açıklayacağım. Videoyu izledikten sonra neden o kıza aşık olduğunuzun yanıtını almış olacaksınız. İNSANLAR NEDEN GÜLER ? İNSANLAR NEDEN GÜLER ? Skip navigation Sign in. Search. ... Aşk Nedir? Neden ve Nasıl Aşık Oluruz? - Duration: 2:26. Yerli Filozof 83,832 views. 2:26. Kendine İyi Davran Güzel İnsan kitabını D&R üzerinden incelemek ve online satın almak için link: https://goo.gl/ArWuSq Bu videoda bizi üzen bize acı çektiren... sevİlmek ve sevmek İÇİn gereklİ 4 Önemlİ Özellİk en az İkİ tanesİ yoksa sevİlmİyor ve sevmİyorsunuz! İnsanlar neden sever? İnsanlar neden terk eder? İnsanlar... Böylelerinden allah korusun 😮 Yoksa sen hala Onedio YouTube kanalına abone olmadın mı? http://bit.ly/OnedioYouTube Hatta YouTube kanalımıza abone olmakla yet... İzlediğiniz için teşekkürler , abone olmayı unutmayınız... İyi Fikir olarak size YouTube'da en bilgilendirici büyüleyici ve çekici videoları getirmeyi he... Kalple ilgili konular her zaman karmaşık ve dolambaçlıdır. Birçoğumuz çoğu kez duygularımızı anlamakta zorluk yaşarız. Bu yüzden gerçek aşkı bulup bulmadığım... Bir erkek bir kıza ya da bir kız bir erkeğe neden aşık olur? Neden bir erkek yıllarca birlikte yaşadığı annesine babasına yazmadığı şiirleri birkaç kez gördü... Neden Yanlış İnsana Aşık Oluruz? - Esra Ezmeci Merhaba! Ben yanlış insana aşık oldum diyenler burada mı? O zaman bugünkü videoma hoşgeldiniz! Neden yanlış in...